Tuvalet dışarıda deyince aklıma çocukluğum geldi. Torbalı’da oturan bir amcam vardı, İrfan amcam. Kocaman büyük bir evleri vardı, kocaman bir bahçe içinde. Sokaklarından içeri girer girmez şimdi bile burnumun direğini sızlatan bir koku sarardı etrafı, tütün kokusu. Tütün dizerdi insanlar depolarda, damlarda. Benim de dizmişliğim var. Uzun, upuzun şişlere, elleri yapış yapış yapan çiğ tütün yaprağı kokusu tütüyor burnumda.
Amcamın bahçe içindeki kocaman evinde tuvalet dışarıdaydı. Gece çok zor olurdu o yüzden tuvalete kalkmak. Sırf “anne çişim geldi” deyip, pijamalarla buz gibi soğuğa çıkarak yürümek zorundalığı yüzünden değil, kırmızı el yüzünden. Evet kırmızı el; çocukluğumuzun korkulu rüyası.
Mahallede çocuklar birbirlerine tuvaletin deliğinden çıkan kırmızı elin hikayesini anlatırlardı geceler boyu. Sabaha karşı tuvalete girersin, gözlerin yarı uykulu ve delikten çıkan kırmızı el seni deliğe çekiverir.. Şimdi elbette çok saçma ve safça gelmesine rağmen, tuvalete düşen kırmızı bulaşık eldivenini görüp fenalaşan çocuklar vardı. Tuvalet diyorsak alaturka. Alafranga tuvalete geçişimiz ilkokulun sonlarını bulmuştur bizim.
Sabah tuvalete kalkmanın güzel yanı, bazen yeni doğan güneşe rastlamak, yeni açılan çiçeklerin kokularını almak, sessizliği dinlemek olurdu. Tüm çocukluğum boyunca amcamın evine yapılan ziyaretleri dört gözle beklerdim, yerleri tahta, kırmızı halılı salonun yürürken zıngırdaması, misafir odasındaki eski kolonya şişelerinin baygın kokusu, küçük misafir odasındaki dev boy aynası, benliğimizi saran kırmızı el korkusu. Hayalimdeki sahnelerden biri gece bir karanlıkta önde “kırmızı el geliyooor" diye bağıran ve onun peşinden çığlık çığlığa koşan çocuk sürüsü. Çocuk işte, akıl eksik oluyor…
Doğanın içinde olmayı çok özlüyorum. Kaz dağları, Adatepe köyü hayatta en sevdiğim yerlerden. Köy yeri deyince artık aklıma düşenlerden. Etrafınızın yemyeşil dağlarla çevrili olduğunu düşünün, çam kokusu dışında koku duymadığınız, horoz ve kopek sesleri kesildiğinde bana kulaklarım vakumlanıyormuş hissini veren tam sessizlik hali içinde yaşadığınızı düşünün. Düşünemiyor bile olabilirsiniz. İki yıl önce peşimde bir hindi beni köyde dağ tepe koşturmuştu. Hindiden ve -beni tepeler diye aklımda kalmış- horozdan korkarım ben. Temkinliyimdir yanlarında. Böyle bir yerde yaşarken insanın ne yediği ne giydiği umurunda oluyor, hayat çok basit, çok sade. Basitlik, sadelik özlüyorum ben. Daha geçen aylarda giysi dolabımın yarısını elden çıkarmış olmama rağmen, hem hayatlarımız hem dolaplarımız, şehirde her yanımız çok karışık. Sanal medya ile ilişkimiz, insanlarla iletişimimiz, beklentilerimiz hepsi karmakarışık. Etrafımızı kuşatan haller, içimize işlemiş kalıplar, kaçamadıklarımız, peşinden koştuklarımız çoğu bilinçli esaret. Sadelik hallerini özlüyorum, sadeleşmiş hayatları seviyorum, buna rağmen iki çift New Balance ayakkabım var. New Balance, şehirli rahatlığı. Şimdi şuracıkta gözüme iliştiler de nu da yazıverdim.
Bu gün hayatımda yediğim en güzel kabak tatlısını yedim. Sönmüş kireçte bir gün bekletilen kabaklar cam gibi oluyor ve tam pişmiyor ama çiğ ve şeffaf ve tatlı. Şuracığa resmini koyuveriyorum. Yazının bonusu. En kısa zamanda sönmüş kirece kabak gömücem.
Şimdilik bu kadar olsun. Gözümün önünde bir zamanlar mendireğinde uyku tulumu ile uyduğum Assos var. Entel sahil kasabası. Bir sonraki yazımı Assos ve civarı üzerine yazayım.
Bir de yarının menüsünü veriyorum, bunları yemek istiyorum;
Nar ekşili buğday salatası
Salata
Cacık
Ananas
Hazırlamak 20 dakika sürer.
Bazılarınız bunu okurken ben çoktan Yoga Kampına doğru yola koyulmuş olacağım. Diyorum ya leyleği havada gördüm bu yıl. Bavul her daim elde. Olsun, zaten siz de civarda olmamama alıştınız. Hem çok yolculuk yeni yol hikayeleri demek.
Bir de aklımdan geçti de şimdi, mırıldandım;
Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve kuzeydeydi güneş
Kömür deposu boşaldı işte Mamak’a sonbahar geldi..
Çok severim, yola çıkınca mutlaka mırıl mırıl söylerim..
Bunlar da yol fotoğraflarım. Iphone 4'üm sağolsun çok yardımcı oldu.
Karışık satırların sonu geldi. Hepsi biraz da sizi habersiz bırakmamak için..
Sevgi, saygı, ışık, öpücük falan...
Pinare




1 yorum:
küçükken anneannemlere köye gittiğimizde aynı tuvalet sorunu bizde de vardı, gecenin bi yarısı 15-20 metre ötedeki helaya gidemezdik. kalkar, bahçeye, o zamanlar leyleklerin yuva yaptığı koca kavak ağacının dibine işerdik. annanem korkuturdu, yürünen yola işemeyin sakın cinler çarpar, yüzünüzle kıçınız yer değiştirir diye.
inanırdık.
düşünsene ne fena durum.ay gibi toparlak ve parlak bi surat. :PPP
bi de o ötedeki helanın olduğu yerin etrafında tavuklar horozlar falan vardı, en büyük eğlencem o tavuklardan birini kovalaya kovalaya helaya kilitleyip, tuvaleti kullanacak kişiyi korkutmaktı.
genelde annanem olurdu o kişi, korkmazdı..:)
bak aklıma geldi gece gece, yarın bi arayayım..
Yorum Gönder