15 Mayıs 2016 Pazar

I am temporarily alive- Geçici olarak hayattayım!

İnsanın başkalarını sevmesi için, önce kendini sevmesi gerek.

Bunu çok fazla yerde duyuyoruz değil mi? Ama gerçekten anlamını "kendini sevmek" denilen şeyin ne olduğunu oturup düşündünüz mü?

Üniversitede Boğaziçi II. kız yurdunda kurduğumuz 504 muhtarlığı sırasında, koridorlar bizim için çok anlam taşırdı. Yaşam alanıydı koridorlar. Geleni geçeni görüp izlediğimiz, herkesin "yatak kıyafetleri" ile makyajsız kendi gibi varolduğu alanlardı. Uzun uzun boy aynaları vardı upuzun koridorlar boyunca ve o boy aynalarının karşısına kilitlenmiş bazıları da yok değildi; saçına başına bakanlar,  sivilcelerini sıkanlar, sürekli makyaj malzemesi deneyenler... Bir de hiç unutmuyorum; kendini öpen biri vardı. Evet, aynen doğru duydunuz, aynanın karşısına geçip "canım kendim" diye kendi kolunu filan öpen biri vardı; çok zeki, kıvırcık saçlı, çok iyi bir liseden gelme, güzel bir kızdı.

Sonradan çok düşündüm; kız açıkça kendini seviyordu. Birazcık abartılı bir ifadeyle, belki de etrafı neşelendirmek için abartarak içinde bulunduğu bu eylem, aslında hem herkesin içinde bulunduğu bir ruh haliydi bazen, hem de bazılarının hiç mi hiç hissetmediği bir şeydi.

Kendini sevmek çok değerli bir şey. İnsan içeriden dışarıya doğru taşan bir varlık. Eğer kendinizi olduğunuz gibi ne kadar çok severseniz o kadar çok sevebilirsiniz. O kadar çok da seversiniz. Sevmek kabulle başlar.

Kabul dediğimiz şey ise "razı olmaktan" çok farklı. İnsanın kendini olduğu gibi kabul edip sevebilmesi için kendini iyice bir görebilmesi gerek. Oysa çok sevdiğim birinin söylediği gibi "ruhuyla arasındaki bağlantıyı koparmış, kendinden mesafe almış insanlar var". İşte onlar sevgisiz oluyorlar, iletişimlerinde, ilişkilerinde öfkeden besleniyorlar. Kendimizden, ruhumuzdan ne zaman uzaklaşsak; kıskanç, öfkeli, alıngan, öküz altında buzağı arayan hallere giriyoruz. Alıngan insan en korktuğum şey.
Eğer kendinizi yeterince seviyorsanız, bu sevgi ve geçmişinizdeki tüm kararlar, tüm yaşananlar, tüm birikmişliklerinize dair de oluyor. Pişmanlık denilen hissi yaşamıyorsunuz o zaman, kendinizi geçmişte yaptığınız her şeyle, doğru ve yanlış kararlarla, süründüğünüz ve süründürdüğünüz tüm durumlarla kabul edip kucaklıyorsunuz. "Ben böyleyim, yerse!" gibi bütün davranım ve kararları karşındakinin üstüne atıp kaçıveren insanoğlu tavrından söz etmiyorum elbette. Sözünü etmeye çalıştığım şey; geçmişte hesaplaşamadığınız hiçbir şeyin kalmamış olması, her türlü yaşanmışlığı düşündüğünüzde içinizin ferah oluyor olması. Geçmiş kuşkusuz ki çok "ferahlatıcı" şeylerle dolu olmayabilir; üzmüş, üzülmüş olabilirsiniz, ama kendinize ve yaşadığınız her şeye dair her ne varsa "evet öyleydi, ve bu yüzdendi, bazen de böyle zamanlarımız oldu" ayıklığına varmış olmak çok ferahlatıcı. Kendinizi sevmek için illa dünyanın en iyi insanı gibi davranmış olmanız gerekmiyor, ama gördüğüm bir şey varsa, o da kendini anlamayan insanın başkalarıyla anlaşamadığıdır.

İnatçılık, kavgacılık, alınganlık, olmadık şeylerden olmadık anlamlar çıkaran kişiler bunu "kötü" oldukları için değil, aslında kendi kendilerini yeterince sevmedikleri için böyle yaşıyorlar bence. Ve kendilerini sevmediklerinde birilerini de sevmiyorlar. "Herkesi sevmek zorunda değiliz" cümlesi bana çok ters. Sevmek zorunluluk değil ki zaten.

Kendinizi severseniz bu etrafınızda görünmez bir kaygan küre oluşturuyor; kendini sevme küresi. Bu kürenin üzerinden başkalarının ne dediği, sizi nasıl gördüğü, hatta varsa sövgüsü bile akıp gider. Bir bakmışsınız sizin için abuk subuk şeyler düşünen insanlara sırıtarak bakan komik bir insan haline gelmişsiniz. Başkaları tarafından "aptallık" gibi görünen bu durum, çok rahatlatıcı bir şeydir, negatif şeyler size erişemediği için neşeli, insan seven, canlı biri olursunuz. Zaten "nemrut" ve "sevgisiz" biri olarak algılanmaktansa "aptal" biri olarak anılmak bence harikadır.

İnsan olarak şu hayatta ürettiğimiz en değerli ve yegane anlam sevgidir. Sevmek üzerinedir.

Kendini sevmeyen insanlar, başkalarıyla olan sevgilerini de "almak" üzerine bencilce yaşarlar. Kendini sevmemek öyle bir boşluk yaratır ki; başkalarından zorla çekip çıkarmaya çalıştığınız sevgiler hiç rahat ettirmez, aksine zorlayıcı, baskılayıcı, sahiplenici, kıskanç sevgiler olur.
Artmaz eksilirsiniz.

Kimse mükemmel değil, kimse mükemmel davranmayı becerebilecek de değil elbet. Ama bazı kilometre taşlarında durup düşünmek ve "kendini kabul etmek" çok güzel olur. Kendini olduğu gibi kabul etmesi için insanın önce kendini görmesi gerek. Kendine bakabilmesi, kendine bakmak istemesi gerek. Bu da cesaret ister.

Yoga'da ve kadim öğretilerde öyle teknikler vardır ki; sizi hasta eder. Çünkü size bir ayna tutulur, o aynada neyi neden yaptığınızı, neyi neden seçtiğinizi, nasıl biri olduğunuzu görüverirsiniz. Bununla başa çıkmak da çok zordur, hasta olup yatağa düşebilirsiniz. Bağışıklık sisteminiz çökmüş gibi, kendinize bağışık "ben böyleyimi ben şöyleyim, ben bundan dolayı böyleyim" dediğiniz ve ayakta kalmak için tutunduğunuz duvarlar yıkılınca hastalanırsınız. İyileşmeniz ise daha derine inip kendi özünüzle bağlantı kurduğunuzda başlar. Kendini görünce hastalanan insanlar iyileştiklerinde, bir daha asla eskisi gibi olmazlar, o insanlardır ki etrafa ışık saçarlar, neşe saçarlar, sevgi saçarlar. Böyle arkadaşlarım var, hepsini tanıdığım için çok şanslıyım. Kendi kusurundan söz etmekten kaçınmayan insanlar başkalarında kusur aramazlar. Önce kusuru kendinde aramayı becerebilen insanlar, kusurları da, kusurluları da sevebilen insanlar olurlar.

Geçenlerde bir yerde rastladım "I am temporarily alive" yazıyordu. Ne kadar gerçek!

Geçici olarak hayattayım. Üstelik ortalamanın üstünde yaşamazsam, yarı ömrümü çoktan geçtim.
Hayatın geri kalanında hiçbir şeyi başarmak ile ilgili bir hırs taşımıyorum, ama hep kendimle bağlantıda kalmak gibi bir çabam var. Arada unutuyorum. Olsun.

Geçici olarak hayattayım. Bir gün gittiğim zaman arkamda kalacak tek şey çok sevdiğim ve sevildiğim kadar olacak. Bir his olarak kalacağım. Neyi başardığım, neye sahip olduğum, yeteneklerim, her ne yaptıysam; başka insanlara dokunmamış, başka hayatlarda güzel hisler yeşertmemiş olan şeylerin hepsi yok olacak. O yüzden en değerli şeydir, başkalarının kalbine dokunarak yaşamak. Arkadaşlar, dostlar, aile, hiç tanımadıklarımızla bile yaptığımız sohbetler çok değerlidir. Taksi durağındaki bütün taksicilerin hayatını biliyorum diyorum; benimle dalga geçiyorlar; halbuki en güzel şeydir benim için hiç tanımadığım insanlarla sohbet etmek. Her yeni insan yeni bir dünyadır, yepyeni kapılardır. Yeni ilhamlardır sevmeye ve yaşamaya dair, yeni öğrenmelerdir. Bu yüzden insan sevmeyen, insan ayıran, iki güzel sözü, bir güler yüzü başkalarından esirgeyenler çemberimden uzak dururlar. Doğal olarak. Hiç böyle bir arkadaşım olmadı. Gerçek sevgi, eninde sonunda gerçek insanları çeker kendine. Herkesin hayatında kendiyle mücadele içinde olduğu, başkaları ile mücadele içinde olduğu dönemler vardır. Mücadele son bulunca; gerçek sevgiye yer açılır. Sevmek çabasız bir akıştır.

Geçici olarak hayattayım. Hepimiz geçici olarak hayattayız. O yüzden şimdi içinizi ağırlaştıran, kalbinizi sıkıştıran, hayatınızı zorlaştıran her ne varsa yavaşça yere bırakın ve devam edin. Hayat gerçekten kısa, üzüntü yaratan şeylerin hemen hepsi boş. İnsanın en büyük yeteneklerinden biri de değmeyecek şeylere üzülebiliyor olmasıdır. Bunda hepimiz şahaneyiz.

O yere bıraktığınız şeylerden, sırtınızdaki kalbinizdeki boş yüklerden açılan boşluklara şimdiki bahar günü gibi güzel çiçekler, güzel kokular ve enginar dolacak.

Evet enginar. Yazının sonunda olması gereken buydu, çünkü ben İzmirliyim ve kalbi olan tek yiyecek Enginardır.

Sevgiyle ve neşeyle kalın.

Pinar





4 yorum:

Serap Çakıl dedi ki...

pek iyi geldi. :)

Eren dedi ki...

Merhaba,

Biraz önce siteyi buldum ve yazılar gerçekten etkileyici bakalım tamamını okuyacağım Sonra bir yorum daha yazacağım devamı gelir umarım. Bu arada bu başlık çok iyiydi

çorba kafa dedi ki...

O kadar doğru ki yazdıklarınız ama ne kadar az insan kaldı ruhunu unutmayan benliğini kendini unutmayan

soslu badem dedi ki...

blogları gezerken bulduğum bu güzel blogu hemen takibe aldım. bende beklerim. sevgiler.
http://soslubadem.blogspot.com.tr
bu arada yogayı tek geçerim sevgiler...