30 Ocak 2011 Pazar

Geniş zamanda sevmek

Biriyle ne kadar çok birlikte olduğunuzun ismini koyan, bir arada yıllarmış gibi gelse de aslında şöyle test ediveririm ben bazen kendimi: günün ne kadarını herhangi bir işle uğraşırken, zaman akıp giderken onu düşünerek geçiriyorum. Sürekli düşünmek değil kastettiğim, ama işte bir yanınızın bir çengele takılmış kuşak misali sevdiğinizde takılı olma hali, ne olursa olsun hep aklını kurcalama hali. Uzun ilişkilerde normal gibi görünse de bu, kendinize baktığınızda şaşkınlık da duyurabilir bazen. Hayatı onsuz düşünememe hali, "ben onsuz n'aparım" hali değildir,  sevişseniz de, dövüşseniz de kuralların iki kişi tarafından gizli bir anlaşmayla belirlendiği sonsuza dek bağlı olma halidir, bazen usandırır, bazen nefes aldırır.  İlişkide çengele asılı kuşak upuzun olabilir bazen, rahat rahat, ferah ferah. çeşitli evrelerden geçmiş olabilir ya da, kısacıkken bunaltıcı, kopacak gibiyken dikilmiş, esnemiş de uzamış olabilir. Birilerinin, ya da bazen bizzat sizin ayağınıza dolanabilir ya da. Birden bazen bakıverdiğinizde hayatınızın bütünleşik biçimde akıl, zihin, ruh olarak bağlanmış olduğunu görünce sevinir misiniz, üzülür müsünüz bilmem. Sonsuzluk bu hayattan da ileridir, ileridedir, bu yüzden sonsuza kadar kimse kimseye bağlı kalmasın inşallah!

Farkındalıkta bir noktaya geldiğinizde, aranızdaki kuşağın bu yaşamdan çok çok öncelere dayandığını bilmek, anlamak, hissetmek hali de ortaya çıkabilir. Bir bakarsınız, birbirinizle uğraşınız, didinmeniz, didişmeniz, sevmeniz, sevişmeniz sırf bu yaşamdan kaynaklanmaz, ikinizin de hiç bilmediği geçmişlerden taşıyıp geldiğiniz ipek bir bağdır ilişkiniz, bu yüzden de başka türlüdür. Kalıplara sığmaz, çok korkar, hiç korkmaz, çok nadirdir, bazen umursamaz. Herkes bir bu yaşamın yükünden haberdarken, siz kaç yaşamın yüküyle mücadele edersiniz, bu yüzden de kolay kopmaz. Biri birinin gözünün içine bakarak, kalbinden çağlayarak "seninle bu yaşamda ruhen, bedenen ve akıl olarak tamım" dediyse, ne sizi ne onu kendi varlığınızın gücü dışında hiçbir şey tamamlamaz. Birbirinizin zehiri ve panzehiri olduğunuzda dizleriniz titrer, kimse kolay anlamaz. Bu yüzdendir ki aynısınızdır ve aynasınızdır ve kurguların ve kuralların dışında, farklı iki insansınızdır. Bu fark ömür boyu canınıza okur.

O zaman bir de Ümit Yaşar Oğuzcan söylesin, ben çok severim:
"Perdeleri kapat, sevgime tanık istemem
Işığı söndür, gel otur yanıma konuş
Ergeç anlaşacağız başka çaremiz yok
Sonra sevişeceğiz, bu düzen böyle kurulmuş
İstersen yine hep hayır de, olmaz de, ne çıkar
Her şey olacağına varıyor çaresiz
Yaşamak zorundayız, sen de biliyorsun
Öyleyse gel otur yanıma sevişmeliyiz"



Aşk, birbirinin gözlerinde kimsenin görmediği şeyleri görebilecek kadar yakın, kuşağın ucunu unutacak kadar serbest, gördüklerinin hepsini birden sevecek kadar cesur olma halidir. Ayıklamadan seversiniz. Kimsenin bilmediğini, bilemeyeceklerini sadece ikiniz bilirsiniz. Alnını alnınıza yasladığında geçmiş, şimdi ve gelecek yok olur, hepsi orada bir arada kaybolur. Sonra dönüp işinize gücünüze bakarsınız, zırhlarınızı giyersiniz hayata karşı. Hayat, bir dolu kalabalık, akıp giden günlerin telaşı, hepsi ne kadar sunidir. Oyundur hepsi. Bir oyuncu olduğunuzu unutmadan size biçilen rolleri oynarsınız. Gerçeklik, göğüs kafesinizin tam ortasında bir çift beyaz kanatlı kuştur.

Bütün yaşamımı bu gerçekliği görmeye adamıştım. Şimdi kanat çırpıyor.

3 yorum:

ozi dedi ki...

yazınızı yeni okudum beğendim,tamamı sizin mi?
kaynak belirterek paylaşabilir miyiz?

tholkapiyan dedi ki...

interesting blog. It would be great if you can provide more details about it. Thanks you


Ipek Hali

Ağustos Büyücüsü dedi ki...

Merhaba Ozi!

Yazının- buradaki yazıların hepsinin-tamamı bana ait. Kaynak gösterip ismimle kullanabilirsiniz. sevgiler!