Uzun zamandır yazmak istiyorum, ama hem zamansızlık yüzünden hem de ülke gündeminin çalkantısından, oradan oraya savrulan yorumlardan yorgun düşmüştüm. Daha Van depreminin yaraları sarılmadan üst üste yaşanan hem siyasi hem toplumsal platformda insanın yay gibi gerilip ok gibi ileri fırlamak isteğini körükleyen o kadar çok şey var ki durulmak, durmak ihtiyacındaydım.
Durdum bir süre. Durmak iyidir.
Durmak derken, durabilmek de maharettir. Çevrede bizi konuşmaya, yorumlamaya, anlatmaya, illa ki de duymaya, dinlemeye iten o kadar çok uyaran olunca durmak zordur. Durmak düşünmeyi gerektirir, hiç durmadan konuşursanız düşünemezsiniz. Ya da düşünür zannedersiniz kendinizi ama kendi sesinizin yankısında gerçekliğini yitirir kelimeleriniz. Dolayısı ile ben arada durmayı seçerim. Bunu yeni keşfettim. Susmanın güzelliğini ve durmanın eşsiz anlamını yeni yeni kavradım.
Gün içinde hayatın olağan örgüsü hepimizi zaten yapması gereken şeyler için iteklerken durmak zordur aslında. Sabah uyanır, işe, okula gider, ailenizle, sevgilinizle, birlikte çalıştığınız insanlarla mecburen bir rutinde olağanlıkla konuşur, paylaşır en nihayetinde kaçınılmaz bir eylemler zinciri üzerinde günün sonuna doğru yuvarlanırsınız. Her an birileri ile konuşmak, iletişmek, iletmek, dinlemek, okumak zorundasınızdır. Bu iletişilecek kişiler kiminin yaşamında çok, kiminin yaşamında daha az olabilir; en nihayetinde koşullarımız farklı farklı. Fakat keşfettiğim şey bu koşulların içinde “durmak” yani eylemsiz, sessiz mümkünse sükunetin kollarında sadece o anda var olanı telaşsız biçimde sürdürmeyi başarmak. Çok huzurlu. Fakat bir o kadar da zor.
Örneğin şimdi bu yazıyı yazarken, bir yandan bitirmek gereken bir proje raporu, bir yanda bir kitap editi var. İkisi de arkada açık. Bir ekranda sosyal iletişim ağı açık, oradan herkesin düşünceleri durmaksızın akıp gidiyor. Bir yandan bir elektronik kitap indiriyorum, bir diğer yandan cep telefonum açık. Cep telefonum 24 saat açıktır, annem uzakta yaşıyor. Onun her istediği an ulaşılabilir olmak 20 yıldır hayatımın değişmez düsturu ama bu beni her isteyene her dakika ulaşılabilir kılıyor demek değil. Eskiden –örneğin; aradığımda telefonumu açmıyorsa sevgilimin burnundan getirirdim, kendisi dünyanın en abudik köşelerinde, dağın tepesinde de olsa cep telefonu elinde gezerdi. Gençlik mi desek, şımarıklık mı bilmiyorum. Çok sevilmekten şımarmış biri olduğumu utana sıkıla itiraf ediyorum şimdi. Tam bu noktada aklıma şahane bir film repliği geldi hemen söylemeliyim. 1970’lerde geçen bir Amerikan filmi. Kadın bir masada başka bir kadın arkadaşı ile oturuyor. Sevgilisi için şöyle diyor “onun sevmediği ne varsa hep yaptım, ama o hep beni daha çok sevdi” . İşte böyle. Gerçekten ve her koşulda sevilmenin değeri eşsizdir ve bu olağanüstü iyileştiricidir.
Eskiden insanlar birbirleri ile istediklerinde buluşur özlediklerinde görüşürlerdi, şimdi teknoloji sanal dünyadan her saniye paylaşımı mümkün kılarken aslında paylaşmanın daha doğrusu paylaşılanın değerini azaltıyor mu diye de düşünüyorum. İletişim en basit haliyle dahi iki yönlü bir şeydir, fakat her iki taraf durduğunda dahi bir şekilde en azından hislerden yöne paylaşım sürüyor ise o en güzelidir. İletişim kurmak için sürekli konuşmak ve yazışmak gerekmez, insanın birbirini düşünmesi değerli bir şeydir. Teknoloji yüzünden birbirimizi düşünmeyi unuttuk, oysa ne güzeldir birini “düşünmek”. Her düşündüğümüzü paylaşmayı bırakmadığımız sürece de “durmak” mümkün olmayacak. İletişimi konuşmak zanneden bir çok insanın boş konuşmalarının toplamından ikinci bir Çin Seddi inşa edilir. Ama uzaydan görünür mü bilmem.
Evet durmak diyordum, değerli bir şey durmak. Şimdi bu yazıyı yazarken mesela duruyorum, başka hiçbir şey üstünde düşünmüyorum, sadece bunu yapmak istiyorum ve sadece bunu yapmak için belli bir zamanım var. Durmak herkes için farklı olabilir, kiminiz bir ağacın altında durmak istiyor olabilirsiniz, kiminiz bir koltukta elde kitapla durmayı düşlüyor olabilirsiniz. Belki birileri bir Asana’ya girip öyle durmak istiyordur, ya da sevgilisinin kollarında durmayı hayal ediyordur. İşte “Yoga şimdi ve burada olma sanatıdır” ve bunu öğrenmek kolay değil. Şimdi ve burada olmayı öğrenmek sakinleştiren ve anı eşsiz kılan bir şey. Bunu yazıyorum ve bu an eşsiz.
Elbette doğal gaz borusundan petrol aşıralım diye boruları delip bir bölgenin havaya uçma tehlikesi karşısında tabanları yağlayıp kaçan ya da yangın tatbikatımız yarım kaldı diye sönmüş ateşe tiner döküp insanları yaralayan ya da kamyonu dün ben sürdüm Leonardo da Vinci cümlesi ile dağılıp toparlanamayan insanlardan oluşan ülkemin şartlarında sakinlik kolay değil. Bu ülkenin yarısı kişisel gelişimi için kişisel gelişim kitaplarından medet uman tuhaf tutuk akıllarla dolu. Buradan gerçek bir eğitimin aslında sosyal çevre ile örgülenen bir şey olduğu gerçeğine bağlanmak istiyorum ama bana ayrılan süre doluyor mu ne. Bu yüzden –maalesef- kültürel olarak köklü üniversitelerde okumak işe yarıyor, çünkü orada ders kitaplarıyla gelişmesi mümkün olmayan bir sosyal zeka ve toplumsal duruş geliştirmenize olanak tanıyacak ortamlarda öğütüle eğitile serpilip gelişiyorsunuz. Buraya ise nereden geldik hatırlamıyorum. Mozart’ı Bach’a tercih etmem, fakat klasik gitarla icra edilen bazı eserleri olağanüstüdür. Şu an bir tanesini dinliyorum ve yüzde elli kendimden geçtim, yüzde elli ile yazıya devam etmeye çalışıyorum.
Bu arada değişikliği fark etmişsinizdir, twitter hesabımı halka açmış bulunuyorum. Önce duvarımdaki bazı aile arkadaş ortamı yazışmalarını temizledik, bazı fotoğrafları kaldırıp hesabın kilidini çözdük. Kilit çözülünce benim dilim bağlandı. Hep böyle olur. Fakat sırf benim değil başkalarının da dili bağlandı. Geçen gün sevdiğim biri şöyle dedi: baktım seni x kişi izliyor, e ne yazayım ki şimdi o zaman ben sana, o görecek filan... Dedim doğru. Zaten yazma. Yazacağına dön söyle. Ama bu işe de sosyalleşme diyorlar, maşallah herkes birbirinin kankası. Ama sorsan değiller, sosyal alemde kikirdeşmek sosyal biri olmanın raconu mu ne. Benim pek tarzım değil.
Kendi kendine sayıklamalar biçiminde süre gelen yazıyı daha fazla eziyet etmemek için bitiriyorum. Stay hungry, stay foolish o zaman.
Bu da Yoga Academy Fethiye kampında zamanın durduğu andan bir fotoğraf.
Durmak güzeldir.

3 yorum:
Cok sevdim durma fikrini..
Durulmuyor ki..
"Gerçekten ve her koşulda sevilmenin değeri eşsizdir ve bu olağanüstü iyileştiricidir." karşılığında gerçekten ve her koşulda sevmenin değeri de eşsiz diyelim ama bunun olağanüstü "iyileştirici" bişi olduğunu söyleyemeyiz gibi. çok zorlayıcı bir iyilik halidir bu :)
Sevgiyle
Sevgili Zazie;
Gerçek sevginin içinde beklenti yoktur. Beklenti acıyı yaratan şeydir. Dolayısı ile eğer "ego" nun ötesine geçip beklentisiz sevmek mümkün olabilir ise bu kesinlikle şahane ve iyileştiricidir. Bu arada "Yoga şimdi ve bu anda kalma sanatıdır" der Paramahamsa Akif Manaf, bunu öğrenebildiğimizde durabiliyoruz:) herleye rağmen, Her tür koşturma ve karmaşanın içinde dahi.
sevgiler
Yorum Gönder