<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936</id><updated>2012-02-03T00:32:25.859+02:00</updated><category term='Babaanne'/><category term='Seni buldum'/><category term='gözlük'/><category term='Değişmek'/><category term='Yalova'/><category term='ahimsa'/><category term='Just Kids'/><category term='Caravaggio'/><category term='İnsanlık hali'/><category term='Koimeis'/><category term='Kartalkaya'/><category term='Nardugan'/><category term='Marmaric'/><category term='Van için Rock'/><category term='Raw vegeterians'/><category term='mutluluk'/><category term='yoksa ben miyim anormal'/><category term='Snowboard'/><category term='Aras'/><category term='kar manzarası'/><category term='Kişniş'/><category term='Hayat'/><category term='Anjinsan'/><category term='Kariye'/><category term='yaz bitti'/><category term='Olympos'/><category term='Çocukluğum'/><category term='Tatil'/><category term='İsviçre Çakısı'/><category term='ne varsa artik'/><category term='Gülmek'/><category term='yeğen'/><category term='Pop Art'/><category term='Ege Zeybeği'/><category term='dünyanın bütün çocukları'/><category term='Karma'/><category term='Uykudan Once'/><category term='internet sansürü'/><category term='Aras Elmasoglu'/><category term='Yolculuk'/><category term='Bursa'/><category term='Hoşnutluk'/><category term='Meryem&apos;in Ölümü'/><category term='anlam'/><category term='Çağan Irmak'/><category term='Dodge'/><category term='Sayıklamalar'/><category term='Gone with the wind'/><category term='Gezi yazısı'/><category term='Çoluk Çocuk'/><category term='kardeş'/><category term='119 sokak'/><category term='beni al onu alma'/><category term='kavuşma'/><category term='sevmek'/><category term='Ağva'/><category term='Uçmak'/><category term='günlük'/><category term='anda kalmak'/><category term='cam'/><category term='evlilik'/><category term='petrol sitesi'/><category term='Bolu'/><category term='Orjinal Yoga Sistemi'/><category term='Prensesin Uykusuyum'/><category term='şiir'/><category term='Hollywood'/><category term='Woodstock'/><category term='Vincent'/><category term='Depeche Mode'/><category term='Roy Lichtenstein'/><category term='Safranbolu Mantısı'/><category term='Shogun'/><category term='Drowning Girl'/><category term='Lost'/><category term='Kuzey'/><category term='Patti Smith'/><category term='22 Ağustos'/><category term='At'/><category term='YSE'/><category term='İncekaya Su Kemeri'/><category term='fotoğraf'/><category term='Baba'/><category term='Van depremi'/><category term='Softcore'/><category term='mikroskop'/><category term='Yeni yıl'/><category term='Boğaziçi Üniversitesi'/><category term='Nefes Bile Almadan'/><category term='Bulak Mağarası'/><category term='Güneşli hayat'/><category term='Eternal Sunshine of the spotless mind'/><category term='instagram'/><category term='eski mahalle'/><category term='vejeteryanlık'/><category term='düğün'/><category term='Cemal Sureya'/><category term='Leme Leme'/><category term='pinar'/><category term='dogum günü'/><category term='Aslan Adam'/><category term='Gevezelik'/><category term='Beat'/><category term='Masamin uzerindekiler'/><category term='Permakültür'/><category term='edip&apos;in sağ gözünden'/><category term='Redd Softcore'/><category term='mercek'/><category term='Fiordlar'/><category term='Sonbahar'/><category term='Atom Karınca'/><category term='Masal'/><category term='Neşe'/><category term='Redd'/><category term='Kar'/><category term='şiddet'/><category term='Durmak'/><category term='Padawan'/><category term='aşk'/><category term='pelit'/><category term='gün güneşli'/><category term='erken kalkan yol alır'/><category term='et yemek'/><category term='Kelebek'/><category term='pratyahara'/><category term='Yoga Kampı'/><category term='Yoga'/><category term='Pınar Elmasoğlu'/><category term='Skinny Jeans'/><category term='Kış'/><category term='altzine'/><category term='Doğa'/><category term='50/50'/><category term='Evlenmek'/><category term='Alp Dağları'/><category term='Death of Virgin Mary'/><category term='ilişki'/><category term='İzmir'/><category term='Antalya'/><category term='Buz Otel'/><category term='mezbaha'/><category term='Eylül'/><category term='Jedi'/><category term='webstagram'/><category term='hayatın anlamı'/><category term='Saklıköy'/><category term='Hipster'/><category term='Safranbolu'/><title type='text'>Ağustos Büyücüsü</title><subtitle type='html'>Güneşli Günlerin Gücü Adına...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>54</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-8977326361657314454</id><published>2011-12-28T12:07:00.002+02:00</published><updated>2011-12-28T14:25:43.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nardugan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anda kalmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeni yıl'/><title type='text'>Happy Nardugan!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8h3iEiVV8zk/TvrqLiji-TI/AAAAAAAAAdg/zzCNEgzGdsI/s1600/pikjpg.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-8h3iEiVV8zk/TvrqLiji-TI/AAAAAAAAAdg/zzCNEgzGdsI/s320/pikjpg.jpg" width="219" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sevgili dostlarım, dost bildiklerim, tanımadan da sevdiklerim, tanımaya imkan bulamadığım iyi insanlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( bu kadar geniş bir giriş cümlesi insana yağız atlar kişnedi meşin kırbaç şakladı bir dakika araba yerinde durakladı dedirtiyor. Bilenler bilmeyenlere anlatsın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nardugan Türkler ve Sümerlerde gece ve gündüzün savaşının bittiği, günlerin uzamaya başladığı gündür ve yeni yıl bayramıdır. Nardugan, doğan güneş demek. Bir pagan geleneği olarak insanlığın ürediği inanılan Akağaçların süslendiği, altında oyunlar oynandığı o gün, Türklerden, Sümerlerden Roma'ya orada da hepimize sirayet etmiş bir bayram günü. Çam ağacı süslemek de oradan geliyor. hristiyan geleneği diye kasmayın, ağaç süslemek Türklerin genlerinde var. Ferah ferah süsleyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılın gelişi benim için ise hiçbir şey ifade etmez. Her gün yepyeni bir gündür, iyi ve güzel şeyler yaşayabilmek için. Ne takvimlere ne saatlere inanırım, zaman benim için birimsiz akar. Geriye çeviremediğimiz bir şeydir zaman ama önümüzdeki şeyleri planlamaya, mutlu ve güzel kılmaya her zaman fırsatımız var, hep olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden çıkıp okula giderken abonman biletini cebinde hazır tutan bir çocuktum ve bu yüzden de hep çok fazla gelecek planı programı yapan biriydim eskiden. Cebimde, parmaklarımın arasında kıvrılmış abonman biletini hazır tutmak gibi bir şey değil oysa geleceğin getireceklerini belirlemek. Umut ve istek başka bir şey, planlar yapmak başka. Geçtiğimiz 2011 yılı Yoga yolunda kendimce ilerlediğim, ilerledikçe bir sürü şeyin farkına vardığım bir yıl oldu, kendi kendime en çok "Yoga şimdide ve anda kalma sanatıdır" cümlesini tekrarladım, bu cümlenin anlamını hissetmeye başladığımda hayat da bambaşka bir hale büründü. Sadece şimdi var. Geçmiş geçti ve geleceği de bilemiyorum. Geleceği kontrol edemiyorum. Bu yüzden şimdi var olan herşeyin içinde kalarak yaşamak insanı hem özgürleştiren hem mutlandıran bir şey. Şimdi telaşsız, çünkü var. Oysa ne geçmiş ne gelecek yoklar. Şimdi telaşsız ve mutlu; kurguya ve beklentiye gerek duyulmayacak kadar içinde olduğumuz an bu an. Günler birbirini bazen benzer bazen bambaşka hallerde takip ediyor, ama aslında her an eşsiz. Gerçekten anda kalmayı başarabilmek hiç de kolay değil, ama bu gerçek bir konsantrasyon, telaşsız bir mutluluk halini peşinden sürüklüyor. Karşılaştığımız her ne olursa olsun insanı pespaye hallere sürükleyen şey ya geleceğe ya geçmişe ait kurgulardır. Anın getirisi ise bazen zihnimizin ürettiği senaryoların dışında ve benzersizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Yıl bu nedenle benim için ifadesiz. Üstelik insanların tüm eğlence, tüm yeme içme, tüm güzelleşme ve tüm paralarını yılbaşı eğlentisi konseptine yatırıyor olmalarına şaşkınım. Eğlenenler, eğlenmek için zorlananlar, zorlanıp eğlenemeyince içip coşmaya çalışanlar, istedikleri yerde olamayanlar, istemedikleri yerde zorla olanlar, istedikleriyle olanlar, istemedikleriyle bir arada olanlar... Az kaldı bitecek. 01 Ocak sabahı bir önceki akşama göre herşeyin yaldızlanmış anlamını yitirdiği gerçek bir hayata çizgili pijama konseptinde içinde uyanacağız. Bu yüzden önerim; zorlamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'in son yazısını çok dallandırmak istemiyorum ama 2008 yılında yazdığım "Allah yazdıysa bozsun" yazımı biraz önce "yazılarım" dosyasında görünce ortaya karışık paylaşmak istedim. Mecaliniz kalırsa okursunuz. Şu an bir anlamı olduğu için değil, öylesine. Üniversite yıllarıma, mor pantolonlu sevgililerime, tüm gitaristlere ve sosyal bilimcilere ve matematikçilere selam olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her anınızın neşe dolu olmasını dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;a href="http://www.yorumlayanlar.com/2008/09/20/yazdiysa-bozsun/" title="Permanent link to Allah Yazdıysa Bozsun!"&gt;Allah Yazdıysa Bozsun!&lt;/a&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="postdate"&gt;September 20th, 2008 at 9:10 pm &lt;/div&gt;Ben üniversitede öğrenciyken, bir mühendislik öğrencisi ile flört etmek, kız yurdunda -özellikle de Sosyal Bilimler okuyan kızlar arasında- ikinci sınıf muamele görmeye neden olan bir hadiseydi çok afedersiniz. Evet, öyleydi.&lt;br /&gt;Felsefecilerin çok popüler olduğu bir dönemde öğrenciydim ben. Felsefeci sevgili sahibi olmak epey bir şey demekti; adam aşkın tarifini yapana kadar siz öbür tarafa geçmiş olurdunuz; bir nevi beden dışı deneyim. Vardı benim de felsefeci bir sevgilim, günlerimiz bu sandalye var mı yok mu, varsa benim gördüğüm gibi mi var, o sandalyeyi benim gördüğüm gibi yapan şey, yani benim algım hangi gerçeklikte filan tartışarak geçerdi.&amp;nbsp; Ağzından bir kere bile “aşığım sana”&amp;nbsp;&amp;nbsp; gibisinden hafif meşrep bir cümle çıkmamıştır, o derece entelektüel bir adamdı kendisi.&lt;span id="more-587"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; Üstelik gitar çalardı ve bu da kızlar arasında oldukça rağbet gören bir şeydi. Mühendis arkadaşlarımızın genelde yan uğraşları az olduğundan, daha doğrusu olamadığından, bu tür Sosyal Bilimler okuyan, hele hele elinde gitarla kampüste salınan erkekler aşk meşk hadiselerinde herkesten önde koşarlardı. Tutkulu, perişan eden aşklar, iç karartan şiddetli kavgalar, yurt odası penceresinin önünde yağmurda serenat yapmalar, aşka dair bin bir çeşit yaratıcı yaklaşım hep bu adamlarla yaşanılan kanırtıcı ilişkilerin ürünü gibiydiler. Sonra, “sosyal bilimciye sosyal bilimci yakışır” hissi de oldukça yüksekti;&amp;nbsp; Felsefeci bir adamla, tarihçi bir kızın ilişkisi gıpta ile izlenirdi; sanki paylaştıkları şeyler zihinsel yeni keşiflere de gebeymiş gibi yan yana duruşları heyecanlandırırdı eşi dostu. Tek popüler olan felsefeciler değildi elbet, sosyologlar da revaçtaydı. Her nedense tarih bölümü pısırık kızların elindeydi (ben de tarihçiyim) ve psikoloji bölümü de farklı kantinlerin kültürel ortamları arasında sıkışmış, bir ayağı sosyal bilimlerden dışarıya kaymış bir izlenim verdiğinden mesafeli davranılırdı. Benim çevrem işletmecilere yaklaşmazdı pek; zaten başka dünyaların insanlarıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühendisle çıkmanın gizliden tabu olduğu bu günlerde, maazallah inşaat mühendisiyle sevgili olmuş arkadaşımız çocukta ne bulduğu ile ilgili uzun uzun sorgulanırdı; adam fizikçi filansa, hele çift ana dal durumuna girmişse bu direk bir asosyallik, nördlük, uzaydan gelmişlik işareti sayılırdı ve tıpkı bazılarının reçelle peyniri bir arada yemesi gibi yadırganır, hele de adam fen liseliyse sanki hiç sevişmezmiş gibi algılanırdı. Mühendisle çıkan kızlar, çocuğun mühendis arkadaşlarıyla tuttuğu evde akşam yemeklerinde pizza yerler ve huzurla film seyrederlerken, siz zamanın gözde ve pespaye mekânları Beyoğlu Jitan, Gitar, Kemancı dolanır, özgürlüklerinizi formüllere satmamışsınız gibi gururla,&amp;nbsp; kareli defterlerden dışarıya taşarcasına coşkun, Jung teorilerini desteklercesine taşkın davranırdınız. Erkek yurdunun damında içenler ve Hisar’dan geceleri sarhoş dönenler hep şu sosyal bilimci yakışıklılar arasından çıkardı ve maalesef bizi de öyleleri çekerdi.&lt;br /&gt;Sonra, o zamanlar inşaat mühendisiyle, ne bileyim elektronikçiyle, akıllı uslu gençlerle flört eden arkadaşlarımız genellikle o kişilerle, matematik denklemlerinin istikrarlı sonuçlarıymışçasına, beraberce mezun olup evlendiler. Hatta iki iki daha dört eder kadar kolay ve mutluluk verici hızda iki çocukları oldu, ev aldılar. O zamanlar felsefeci peşinde koşanlarımız (mor pantolon sarı gömlek giyen mühendis görmemiştim hiç, evet, ama kahretsin, ben bunu yapabilen adamları sevmiştim hep) ise sonradan okul bitince ne bileyim gazeteci, yazar, müzisyen, sanatçı peşinden koşmaya devam ettiler.&amp;nbsp; Ve her biri halen “sandalye gözümüze göründüğü gibi midir yoksa o sandalye değil de nedir” mevzuunu tartışır gibi, “acaba bu adamdan ne olur, bu ilişkiden bana hayır gelir mi” kısmını tartışmaktalar. Bu yolda giden tanıdığım kimselerin çoğu evlenemedi, çocuk yapamadı ve ev alamadı.&amp;nbsp; Mühendisle çıkmayı reddeden, kafasında bu sınıflamaya sahip hemen herkes 30′lu yaşlarda hayatının aşkına ve aslında huzura giden yolun, ne bileyim bir Kant olsun, bir Durkheim olsun, bir E. H. Carr olsun, ne bileyim bir Fender klasik gitar olsun, bir sarı gömlek olsun, bunlardan geçmediğini hissediyor hissetmesine de gönül ferman dinlemiyor. Gönül bir nevi kuşatma altında, sosyal bilimler ruhu kuşatması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühendis kızlardan söz etmiyorum, onlar zaten yoktular. Yani hakikaten yoktular, olanlar da az sayıda ve çok popülerdi. Mesela benim zamanımda iki adet mühendis kız vardı onlardan biri şimdi epey ünlü bir bas gitarist, evli ve çocuklu ama olsun; bu kızların karizmaları hep tamdı, sarışın da olsalar kesin zekiydiler.&lt;br /&gt;Bizim jenerasyon sonrasında birdenbire bilimler arası köprüyü yıkanlar moda oldu. Müzisyen mühendisler, elektronikle uğraşan tarihçiler, “Hayatımızın temelidir matematik!” diye bağıran sosyologlar kasıp kavurmaya başladı ortalığı. Her kim eline kendi ilmi dışında bir enstrüman alırsa ilgi çekici, ilerici, şaşırtıcı ve rağbet gören hale geldi, “Yaşasın sanat!”&amp;nbsp;diye bağıran matematikçiler, “Bilimi seviyorum!” diye çağıran ruhçular aynı zamanda modern zamanın kalıpları dışında geçmişe özlem noktalarında moda akımlarına bağladılar kendilerini. Altmışlardaki gibi giyinmeler, eski bilgisayar kasalarına tapınmalar, nostalji sevmem derken fi tarihinden kalma müzik aletlerine başköşe muamelesi, yeni bir tarz oluşturdu. Domestik halleri reddeden ilerici kadın tiplemesinin yerini “çocuk da yaparım kariyer de” mottosunu gizliden iç cebinde taşıyan Nil Karaibrahimgil düşmanları aldı, sevgiyle yaptıkları keklerine kabartma tozu olarak kattılar bunu ve birden bire kadınlığını reddetmeyen, feminenlikten ürkmeyen kadınlar ortaya çıktı. Şimdi artık güzel olmayı seven, fen bilgisi ile hayat bilgisini ortak potada yoğuran, kariyer yolunda tam gaz ilerlerken aynı zamanda mükemmel çocuk bakan, isimli moda akımlarını aşağılasa da annesinin sandığını farklı tarzları denkleyerek yağmalayan kadınlar çok moda.&amp;nbsp; Bilimin de sanatın da, modanın da teknolojinin de suyunun çıktığını fakat otuzlardan sonra canın çıkıp huyun çıkmadığını düşünenler, hem hepsinin hem de huy karmaşalarının içinde boğulurlarken psikolojiden de yardım alıyor, inanmadıkları hususların ağına düşmüşçesine çözümsüzlükle dolu kafalarını elektronik tahtalara vuruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaosu biz başlatmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğimiz şeyleri bağırmadan taşımak, ‘farklı olmak’tan duyulan hazzı üstümüze yapıştırmadan yaşamak zor mu? Çoraplarını, kalemlerini, defterlerini, fotoğraflarını, geçmişte yaşadıklarını düzenli ve özenli çekmecelerde saklayan, sıralı adımlı insanlardan kaçınmanın vebali evdeki kedi tüyü müdür? Mühendis sevmek integral almaktan daha mı belalıdır?&amp;nbsp; Pi sayısı kadar oturmuş kişilikleri, belirgin ve kararlı hayatları olan insanlardan kaçınmak bir Jung defosu mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde varoluş problemimizi CERN çözsün diye bekliyoruz.&lt;br /&gt;Hayırlısıyla…&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-8977326361657314454?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/8977326361657314454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=8977326361657314454' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8977326361657314454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8977326361657314454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/12/yeni-yl-seysi.html' title='Happy Nardugan!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8h3iEiVV8zk/TvrqLiji-TI/AAAAAAAAAdg/zzCNEgzGdsI/s72-c/pikjpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7620917819921893348</id><published>2011-11-29T15:20:00.001+02:00</published><updated>2011-11-29T15:46:37.684+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Durmak'/><title type='text'>Durmak güzeldir</title><content type='html'>Uzun zamandır yazmak istiyorum, ama hem zamansızlık yüzünden hem de ülke gündeminin çalkantısından, oradan oraya savrulan yorumlardan yorgun düşmüştüm. Daha Van depreminin yaraları sarılmadan üst üste yaşanan hem siyasi hem toplumsal platformda insanın yay gibi gerilip ok gibi ileri fırlamak isteğini körükleyen o kadar çok şey var ki durulmak, durmak ihtiyacındaydım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durdum bir süre. Durmak iyidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durmak derken, durabilmek de maharettir. Çevrede bizi konuşmaya, yorumlamaya, anlatmaya, illa ki de duymaya, dinlemeye iten o kadar çok uyaran olunca durmak zordur. Durmak düşünmeyi gerektirir, hiç durmadan konuşursanız düşünemezsiniz. Ya da düşünür zannedersiniz kendinizi ama kendi sesinizin yankısında gerçekliğini yitirir kelimeleriniz. Dolayısı ile ben arada durmayı seçerim. Bunu yeni keşfettim. Susmanın güzelliğini ve durmanın eşsiz anlamını yeni yeni kavradım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün içinde hayatın olağan örgüsü hepimizi zaten yapması gereken şeyler için iteklerken durmak zordur aslında. Sabah uyanır, işe, okula gider, ailenizle, sevgilinizle, birlikte çalıştığınız insanlarla mecburen bir rutinde olağanlıkla konuşur, paylaşır en nihayetinde kaçınılmaz bir eylemler zinciri üzerinde günün sonuna doğru yuvarlanırsınız. Her an birileri ile konuşmak, iletişmek, iletmek, dinlemek, okumak zorundasınızdır. Bu iletişilecek kişiler kiminin yaşamında çok, kiminin yaşamında daha az olabilir; en nihayetinde koşullarımız farklı farklı. Fakat keşfettiğim şey bu koşulların içinde “durmak” yani eylemsiz, sessiz mümkünse sükunetin kollarında sadece o anda var olanı telaşsız biçimde sürdürmeyi başarmak. Çok huzurlu. Fakat bir o kadar da zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin şimdi bu yazıyı yazarken, bir yandan bitirmek gereken bir proje raporu, bir yanda bir kitap editi var. İkisi de arkada açık. Bir ekranda sosyal iletişim ağı açık, oradan herkesin düşünceleri durmaksızın akıp gidiyor. Bir yandan bir elektronik kitap indiriyorum, bir diğer yandan cep telefonum açık. Cep telefonum 24 saat açıktır, annem uzakta yaşıyor. Onun her istediği an ulaşılabilir olmak 20 yıldır hayatımın değişmez düsturu ama bu beni her isteyene her dakika ulaşılabilir kılıyor demek değil. Eskiden –örneğin; aradığımda telefonumu açmıyorsa sevgilimin burnundan getirirdim, kendisi dünyanın en abudik köşelerinde, dağın tepesinde de olsa cep telefonu elinde gezerdi. Gençlik mi desek, şımarıklık mı bilmiyorum. Çok sevilmekten şımarmış biri olduğumu utana sıkıla itiraf ediyorum şimdi. Tam bu noktada aklıma şahane bir film repliği geldi hemen söylemeliyim. 1970’lerde geçen bir Amerikan filmi. Kadın bir masada başka bir kadın arkadaşı ile oturuyor. Sevgilisi için şöyle diyor “onun sevmediği ne varsa hep yaptım, ama o hep beni daha çok sevdi” . İşte böyle. Gerçekten ve her koşulda sevilmenin değeri eşsizdir ve bu olağanüstü iyileştiricidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden insanlar birbirleri ile istediklerinde buluşur özlediklerinde görüşürlerdi, şimdi teknoloji sanal dünyadan her saniye paylaşımı mümkün kılarken aslında paylaşmanın daha doğrusu paylaşılanın değerini azaltıyor mu diye de düşünüyorum. İletişim en basit haliyle dahi iki yönlü bir şeydir, fakat her iki taraf durduğunda dahi bir şekilde en azından hislerden yöne paylaşım sürüyor ise o en güzelidir. İletişim kurmak için sürekli konuşmak ve yazışmak gerekmez, insanın birbirini düşünmesi değerli bir şeydir. Teknoloji yüzünden birbirimizi düşünmeyi unuttuk, oysa ne güzeldir birini “düşünmek”. Her düşündüğümüzü paylaşmayı bırakmadığımız sürece de “durmak” mümkün olmayacak. İletişimi konuşmak zanneden bir çok insanın boş konuşmalarının toplamından ikinci bir Çin Seddi inşa edilir. Ama uzaydan görünür mü bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet durmak diyordum, değerli bir şey durmak. Şimdi bu yazıyı yazarken mesela duruyorum, başka hiçbir şey üstünde düşünmüyorum, sadece bunu yapmak istiyorum ve sadece bunu yapmak için belli bir zamanım var. Durmak herkes için farklı olabilir, kiminiz bir ağacın altında durmak istiyor olabilirsiniz, kiminiz bir koltukta elde kitapla durmayı düşlüyor olabilirsiniz. Belki birileri bir Asana’ya girip öyle durmak istiyordur, ya da sevgilisinin kollarında durmayı hayal ediyordur. İşte “Yoga şimdi ve burada olma sanatıdır” ve bunu öğrenmek kolay değil. Şimdi ve burada olmayı öğrenmek sakinleştiren ve anı eşsiz kılan bir şey. Bunu yazıyorum ve bu an eşsiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette doğal gaz borusundan petrol aşıralım diye boruları delip bir bölgenin havaya uçma tehlikesi karşısında tabanları yağlayıp kaçan ya da yangın tatbikatımız yarım kaldı diye sönmüş ateşe tiner döküp insanları yaralayan ya da kamyonu dün ben sürdüm Leonardo da Vinci cümlesi ile dağılıp toparlanamayan insanlardan oluşan ülkemin şartlarında sakinlik kolay değil. Bu ülkenin yarısı kişisel gelişimi için kişisel gelişim kitaplarından medet uman tuhaf tutuk akıllarla dolu. Buradan gerçek bir eğitimin aslında sosyal çevre ile örgülenen bir şey olduğu gerçeğine bağlanmak istiyorum ama bana ayrılan süre doluyor mu ne. Bu yüzden –maalesef- kültürel olarak köklü üniversitelerde okumak işe yarıyor, çünkü orada ders kitaplarıyla gelişmesi mümkün olmayan bir sosyal zeka ve toplumsal duruş geliştirmenize olanak tanıyacak ortamlarda öğütüle eğitile serpilip gelişiyorsunuz. Buraya ise nereden geldik hatırlamıyorum. Mozart’ı Bach’a tercih etmem, fakat klasik gitarla icra edilen bazı eserleri olağanüstüdür. Şu an bir tanesini dinliyorum ve yüzde elli kendimden geçtim, yüzde elli ile yazıya devam etmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada değişikliği fark etmişsinizdir, twitter hesabımı halka açmış bulunuyorum. Önce duvarımdaki bazı aile arkadaş ortamı yazışmalarını temizledik, bazı fotoğrafları kaldırıp hesabın kilidini çözdük. Kilit çözülünce benim&amp;nbsp;dilim bağlandı. Hep böyle olur. Fakat sırf benim değil başkalarının da dili bağlandı. Geçen gün sevdiğim biri şöyle dedi: baktım seni x kişi izliyor, e ne yazayım ki şimdi o zaman ben sana, o görecek filan... Dedim doğru. Zaten yazma. Yazacağına dön söyle. Ama bu işe de sosyalleşme diyorlar, maşallah herkes birbirinin kankası. Ama sorsan değiller, sosyal alemde kikirdeşmek sosyal biri olmanın raconu mu ne. Benim pek tarzım değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendine sayıklamalar biçiminde süre gelen yazıyı daha fazla eziyet etmemek için bitiriyorum. Stay hungry, stay foolish o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da Yoga Academy Fethiye kampında zamanın durduğu andan bir fotoğraf. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durmak güzeldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-stqccudKlMM/TsUaIPwd5FI/AAAAAAAAAcM/iPgmG5shkNg/s1600/fethiye2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="265" src="http://3.bp.blogspot.com/-stqccudKlMM/TsUaIPwd5FI/AAAAAAAAAcM/iPgmG5shkNg/s400/fethiye2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7620917819921893348?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7620917819921893348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7620917819921893348' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7620917819921893348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7620917819921893348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/11/durmak-guzeldir.html' title='Durmak güzeldir'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-stqccudKlMM/TsUaIPwd5FI/AAAAAAAAAcM/iPgmG5shkNg/s72-c/fethiye2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5877696143046673841</id><published>2011-10-25T10:04:00.002+03:00</published><updated>2011-10-25T10:07:42.324+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van depremi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van için Rock'/><title type='text'>Van icin Rock!</title><content type='html'>Oturup ağlamak dışında yapabileceklerimiz var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van için Rock, ellerinden gelen, yaptıkları&amp;nbsp;en iyi şeyi; müziği kullanarak Van'daki depreme para yardımı toplamayı amaçlayan bir sivil organizasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 TL'ya satılan biletlerin tüm geliri Türk Kızılay'ına bağışlanacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/932n8lcFW1U/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/932n8lcFW1U&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/932n8lcFW1U&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5877696143046673841?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5877696143046673841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5877696143046673841' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5877696143046673841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5877696143046673841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/10/van-icin-rock.html' title='Van icin Rock!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3109358277630073691</id><published>2011-10-13T09:23:00.008+03:00</published><updated>2011-10-14T17:53:20.260+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Skinny Jeans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uykudan Once'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hipster'/><title type='text'>Asagidaki yazida kendinizden bir seyler bulunuz</title><content type='html'>Bir seslenis dusundum ama bulamadim simdi. Aklima Adile Nasit'in uykudan oncesi geldi. Tek tek isimleri sayarken bu gece "pinar" diyecek mi diye bekledigim bir iki gece olmustur. Sanki ismimi soylerse o iyi geceler bana dilenecek ve uykum gercekten de daha iyi gececekmis gibi. Cocukluk cok garip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafif hafif ayak seslerini hissettiginiz gibi bu galiba romantik bir yazi olacak. Havadan dolayi da olabilir, yagmurlu, puslu. Kis aylarini yaz aylarindan daha cok sevdigimi bir ara yazmis miydim bilmiyorum. Bana ruzgar deyin, yagmur deyin, soguk deyin..Yorgan mevsimi acilinca kendimi neselenmis hissediyorum. Hem sivrisinek de yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cocukken İskandinav koltuk denilen koltuk takimlari vardi, ahsap, hatirlayanlariniz vardir. Gecirdigim en guzel zamanlari TV'de sik sik gorunen necefli masrapa gorseli ardindaki piyano sesi esliginde, o koltuklardan birinin ahsap koluna kursun kalemle cizdigim piyano tuslarina parmaklarimi yerlestirip calisyor gibi yaparak gecirirdim. Cok kucuklugumden beri piyano, keman bilumum muzik aleti calmak icin kendimi yipratmis bir insanim. Tabi ki hic kemanim olmadi. 25 yasindan sonra muzik okumaya baslayip yedi bela bir piyano hocasina catip, binbir guclukle satin aldigim piyanomu satmaya kadar uzanan nefrete yakin surec disinda piyanoyu hep sevdim. Uzunca yillardir barok flutler favorim. Bir sonraki dogum gunumde tenor blok flut rica ediyorum. Mumkunse Hohner marka ve ahsap olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada en son dogum gunumde rica ettigim hediyeleri getiren arkadaslarima tesekkuru borc bilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoga dersi vermeye ve kamp kamp gezmeye tam gaz devam ediyorum. En son ekledigim, kampta dans&amp;nbsp;pozuyla epey idare etti bu sayfalar biliyorum, belki bu yazinin sonuna baska bir fotograf daha koyarim. Simdilik dort gozle bekledigim onumuzdeki bayramdaki Likya kampi. Fethiye. Matimin icine mayomu da koydum gun sayiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar en cok dusundugum konulardan biri kliseler. Kiliseler degil, onu ayrica dusunuyorum. Klise, yani boyle belli bir toplulukta tanimlanmis kaliplasmis bicimler, haller. Mesela yeni entel kliseleri hakkinda uzun uzun dusunuyorum, gorduklerimi yorumluyorum, elimde degil. Skinny pantolonlar ve kocaman cerceveli numarali gozlukleri ben de begeniyorum, ama bunun bir kesime dair prototiplesme yarattigi hissi ve gozlemi ile uzak duruyorum. Hepimizin hayatinda elvan gazozu, kirmizi rugan pabuclar ve arap kizi sakizi olmustur, bir cogumuz Aroma seftali icerek neselendik, ama simdi tum bunlardan soz etmek, gecmise dair ozlem vurgulamalari da belli bir moda akimi gibi bir sey haline geldi. &amp;nbsp;Simdide yasayip simdide gibi davranmamaya ozentili bir yeni akim var. Romantik soylemlerin arasina osmanlica kelime sikistirmayi seviyorlar, ingilizce ve fransizca biliyorlar. Bu kelimeler bazılarından duyulduğunda durum ve içinde bulunulan hissedişlere göre, (aslında kullanan kişiye göre)&amp;nbsp;cok orijinal ve cekici&amp;nbsp;gelebilir&amp;nbsp;itiraf ediyorum, ama simdi uyan uymayan herkesin dilinde olunca olmuyor. Her kelime herkese yakışmıyor ama herkes özenti bir biçimde herşeyi&amp;nbsp;hemencik üstüne yapıştırıveriyor. Apple dolu yaşamlarda geçmişe özlem dozu artarak&amp;nbsp;biçimlenmiş şeyler (things)&amp;nbsp;şimdi çok moda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Demek istedigim, modern entel kendi jargonunun kitabini karman corman bir corba tadinda yaziyor. Sen skinny pantolon giy, kocaman cerceveli gozlukler tak, Elvan gazozunu ortak nokta hissiyle calkalayip costur, sonra başkalarından duyduğun ama aslında yeni kullanır olduğun&amp;nbsp;yapıştırma kelimelerin&amp;nbsp;var oldugu cumleler kur. Olmuyor, olamiyor. Artık büyüdük ve bir nesil zaten aynı şeyleri severek büyüdü; herkes küçük prens okudu ve rugan ayakkabı giydi ve içine simit kırıntısı tükürdüğü Elvan gazozu içti. Dünyanın yarısı Apple ürünleri ile coşarken, Apple sevenlerin ayrı bir dünyası varmış gibi davranmak artık geride kalmalı mesela. Özgünlük kavramı azınlıkla da sınırlı bir durum, artık hiçbir şey o kadar da özgün kalamıyor. Ve hiçkimse de kolay farklılaşamıyor. Aynı şeyleri giyen, aynı şeyleri seven aynı şeylerden söz eden kocaman bir güruh halinde yaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunu cok sevdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/lVmmYMwFj1I/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lVmmYMwFj1I&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/lVmmYMwFj1I&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hipstırt. Guzel bir kelime. izleyince kendinizden bir seyler buldugunuza eminim. Cunku moda bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konudan konuya atlamis gibi olmayayim, fakat son donem dusundugum seylerden biri de su: merak etmeyen kadin ne demek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dun kardesim bana bir arkadasini tarif ederken "ya o merak etmeyen&amp;nbsp; turde bir kadin" dedi. Kis kis guldum, ama icten. Simdi bu blogu tesadufen, oyle, boyle okuyan tum erkeklere acikca sesleniyorum; merak etmeyen kadin yoktur arkadaslar, merakini yenebilen ya da gostermeyen kadin vardir. Her kadinin meraksiz cool durusu bir yere kadar. Ayrica merak etmek ayip bir sey degil, bol bol merak edebilirsiniz. Zaten sosyal medya bize merak ettigimiz herkesi ve herseyi istemedigimiz kadar detayi ile ogrenme firsatini sunuyor. Biz bizzat merak edilen konulari herkesin avucunun icine veriyoruz bu ekranlarda. Mesela simdi benim blogu bastan asagiya okuyan birileri, cocuklugumun gectigi bahceyi biliyor. Gizlimiz saklimiz kaldi mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Corba gibi bir romantik olacagini dusunup hafif kıro devam eden yazimi sonlandirmaya karar verdim. Pat diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skinny pantolonlu gencler, mutlu hafta sonlari. Benim de bir tane yesil renkte var. Fakat motor kullanirken olmuyor o pantolonlar. Motorum var mi? Hayir. Zaten motora karsiyim. Ama fantazi dunyam genistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3109358277630073691?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3109358277630073691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3109358277630073691' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3109358277630073691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3109358277630073691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/10/asagidaki-yazida-kendinizden-bir-seyler.html' title='Asagidaki yazida kendinizden bir seyler bulunuz'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7534153300784829561</id><published>2011-09-07T17:14:00.001+03:00</published><updated>2011-09-07T17:15:28.910+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga Kampı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hoşnutluk'/><title type='text'>Neşeli çekirge mode on</title><content type='html'>Gençler! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yakında yeni yazılarımla karşınızda olacağım. Malum uzun tatil dönemi, süper bir kamp filan derken buralara pek uğrayamadım. Siz şimdilik olağanüstü geçen Yoga Academy Gümüldür kampı sırasında hayattan aşırı hoşnut olduğum bir Yoga dersi sonrası çekilmiş şu fotoğrafımla idare edin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bırakın 24 saat matta yatıcam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UuHTN75b7to/Tmd8EtgTrqI/AAAAAAAAAbQ/GbhGGrIWpnQ/s1600/297765_10150293636726843_612161842_8370986_3898379_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" nba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-UuHTN75b7to/Tmd8EtgTrqI/AAAAAAAAAbQ/GbhGGrIWpnQ/s640/297765_10150293636726843_612161842_8370986_3898379_n.jpg" width="426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7534153300784829561?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7534153300784829561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7534153300784829561' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7534153300784829561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7534153300784829561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/09/neseli-cekirge-mode-on.html' title='Neşeli çekirge mode on'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UuHTN75b7to/Tmd8EtgTrqI/AAAAAAAAAbQ/GbhGGrIWpnQ/s72-c/297765_10150293636726843_612161842_8370986_3898379_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7079521729113513683</id><published>2011-08-02T11:27:00.005+03:00</published><updated>2011-08-04T08:56:46.340+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Safranbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ağva'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bulak Mağarası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Safranbolu Mantısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İncekaya Su Kemeri'/><title type='text'>Gezdim, Gördüm, Döndüm!</title><content type='html'>Herkese merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kendimden beklemediğim son derece sıradan bir sesleniş oldu.&amp;nbsp; Fakat içimden sürekli "Doğu Romalılar" seslenişi gelse de durmadan bunu yazmak da olmaz. Sadece bir başlangıç cümlesi üzerine bu kadar cümle yazabilecek durumda olduğuma göre de şu yazıdan korkun. Oku oku bitmez bir yazının habercisi olan bu satırların sizleri sıkmayacağını umuyorum. Bu arada saçlarımı yüz yıl sonra kestirdiğimi de buradan beyan etmek isterim. Bilen bilir, fiziksel olarak tutucu bir tipim öyle zırt pırt saç kestiremem, şekil değiştiremem. Fakat bu ara plansızca esti, yeni saçlarım ile iyice Helga moduna bağladım. Lichtenstein çok severim, küçük çapta pop artsal his yaratan yeni tipimi sevdim, sevdi, sevdiler. Buyrun yeni pop art ben:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xs_pSUp1wZA/Tje09QwYgGI/AAAAAAAAAYo/HJjJZq2oshc/s1600/poppin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-xs_pSUp1wZA/Tje09QwYgGI/AAAAAAAAAYo/HJjJZq2oshc/s200/poppin.jpg" t$="true" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uzun zamandır yazmamıştım, açıkçası zaman ayıramadığım için. Çok yoğun bir hayatım var, aylaklık etmeye zamanım yok. Blog bir nevi aylaklık sayılabilir. Burada yazdığım şu dakikalar şu sıra edit işleri ile uğraştığım "Dhyana: Meditasyon" kitabının&amp;nbsp; yetiştirilmesi ile ilgili zamanımdan çalıyor, çok yakında bu güne dek Meditasyon adı altında duyduğunuz tüm geyikleri ve kafanızdaki tüm ön yargılı fikirleri, oluşmuş en dandikella hisleri silecek olağanüstü bir kitaba kavuşacağız; canım hocam Paramahamsa Yogaçarya Maha Yogi Akif Manaf'ın ( evet bunların her biri birer ünvan ve herkesin herkese verebileceği ya da kişinin kendi kendine alabileceği şeyler değil, anlamlarını bilmeyenler çok kolayca "bu ne ya" dedikleri bu mertebelerin gerçeklerini anlayıp idrak ettiklerinde, deneyimlediklerinde ve bildiklerinde bir daha yaşamları asla eskisi gibi olmayacaktır) kitabı. Çıkınca haber veririm. Meditasyon, herkesin uygulayabileceği ciddi teknik bir çalışmadır, malesef günümüzde uyduruk kaydırık konsantrasyon çalışmalarına meditasyon denildiği için kimse gerçek meditasyon haline bir türlü varamıyor, bu yüzden de meditasyon kelimesi yanlış yunluş anlaşılan, kullanılan bir kelime olmuş. Belki çok az kişi gerçek meditasyonun ne olduğunu biliyor, deneyimliyor. Farklı farklı doğru olmayan yöntemlerle meditasyon yaptığını zanneden kişiler ise aslında sadece -bazen de zihinlerini yoran-konsantrasyon çalışması uygulamaktan öteye geçemediklerinden bu kitap insanlığa çok şey öğretecek. Ben şahsen dünya kaç bucak yeni gördüm. Neyse dünya kaç bucak demişken;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde bir zaman, iş gezilerinden ve yoğun çalışmalardan bunalmış günleri biraz oynaş moduna bağlamak üzere bir fırsat doğdu. Bu yazının konusunu yediğim içtiğin sizin olsun gibi bir hisle sizlerle tanıştırmak istediğim yerler, kişiler oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da 20 yılı aşkın bir zamandır ( yazarken dahi şokta olduğum kadar uzun) bulunduğum zaman dilimi içinde Ağva tarafına gitmişliğim çok yoktur. Birincisi uzun yıllar arabasız yaşamış ve otobüslerle seyahat etmek akla geldiğinde sadece deniz kenarı düşünebilen bir tip olduğum için, ikincisi ise genel eğilimim olan Ege ve Akdeniz sahilleri dışında noktalara ilgi düşüklüğümden. Fakat geçenlerde yolum düştüğünde hiç de pişman olmadığım bir yerden söz edeyim hemen; Wineport. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağva denilince iç içe nehir boyunca vıcık cıcık oteller, kalabalık, insan yığını ve sazlık yığını düşünen ben, nehrin diğer tarafında, etrafında tek bir tesis dahi olmayan,&amp;nbsp;tamamen ağaç yeşillik içinde bu tesis ile karşılaşınca çok şaşırdım, süper de beğendim. Wineport Ağva'nın genel haline ters bir tavırla, sessiz ve tek başına bir yer. Odaları süpere yakın lüks, tertemiz, bahçesi çok güzel, kahvaltıları şahane. Fiyatları sanırım diğer tesislerden çok daha pahalı ancak eğer hafta sonu için "yeter ya bıktım şu İstanbul'dan "hissinin yatıştırılacağı sakin, güzel, mis gibi ve yakın bir mekan hayaliniz varsa o parayı bastırabilirsiniz de. Neyse uzun lafın kısası Ağva'da gidilebilesi bir yer olarak kayıtlara geçebilir bir mekan burası. Aşağıda Wineport iskelesinin, elektrik motorla çalıştığı için sıfır ses çıkaran ve bu yüzden nehir gezisinde kaplumbağları kaçırmayan küçük teknesinin ucunun ve ağaç yeşil içinde kaybolmuş tesisin fotoğraflarını paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿﻿ ﻿﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aVe43AUKU0E/TjebxXh3dVI/AAAAAAAAAXc/s8HXa6IEklI/s1600/6b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://3.bp.blogspot.com/-aVe43AUKU0E/TjebxXh3dVI/AAAAAAAAAXc/s8HXa6IEklI/s400/6b.jpg" t$="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Wineport nehirden böyle görünüyor&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿﻿﻿﻿﻿﻿﻿ ﻿﻿﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hR8vJBKpZts/TjebzWISjTI/AAAAAAAAAXg/UIl20fZp05M/s1600/4b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-hR8vJBKpZts/TjebzWISjTI/AAAAAAAAAXg/UIl20fZp05M/s400/4b.jpg" t$="true" width="315" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kitap okumak da güzel, nehri izlemek de&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿﻿﻿﻿﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--vGHU0e8cH0/Tjeb1vL7mII/AAAAAAAAAXk/NltxIYEiBd4/s1600/5b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/--vGHU0e8cH0/Tjeb1vL7mII/AAAAAAAAAXk/NltxIYEiBd4/s400/5b.jpg" t$="true" width="298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Küçük elektrik motorlu sessiz kayık&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;Neyse, Ağva hayran olduğum bir yer yine de değil. Ancak kaçıp gitmek için vıcık vıcık kalabalıktan uzak böyle bir mekanın varlığını keşfetmiş olmak da güzel. Ağva günlerinden sonra Karadeniz sahillerine doğru başlayan spontan yolculuk şahane geçti. Yollar inanılmaz yeşil örtüler arasından ilerleyen küçük patikalarla dolu, araba ile yolculuk ederken bazen ağaçlardan oluşan yeşil tünellerin içinden geçiyorken, insan başka bir boyutta olduğunu düşünebiliyor. Sonra başka bir boyutta değil de baya Karadeniz'de olduğunu anımsatan şöyle görüntülerle karşılaşıyorsun:&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3iyLnedFoyc/TjeehXAkwXI/AAAAAAAAAXo/IP6K10m0Xdw/s1600/DSCN9403.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://1.bp.blogspot.com/-3iyLnedFoyc/TjeehXAkwXI/AAAAAAAAAXo/IP6K10m0Xdw/s400/DSCN9403.JPG" t$="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gördüğünüz gibi halkım araba bagajında koyun, inek, dana filan taşımak dışında yeni bir ekol geliştirmiş. Baya motor taşıyor, bisiklet filan da değil, bildiğiniz motor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse yollar güzeldi, sonra kıyıdan gide gide Amasra'ya vardık. Amasra doğası olağanüstü güzel bir yer. Fakat konaklamaya çalışmayın, zaten belli ki Karadenizlilerin en populer tatil yöresi filan olduğu için ana baba günü. Amasra'da en fazla civar koylarda denize girilir, oturup bir çay içilir, benim gibi vejeteryansanız balık restoranlarında havuç kemirilir. Gün batımını mendirekten izlemek de güzel, ama Amasra bana 3 saat filan yeter. O kadar çarpik bir yapılaşma var ki, insanın içi kıyılıyor. Bu sahiller başka bir ülkede olsa millet orayı Positano'ya çevirir, biz de ise bakıp gözlerini kapatmak istediğin beş katlı beton binalar gün batımını gölgeliyor... Yine de şöyle görüntüler yok değil;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DHVvPrh2RjA/TjefloqTLfI/AAAAAAAAAXs/MzZo4tB-MdQ/s1600/7b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://4.bp.blogspot.com/-DHVvPrh2RjA/TjefloqTLfI/AAAAAAAAAXs/MzZo4tB-MdQ/s400/7b.jpg" t$="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Amasra'da gün batımı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amasra'da çiçek şeklinde kesilmiş havuç ve turpları kemirdikten sonra Rabbim Safranbolu dedi. Yine yollar yollar, güzel gürgen ağaçları, palamutlar, kestaneler, mavi çamlar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gidilen yolun varılan noktadan daha değerli olduğu inancımı bir kerelik bir kenara bıraktıran bir yerleşim; Safranbolu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Türk insanının yaptığı gibi "aaa evleri şahane" den öteye Safranbolu'nu keşfedememiş olanlar, şanssızsınız. Çünkü Safranbolu avuç içi kadar kalmış eski evlerinden ibaret değil. Binbir çeşit ağaçla örtülü ormanları, kanyonları, mağarları ile doğal güzelliği inanılmaz. Bir de insanlarını sevdim. Orada kaldığımız yer de&amp;nbsp;restorasyonu çok başarılı şahane bir köşktü. Demirci köşkü. Trip advisor'da number 1 rate edilen bir yer uzun zamandır. ( Bir anda ingilizceye bağladığım için affedin ama Safranbolu'da birlikte olduğum Californialı dostlarımı şu an bu vesile ile de anmak istedim, hello Steven, hi Kate and naber Moby? evet Moby kısmı atmasyondu, şu anda Moby dinlediğim için onu da anmak istedim) Köşk güzel, bahçesi güzel, kahvaltılar güzel. Safranbolu'da dikkat etmek gereken şeylerden biri kaldığınız yerin her odasının ayrı banyo tuvaleti olduğunu sormak olmalı, malum eski köşkler ve Unesco korumasi altinda ve&amp;nbsp;insanlar çivi çakarken milyon yerden izin alıyorlar, bu yüzden çoğu orjinal köşkte ortak banyo mantığı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safranbolu'da mutlaka küçük golf arabalarına binip şehir turu yapın. İnsanın dili dışarda yürü yürü bitmez çıkacağı yokuşlardan canavar gibi çıkan bu küçük tur araçları size tüm eski şehri 3 saatte girilmez sokaklarına kadar gezdiriyor. Kişi başı 17 lira filan verip görmediğini yer kalmayıncaya kadar geziyorsunuz. Safranbolu çok ucuz bir yer. Deliler gibi yedikten sonra ödediğiniz kişi başı para 20 TL'yi geçmiyor ki yedikçe yemek isteğinizi arttıran bir şey bu. Şahsen ben her gün yarım kutu lokum yedim. Lokum demişken tabi ki tarihi İmren lokumcusunu tek geçerim. Bu arada yine İmren lokumcusunun İmren Konak diye eski şehrin ortasındaki otelinin lokantası şahane yemekler yapıyor başka da bir yere gitmeyin. Mesela mimar bir bayanın yeni açtığı Safran Konak denilen restorandaki yemekler hiç de güzel olmadığı gibi fiyatları da tüm Safranbolu'daki en pahalı fiyatlar filandı. Yerel Safranbolu mantısı gibi yemekleri de yoktu. Zerde bile yoktu. Oysa bakın ben İmren konak lokantasında bunları mideye indirirken bir dakika bile düşünmedim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4GY-DLBfULk/Tjejyai01hI/AAAAAAAAAXw/y6h_jzjRAwg/s1600/11b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://3.bp.blogspot.com/-4GY-DLBfULk/Tjejyai01hI/AAAAAAAAAXw/y6h_jzjRAwg/s320/11b.jpg" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EEulqfUHn9E/Tjejz3YykrI/AAAAAAAAAX0/WjErHa4CzSw/s1600/12b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-EEulqfUHn9E/Tjejz3YykrI/AAAAAAAAAX0/WjErHa4CzSw/s320/12b.jpg" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Safranbolu mantısı. Hamuru açıp içine yoğurt ve nane karıştırıp haşlıyorlar. Lezzetli bence. Bir de tabi ki safranlı zerde. Bu arada sigara böreği istemiştim, "biz üstüne bal ve ceviz döküyoruz öyle getirelim mi? "dediler. Önce hayır dedim çünkü tatlı ve tuzluyu karıştırarak yemekten hiç hoşlanmayan biriyim. Fakat sonra evet dedim ve 3 tabak yedim. Çünkü baklava hamuru inceliğinde elde açılan hamurla sarılan sıfır yağ çekmiş sigara böreklerinin peyniri resmen krema gibiydi ve bal ve ceviz ile birleşimi bana artı 3 kg olarak geri döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safranbolu'nun esnafını sevdim. Para kazanmak için gözleri dönmemiş. İşte bu Erhan abi; çok az kalmış yemeni ustasından biri. Yemeni deyince başa bağlanan eşarp düşünen arkadaşlar, Yemeni ayağa giyilen bir şeydir, orjinal rengi kırmızı ve siyah olan elde yapılan ayakkabı. Erhan&amp;nbsp;abi her bir yemeni için elleri ile o köseleleri dövüp inceltiyor, kesiyor, küçük küçük adım adım işleyerek yumuşacık bir ayakabı yapıyor. Mehmet amca elleri ile dikiyor onları. Dikişini sadece o yapabiliyor. Ben de bir tane aldım, pembe. 39 numarasını ayağıma giydim oldu, ama burun kısmına bakınca Erhan abi&amp;nbsp;şey dedi "ben sana en uygun olanını yapıcam, parasını şimdi verme. Kargolayayım, ayağına giy beğenirsen paramı yatır, beğenmezsen geri yollarsın". Bu derece de dürüst, para peşinde olmayan, sattım oh gitti diyen insanlar değiller. Eğer Safranbolu'ya giderseniz Erhan&amp;nbsp;abiden yemeni alın. 60 TL'ye günlerce el emeği ile işlenen dikişi dahil fabrikasyon olmayan ayakkabıcıklarınız oluyor. Bir daha da zor bulursunuz. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b4sBl19fVQQ/Tjelemp0PjI/AAAAAAAAAX4/iFLFOgcxNkQ/s1600/3b.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-b4sBl19fVQQ/Tjelemp0PjI/AAAAAAAAAX4/iFLFOgcxNkQ/s320/3b.JPG" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dükkan eski çarşının hemen içinde Boncuklu Kahve'nin karşısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de en sevdiğim insanlardan biri demirci Mehmet Abi oldu. Mehmet abi, "30 yıldır bu işi yapıyorum, her gün o kadar çok severek yapıyorum ki "dedi. Kalan 4 demirci ustasından biri. Onlar bu dünyadan gidince,&amp;nbsp; bütün gün kızgın demiri döverek yaptığı şahane kapı kilitlerini yapabilecek kimse kalmayacak. Safranbolu'da her evin kapı kilidi özel. Her parçanın el işçiliği olağanüstü. "Mehmet abi işler nasıl?" dedim, bizi Unesco kayıt etti dedi, ev restore edildikçe aslında uygun kilitleri çocukluğunda Rum, Ermeni ustalardan öğrendiği gibi kendisi yapıyor. Kilitlerin hiçbir yerinde, çivilerinde dahi tek bir kaynak yok. Tüm birleşmeler, tüm aparatlar, tüm işlemeler kızgın demiri döve döve, eğe büke&amp;nbsp;yapılıyor. Mehmet abi kilitleri ile ve işi ile övünüyor. Gözlerinden ışık çıkan biri. Uğrayın ona da. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--v5K8A87tXY/TjemQCTM17I/AAAAAAAAAX8/X-foCKGtD5g/s1600/2b.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/--v5K8A87tXY/TjemQCTM17I/AAAAAAAAAX8/X-foCKGtD5g/s400/2b.JPG" t$="true" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki Safranbolu evleri çok güzel. Ben en çok kiremitlerini sevdim. O zamanlar kiremitler orjinal&amp;nbsp;fırınlarda piştiği ve fabrikasyona bağlamadığı için hepsi&amp;nbsp; ayrı renk çıkıyor tabi. Bu da aslında şehre bambaşka bir görüntü veriyor. Muş. Çünkü artık bu kiremitleri üreten bir yer yok. Bu yüzden kiremitler çok değerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XjtoUC4AtyM/TjenCOrU9HI/AAAAAAAAAYA/bWgYxsN8vLQ/s1600/DSCN9669.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-XjtoUC4AtyM/TjenCOrU9HI/AAAAAAAAAYA/bWgYxsN8vLQ/s320/DSCN9669.JPG" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bunlar eski kiremitler. Yukarıdan bakınca her yer bu yüzden desen desen, açıklı koyulu.. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SaJJv5D-_NE/TjenSEjFjNI/AAAAAAAAAYE/Xkncnn-Sg0k/s1600/1b.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://1.bp.blogspot.com/-SaJJv5D-_NE/TjenSEjFjNI/AAAAAAAAAYE/Xkncnn-Sg0k/s320/1b.JPG" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Cinci Han'ın tepesinden bir görüntü bu da. Cinci Han eski bir Kervansaray olarak çok etkileyici fakat otel işletmesi olarak felaket bir yer. Yazık etmişler diyeyim. Harika bir yapı. Örnek han odası görmek de lazım, ama her nedense bizimkiler örnek odalara mankenler koyup osmanlı kıyafetleri ile giydirmişler filan. Tam bir saçmalık. Eskiden adamlar o hana develeri ile gelirlermiş, sonra develik denilen yere hayvanları bırakıp her birinin içinde şöminesi-odun ocağı olan taş odalarına çekilirlermiş. Taş odanın tabanında kapaklı bir delik var, ki eşyalarını değerli şeylerini&amp;nbsp;o delikte saklasınlar, deliğin&amp;nbsp;üstüne de kapağı kapatıp yatağı serip yatıyorlar böylece hırsızlık korkusu sıfır. Cinci Han yapı olarak&amp;nbsp;gerçekten çok güzel. O dönemdeki en güzel Kervansaraylardan biriymiş, şimdiki işletmecilerinin elinde felaket durumda. Berbat halılar kaplanmış, kırık dökük otel odaları filan. Bu arada buradan bana arada sevgi dolu bir tonlamada&amp;nbsp;"cinci" diye seslenen sevdiğim bir kişiye de selam ederim. Sensin cinci.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AZeRksBnGXc/Tjeoebd2kkI/AAAAAAAAAYI/lxzs1IY-stQ/s1600/9b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://2.bp.blogspot.com/-AZeRksBnGXc/Tjeoebd2kkI/AAAAAAAAAYI/lxzs1IY-stQ/s400/9b.jpg" t$="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Burası da Çelik Gülersoy'un ilk restore ettirdiği konaklardan biri. Asmazlar konağı. Şimdi Otel. Ve bu salonunda da oturup kahve içiyorsun. Baş oda burası, içinde havuz var. Havuzun altı mutfağa bakıyor, ve tam altında odun firini ile kazan var. Ekmekleri pişirdikçe havuzun suyu ısınıyor, ısınan su ince borularla tüm konağı dolanıyor. Safranbolu evlerinin en hayran olduğum yanı mühendislik zekası ile inşa edilmiş olmaları. Ne bileyim, şurada yıkanıyorsun akan su şurada tuvalet gidiyor, burada topuğunu dayadığında şurada bilmemne kapağı açılıyor filan. Evlerde çeşmeler var, iki taraflı. Bir tanesi evin bahçesinde bir tanesi sokağa bakıyor. Yani sırf ben değil konu komşu da yararlansın diye çift taraflı yapılan çeşmeler çok güzel. Bir de insana paylaşamaya dair var olan değerleri bir daha canlı canlı anımsattığı için güzel. Benim var millet n'aparsa yapsın değil, benim oldu, herkesin olsun mantığı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-maPypZiEn7o/TjepdWFRKwI/AAAAAAAAAYM/AlEtJ0KmUEU/s1600/10b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-maPypZiEn7o/TjepdWFRKwI/AAAAAAAAAYM/AlEtJ0KmUEU/s400/10b.jpg" t$="true" width="298" /&gt;&lt;/a&gt;Araya bu dut ağacını alıyorum. Kaldığım yerin bahçesinde vardı, ve kafamı sokup kilolarca kara dut yedim. O sırada sokağa çıksam kaç kişiyi satırla doğramış sapık görüntüsü verebilecek kadar kırmızıya bulanmış halde çıktım ağacın altından. Arasta Boncuklu kahvede içtiğim dut şerbeti süper ötesiydi. her gün min 3 bardak dut şerbeti ve yarım kutu lokum yediğim için size bu yazıyı 100 kg filan halde yazıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Aşağıdaki fotoğraf ise akşam toplaşıp bir arada türkü söyleyen esnaf fotoğrafı. Eski çarşıda oturup sazlarını alıp türküleri söylemeye başlıyorlar sen de oturup semaverden çayını içiyorsun. Ben içmiyorum çünkü çay sevmem. Ben dut şerbeti içiyorum.Türküler çok güzel, zaten severim. Bildiklerimi de onlarla birlikte söyledim.Bir noktada kadınlar kalkıp&amp;nbsp;şıkır şıkır oynamaya başladılar.&amp;nbsp;Bir Egeli olarak çok hoşuma gitti. İnsanın coolu bir yere kadar. Komikliği&amp;nbsp;ve eğlenceli olmayı meziyet sayan babaneme buradan selam ederim, her ne kadar yaşamıyorsa da bize hayatın cool tavır ve baston yutmuş karizması ile geçmeyeceğini o öğretti. &amp;nbsp;Neyse esnaf çok güzel bir birliktelikle çalıyor, demek istediğim, sesler tonlar yerinde.&amp;nbsp; Tavsiye ederim. Boncuklu kahveye oturdunuz mu ve türkü saati başladı mı kalkamıyorsunuz...Bu işten para filan aldıklarını sanmayın. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-B7v8JQhirt0/Tjeq-9Eig_I/AAAAAAAAAYY/8pIZxCb2GAc/s1600/DSCN9768.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-B7v8JQhirt0/Tjeq-9Eig_I/AAAAAAAAAYY/8pIZxCb2GAc/s320/DSCN9768.JPG" t$="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xgDFNfiABGg/TjeqsUHG46I/AAAAAAAAAYU/mkkSKUEk5uw/s1600/14b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-xgDFNfiABGg/TjeqsUHG46I/AAAAAAAAAYU/mkkSKUEk5uw/s320/14b.jpg" t$="true" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Safranbolu Bağlar gazosu, safranlı Elvan gazosu gibi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bOX_S9o7Px8/Tjerdb-5bCI/AAAAAAAAAYc/NJewQnFuM5M/s1600/8b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-bOX_S9o7Px8/Tjerdb-5bCI/AAAAAAAAAYc/NJewQnFuM5M/s400/8b.jpg" t$="true" width="167" /&gt;&lt;/a&gt;Safranbolu'da tabi ki mağaralara girip çıktım, bu da Bulak Mağarasının giriş noktasından bir fotoğrafım. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Safranbolu'da gerçekten olağanüstü bir doğa var. İncesu Kemeri harika bir yapı, ve üstünde inşa edildiği kanyon 6.5 km bir yürüyüşle Cennet Köyü'ne açılıyor, neredeyse Kanyon'dan girip çarşıdan çıkabilirsin gibi bir durum da var. Şimdi teleferik filan inşa etmeye çalışıyorlar. Unesco Safranbolu'ya para döküyor ama sıkı da denetliyor.&amp;nbsp;Yakında Safranbolu sırf "evleri güzel" bir gezi noktasından outdoor sporların da merkezi olacak. &amp;nbsp;Aşağıda da incesu kemeri fotoğrafını paylaşıyorum. İnstagramda da post ettiğim üzere renkleri açışınsan uygulamalarda coştuğum bir fotoğraf oldu ama bence çok güzel. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RHZxDtypKGI/TjetMEAZHxI/AAAAAAAAAYg/cIsMrBuWFa8/s1600/IMG_2492.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://1.bp.blogspot.com/-RHZxDtypKGI/TjetMEAZHxI/AAAAAAAAAYg/cIsMrBuWFa8/s400/IMG_2492.jpg" t$="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bitiş kısmını çok uzun tutamıycam, yaz yaz fenalık geldi, siz okumaktan perişan olmadıysanız iyi. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Öğlen ofiste yoga yapıcaz gelsenize. Tepe üstü durmaya başladım. Sıfır destekle ve farketmeden. Yoga böyle bir şey. Farketmeden yüz kaplan gücüne ulaşıyorsunuz. Ayrıca kırk kere söylediğim gibi, gerçek Yoga çalışmasında dizim ağrıdı, belim sakatlandı, boynum kütledi filan mümkünsüzdür. Eğer sizi sakatlayan bir Yoga dersi yaptıysanız belli yoga değil moga yapmışsınızdır. Orjinal Yoga Sistemi'nde insanlığa sunulan tekniklerle benim gibi oluyorsunuz, yüz kaplan gücünde ve her gün yarım kg lokuma rağmen göbeksiz ve mutlu. Geçenlerde ofiste öğlen yoga yaparken arkadaşlarıma tepe üstü duruşumu gösterdim, yok artık! dediler. Evet çünkü yaş ilerledikçe çocukluktaki bedensel çevikliğinizi gittikçe yitiriyorsunuz. Ben şimdi Yoga ile bedenimin yıllar içinde yitirdiği her şeyi geri alıyorum. Köprü kurmak, tepe üstü durmak ne bileyim böyle antin kuntin herşeyi yapabiliyorum. Bu bedensel kısmı. O derece önemli olmasa da önemli işte. Bu arada yoga yapyorum diyen&amp;nbsp;( aslında moga yapan) &amp;nbsp;sigaraları tüttüren, bünyeyi alkole bandıran gençlik için de bir çift lafım var; ciğerlerinize yazık. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;iyi haftalar, güzel yaz günleri dilerim. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Pinar&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;ps. ya bu arada o kadar teknoloji hastası bi insanım ne çirkin tasarımlı blogum var, resimler kayık kuyuk bilmemne. Biri bana şahane bir blog yapmam için yardım etsin. Blogu şuraya taşıyalım deseniz de olur ama ben taşıyamam ona göre.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7079521729113513683?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7079521729113513683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7079521729113513683' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7079521729113513683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7079521729113513683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/08/gezdim-gordum-dondum.html' title='Gezdim, Gördüm, Döndüm!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xs_pSUp1wZA/Tje09QwYgGI/AAAAAAAAAYo/HJjJZq2oshc/s72-c/poppin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2951314288815015855</id><published>2011-06-28T12:19:00.006+03:00</published><updated>2011-06-28T17:45:05.503+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evlenmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düğün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beni al onu alma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evlilik'/><title type='text'>Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al, onu alma!</title><content type='html'>Hemen anımsayacaksınız, Türk pop müzik eserlerinden herkesin bir ara diline pelesenk olmuşlarından bir tanesi şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DK4j9Lpenb4/Tgh_LsX3dvI/AAAAAAAAAXE/_AAdE71_zx8/s1600/gelin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" i$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-DK4j9Lpenb4/Tgh_LsX3dvI/AAAAAAAAAXE/_AAdE71_zx8/s200/gelin.jpg" width="79" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Bak atının terkisine de atmış&lt;br /&gt;Gözleri şaşı gelini&lt;br /&gt;Mor kaftanlara sarmış haspam&lt;br /&gt;odun gibi belini&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Seni gidi dilleri fitne fücur&lt;br /&gt;Kıyametin gelsin&lt;br /&gt;Varsın bize vursun felek &lt;br /&gt;Ne çeyiz düzdüm emek emek&lt;br /&gt;Allah bildiği gibi yapsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle de nispet olmaz ki&lt;br /&gt;Seni gidi zalim yar&lt;br /&gt;Zorla da kısmet olmaz ki&lt;br /&gt;Seni gidi hain yar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ne bana ne bana ne&lt;br /&gt;&amp;nbsp;beni al,&amp;nbsp; beni al, onu alma"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu yazının konusu "düğün" olayları. Hafta sonu 12 saat içinde biri şehir dışında olmak üzere iki ayrı düğüne katılmış bünyeme, çeşitli topuklu ayakkabı ile ortalarda sıçramış kendime söz geçiremiyorum, yukarıdaki şarkı aklımdan çıkmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her düğün dernek arkasında sitemkar bir sevgiliyi bırakmış mıdır, atın terkisine binmeyince dünya evine girilir mi girilmez mi, yar hain midir gibi sorular bir yana, kız çocuklarının kendilerini bildikleri andan itibaren duydukları en bilinçaltı kemirici cümle şu olsa gerek "gelinliklerle de görelim inşallah". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hiç değişmez, eğer kız çocuğu olarak dünyaya geldiyseniz herkes "mürüvvet" görme peşindedir, mürüvvet ise yan komşumuz hafif delimsirek teyze değil, baya evlen barklan yuva kur hadisesinin başrol kelimesidir. Yazının içinde biz ona kısaca mürvet diyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz giydiğiniz, kep giydiğiniz, uzun elbise giydiğiniz, başkasının düğününe süslendiğiniz her saniye mürvetinizi görmek için dileklerde bulunan aile ve sülale fertleri, kız çocuklarının daha çok küçük yaştayken düğün dernek mecburiyeti konusunda beyinlerine bir tablo yerleştirmişlerdir kesinlikle. Belli bir yaşa gelip de kır düğünü ve kırık beyaz gelinlik hayali kurmayan genç kızımız beri gelsin.&amp;nbsp;itiraf edin, şimdi değilse 10 yıl önce, 15 yıl önce, yaşınız elverdiğince bir süre önce, hepiniz en azından bir beyaz gelinlik ve romantik düğün hayali kurmuşsunuzdur. Herkes için farklı mertebelerde hevesler ile gerçekleşen ya da belki de hiç gerçekleşmeyen bu heves, kız çocuğu olmanın yünlü külotlu çorabı gibi bir şeydir. Ağı&amp;nbsp;zaman zaman yere doğru sarkar ve bazen bacakları dalar. Fakat sadece bir yaşa kadar giyersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğundan beri beyaz atlı prens hayali ile yaşayan, kısmetini bekleyen, bride dergisi abonesi genç kızlarımızın durumlarını da normal buluyorum. Yani 30 civarına gelen her kadın, "doğuramayacak mıyım" hissi nedeni ile panikliyor, bu da son derece evrimsel bir dürtü. Hatta günümüzün jinekologları dahi bu iş için çalışıyorlar, mesela "aşık mısınız" diye sormazlar ama özellikle yaş 35'i geçtikten sonraki periyodik&amp;nbsp;kontrollerde &amp;nbsp;"yakında çocuk sahibi olmayı düşünüyor musunuz" diye sorarlar. Yaşı 35'i geçmiş, henüz hiç doğurmamış bir çok kadın, jinekoloğun biyolojik saat ifadeli suratının gazıyla gidip evleniveriyor, buna şahidim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendini toplumsal beklentinin dışında konumlaması, biliyorum ki hangi yaşta olursa olsun, kadınlar için çok kolay olmuyor. Evlilik bir yandan ilişkinin&amp;nbsp;devam garantisi&amp;nbsp;gibi de görülüyor, yani vazgeçmeyeceğine dair verilen bir söz gibi duruyor deftere atılan o imza. Evlilikte şahitler huzurunda karı koca ilan edilince, sahibiyet, aidiyet kavramlarının da dibine vurulduğu bir gerçek. Üstelik hak da iddia edebileceğin türevde bir sahip olma biçiminden söz ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar birlikte yaşanılan ilişkilerde, zaten bir nevi ailelerin de içine dahil olduğu evlilik durumu yaşıyor insan. Birlikte yaşama kararını verdiren şey, ondan bir gün bile uzak duramama halleri ise en başta aşka dair. Sevgilisine gelinlik beğenen, süper özgür ve cool görünmesine rağmen en azından aşkın ilk yıllarında parmağına yüzük takıp gezinen&amp;nbsp;erkekler de yok değil. Bütün bunların altında da bir sahip olma hissi yatıyor, kim ne kadar reddederse reddetsin bu da aşkın körlüklerine dair bir şey. İnsanlık hali aslında. Hormonlar düzelince iyileşiyor. Olmadığın şeymiş gibi davranmana neden beyin kimyası ile yaşam da yıllar geçtikçe normale dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Birlikte yaşamak başka bir şey, ama evlilik hadisesine bakış, aslında çocuk konusu işin içine girdiği noktada biçim değiştiriyor. Çünkü asıl konu-kaygı aslında gerçekten "üreme" üzerine. Kadının baba kütüğünden mal gibi koca kütüğüne taşındığı ve kadının varlığının illa ki bir erkek -koca ya da baba- üzerinden şekillendiği durumlara dair sosyolojik analizlare ise hiç girmeyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olduğu kişi ile evlenmenin -en az bir kez&amp;nbsp;-hayalini kurmamış bir kadının var olduğunu düşünmüyorum.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Fakat 25 kilo bir gelinlikle prensesler gibi salınmanın motivasyonunu sağlayan nedir anlamış da değilim. Düğün konseptinin hele abartılı her cinsi bana ters. Bir gelinlik için harcanan paraya kaç çocuğun bir yıl boyunca okutulabileceği gerçeğine gözlerin açık olması ne güzel olurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum belli bir yaşa gelip evlenmek istemeyen-evlenmemiş herkese "gençliği harcanıyor" gözüyle bakacak bir formasyonda şekillendiğinden, mürveti görülemeyecek, doğurmayacak&amp;nbsp;insanlar için üzülüp iç çeken aile efradı, sizi hele uzun ilişkilerden sonra dürtmeye başlıyor. Uzun ilişki de ciddi bir baskı unsurudur söyliyim. Hele beraber yaşamak! Madem bilmem kaç yıldır bir aradasınızdır, zaten ailesinizdir, ne vardır neden evlenmiyorsunuzdur. Evlenseniz nolurdur. Yoksa erkek mi istemiyordur? Ya da kadın mı yanaşmıyordur? Uzun yıllardır birlikte olan bir çiftin evlenmiyor olması gerçeğine toplum hazır değil, sanırım olmayacak da. Çünkü evlilik halen ilişkinin-kadının -kurumsal garantisi. Ve kimse çocuk sahibi olmak istemeyen insanları da anlamıyor. Bilmem kaç yıldır beraber olduğun biriyle ilişkinin gidişatına dair "ee ciddi bir şey var mı" diye soran kişi tanıyorum. Yok biz ciddi değiliz, hiç olmadık, 25 yildir öylesine takılıyoruz. Çocuğumuz yok ama robotumuz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------0---------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları seviyorum, fakat bu yaşamda kendime ait ve dair&amp;nbsp;yeterince uğraşım var, bu uğraşların arasında kendimi bir çocuğa vakfedebilecek durumda görmüyorum, bir çocuk sahibi olmanın yaşam boyu projelendirilmesi gereken önemli bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum, ve başka bir varlığın yaşamını şekillendirme sorumluluğunu almak istemiyorum. Anne olmayı çok değerli buluyorum, anne olan arkadaşlarım için içtenlikle seviniyorum,&amp;nbsp;hatta benim gibi bir kadının gözünde kadının en değerli vazifesi analıktır. Fakat kendime dair vazifelerimin içinde tepinirken yıllar geçti, geçen yıllarla beraber değişen yanlarım, tüm yaşama bakışımı da revize etti. Dolayısı ile anne olmak çok değerli bir şey, ama doğurmak istemiyorum demek de eşit derecede saygı duyulması gereken bir şey. Bu tıpkı diğeri gibi bir seçim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne olan, anneliği seçmiş&amp;nbsp;kadınların toplumun bir kesimi tarafından iteklenmesine ve hatta aşağılanmasına da karşıyım. Anaç tavırları kadının doğasından farklı bir şeymiş zanneden, annelik seçimini ezikleyen özgür vililere sormak isterim; sizi kim doğurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan, doğurmayacak isem, fantazi bir düğün ile ilişkinin şahitler huzurunda kurumsallaşmasını anlamsız buluyorum.&amp;nbsp;Belki&amp;nbsp;30'lu yaşlardaki hormonal iniş çıkışlarım bittiği için, ya da gerçekte neyin "aile" olduğunu deneyimlemiş olduğum için, kimsenin kimseye mecbur&amp;nbsp;olmadığını, birlikteliklerin sözlerle garanti altına alınmayacağını ve hatta bunun gerçekten ruhun özgürlüğünü zedelediğini düşündüğüm için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta yeminini etsen nolur etmesen nolur. En kötü günleri el ele atlatabilmenin garantisi, imzadan değil, sevmekten geçiyor. Biriyle el ele bir şeyleri atlatma tribi ise yalnızlık korkusundan çıkışlı. Hem kadınlar, hem erkekler, aslında herkes yalnızlıktan korkuyor. Konuyu yalnızlık korkusuna getirip dallandırmayayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat konuyu buralara kadar getirmeme sebep&amp;nbsp;iki gelin;&amp;nbsp;Gökçe ve İnci. Siz harikasınız. Her ikisinin de ilişkisinin başlangıcına şahitlik etmiş, gidişatını bilen&amp;nbsp;biri olarak onlar için gelinlikli ya da gelinliksiz "seni buldum, arıyordum, kaybetmem bir daha" şarkısı zaten fonda hep çalıyordu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Gökçe'nin parlayan gözleri, İnci'nin mutlu gülümsemesi kalbimi ısıttı. Gökçe'nin düğününde bekleyip kavuşmayı, İnci'nin düğününde ise zaten var olanın kolay değişmeyeceğine dair havai fişekler patladı zihnimde. Göstermek için değil, öyle olduğu için güzel olan iki sade ve şahane düğün, bu hafta sonu ayaklarıma kara sular indirdi. Hepsini de yeniden kutluyorum. Her iki düğün sırasında da&amp;nbsp;gerçek "aile" kavramına, "yakınlığa" "bir aradalık ve sevmeye"&amp;nbsp; "hayatı paylaşmaya" dair de epey şey düşündüm. İnsanlardan bol bol seni seviyorum cümlesi duydum, sevdiğim herkese seni çok seviyorum dedim, sarhoş değildim, ben sarhoş olmam çünkü alkol sevmeyen biriyim. (Bu arada en son ben sarhoş olmam diyen ciğerparelerimden biri, tuvalette gizlice kustuğun günleri kafana kakmıyorum, hadi iyisin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;İflah olmaz bir biçimde hayatın temelinin sevgi olduğunu düşünen biriyim. Göstermelik değil ama, kalpten kalbe akan, şartlarla manevralar alan, ölmeyen öldürmeyen boğmayan sevgi. Kendiliğinden bir sevgi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ise mecburen bitecek bir şey, üzgünüm.&amp;nbsp;Yerini neye bıraktığına bakıp sevinin, aşk değişince de çok güzel haller alabilir çünkü.&amp;nbsp;Aşıkken tadını çıkarın ve evdeki çorap teki canavarına karşı kapan kurun. Ben yıllardır yakalayamadım kardeşim. Makineye atılan çorap çift çıkmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünlerden fotoğraf koymuyorum, yukarıdaki atın üstündeki gelinle idare edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2951314288815015855?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2951314288815015855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2951314288815015855' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2951314288815015855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2951314288815015855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/06/bana-ne-bana-ne-bana-ne-beni-al-beni-al.html' title='Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al, onu alma!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-DK4j9Lpenb4/Tgh_LsX3dvI/AAAAAAAAAXE/_AAdE71_zx8/s72-c/gelin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-6492948059113151419</id><published>2011-06-15T11:06:00.001+03:00</published><updated>2011-06-15T12:06:10.873+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Değişmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hollywood'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsanlık hali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Bir film karakteri olsam ancak çizgi film karakteri olurdum</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HtxlKjl51vo/TfhnszE7scI/AAAAAAAAAXA/gi7nH1puAxg/s1600/maya_the_bee.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-HtxlKjl51vo/TfhnszE7scI/AAAAAAAAAXA/gi7nH1puAxg/s200/maya_the_bee.jpg" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sevgili Dostlar! Meraklılar! Takipçiler! Neşeli Gençler! Doğu Romalılar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlemlerle dolu bu sesleniş, birazdan mırıldanmaya dönüşecekse de, heyecanlı girişleri her zaman sevmişimdir. Blogumu uzun zamandır yine kimsesiz bıraktım diye düşünüp bari bu aralar neler düşünüyorum onları paylaşayım dedim. Bu aralar en çok insanların hayata dair manevralarını düşünüyorum; istemsiz ya da bilmeden ya da bile bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tanıdığım bütün loser kadınlar Yoga yapıyor" diyen bir&amp;nbsp;yakınımın son kız arkadaşının da yoga gruplarına üye biri olduğunu öğrendikten sonra içten kıs kıs güldüm. Düşündüm, ne kadar çok kişi tu kaka dediği ve yıllarca yerdiği bin türlü şeyi, yaşamın gidişatına göre sevip kabul eder oluyor. Bu durum normal mi bilmiyorum. "İnsanlar değişmez!" mottosu ile dostluk, sevgililik,evlilik müesseselerini yer ila yeksan eden, değişime direnir görünen cin yavruları, bazen kendileri öyle bir değişimin, o kadar kendilerinden olmayan tercihlerin&amp;nbsp;göbeğine düşüveriyorlar ki inanılır gibi değil.&amp;nbsp;Velhasıl, iyi tanıyorum dediğim insanların bazı tercihlerine şaşkınlıkla baktığımda, düşülen en büyük yanılgının kimsenin değişmeyeceği üzerine olduğunu kurdum bu sabah. Bir vesile ile. Ve her zaman oldugu gibi kesinlikle kanaat getirdim ki; insanlar değişir. Ve bu her zaman çok da kötü bir şey değil. Sadece değişimin nereden kaynaklandığı ve seçimlere yön veren dürtüler, bazen çok belirleyici bir şeylere işaret edebiliyor. Yıllardır aslında olamadığı şeyleri, kendinden farklı insanları&amp;nbsp;yeren, fakat imkan buldugunda, uygun şartlar oluştuğunda&amp;nbsp;tüm sosyal çevresi ve seçimlerini o bir zamanlar tu kaka denilen durumlar üzerinden şekillendiren insanlar var. Yakın zamanda çok fazla gözlemlediğim bir şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal medya ve teknolojik türlü cihazlar, fotoğraf programları, ince ayarlı makineler, aslında insanlara kendilerini daha çok sevme ve sevdirme imkanı sundu sanırım. Şimdi aynanın karşısına geçer gibi bilgisayar ekranına bakarak, en artist bakışlı pozları şakır şakır twitter ekranlarına yapıştırmak, instagramda en nadide göz süzüşleri post etmek, like like butonuna basıldıkça içlerde eriyen yağlar artık herkes için son derece sıradanlaştı. Kendi adıma, en güzelinden leme leme bir fotoğraftaki sevimli bakışlarımı oraya buraya yapıştırmak benim için de çok eğlenceli. Fakat hayatı holivud filmi çıkışlı yaşayan insanlar var ki; sosyal medyanın iç hallerimizde estirdiği rüzgarlardan savrulan hayallere bakınca, şaşkınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçi dışı bir olma kavramının yer ile yeksan edilmiş olması da bundan. Gizem, her daim her cins arasında pirim yapan bir olgudur. İnternet üzerinden iletişimde kendini olduğu gibi değil de olmak istediği gibi göstermenin imkanı yükseldikçe, herkes birbirini film tadında bir dünyada sevmeye başladı gibime de gelmiyor değil. Gerçek olanı sevmek her zaman zordur. Çünkü gerçek insanlar pırt yaparlar, ağlarlar, küserler, dişlerinin arasına maydanoz kaçar ve her daim çok güzel değildirler. James Bond'un da sümüğü akıyor yani. Karizma dediğin yakınlaştıkça eksilen bir şeydir. En güzeli olduğu gibi görüp sevmek, sizi olduğunuz gibi ve en berbat durumlarınıza tanıklık etmiş olmasına rağmen çok seviyor olan birilerine sahip olmak. Hayat bundan ibaret. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdıkça açılıyorum di mi? Şimdi aklıma eski bir sevgilimin "insanların zayıflıklarını görmekten hoşlanmıyorum" demesi geldi. Şu an farklı bir kıtadaki kendisinin bu satırları okumayacağı güveni ve aradan trilyon yıl geçmiş olmasının patavatsızlığı ile kendisi nezlinde "zayıf insanlardan hoşlanmıyorum" diyen tüm gabilere sesleniyorum; "Ulen kont, ben senin öyle zamanlarını ve zafiyetlerini bilirim ki, NY Times'a kapak olsan karizmayi kurtaramazsin". Zamanında kendisinin yüzüne de söylemiştim. O yüzden arkasından konuşmuş sayılmam. Velhasıl, insan olmak güzel bir şey, insanın hem kendini hem de başkalarını tribunlere oynama edası dışında bir kabul gözü ile sevip kabul etmesi güzel bir şey. Zaman ister ve emek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an yazdıkça saçmalama noktasına geldiğimi farkettiğim için durasım var. Acaba araya iki resim filan koyup ilgiyi yazının üstünde tutma çabamı egosantrik bir instagram çıktısı ile mi şenlendirsem? Vazgectim. Onun yerine en saf ve temiz duyguların insanı olduğumun ispatı ile yazımdaki duyguları perçinlemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DcURcPKtCBU/Tfhjr1cfutI/AAAAAAAAAW8/Ec6Hk3Stcgo/s1600/myYearbookPhoto1976.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-DcURcPKtCBU/Tfhjr1cfutI/AAAAAAAAAW8/Ec6Hk3Stcgo/s1600/myYearbookPhoto1976.jpg" t8="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın. Haziran çok yoğun bir ay. Yeniden yazar mıyım bilmiyorum. Beni düşündükçe yukarıdaki resme bakın. Instagrama daha şahanelerini post ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps. Gelecek yazıya bizim kuşağın nostalji klişeleri hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Unutursam hatırlatın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-6492948059113151419?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/6492948059113151419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=6492948059113151419' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/6492948059113151419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/6492948059113151419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/06/bir-film-karakteri-olsam-ancak-cizgi.html' title='Bir film karakteri olsam ancak çizgi film karakteri olurdum'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-HtxlKjl51vo/TfhnszE7scI/AAAAAAAAAXA/gi7nH1puAxg/s72-c/maya_the_bee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3403791477276109006</id><published>2011-05-31T10:47:00.000+03:00</published><updated>2011-05-31T10:47:38.326+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmaric'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leme Leme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karma'/><title type='text'>Leme Leme</title><content type='html'>Bu gün hava kapalı. Fakat içim pür neşe. Ekşi sözlükteki karmamı 420'den 388'e düşürmüş entry kötüleme kıskanç tavuk mafyasına kıs kıs gülüyorum. Böyle bir neşe, bir acayip hiperaktiflik hali var üstümde. İşim çok ondan. Nefes alacak zamanım yok. Böyle günün her saatini planlamak zorunda yaşıyorum, şu saatten şu saate dek şunu yazıp bitireceğim, bu saatten bu saate dek şu edit işini çözeceğim, gelen 120 maile tek tek cevap vereceğim filan.. Yemin ederim sabahtan telefonlarımı bile planlıyorum. Bu gün şunu şunu şunu aramalıyım.. Sosyal hayat ve meşguliyet dengesi çok kolay olmuyor. Fakat mutluyum. Genlerim mutlu sanırım. İkinci kocasını bir hemşireden kıskanıp adamın&amp;nbsp;kafasına mangaldaki maşayı fırlatmak sureti ile hem adamın kolunu pörtleten hem de adamı gözü kapalı boşayan anneannem de mutluydu. Biz de böyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklıkta huzur bulan biriyim. Çalışma masası toplamak benim için mutlaka bir şeye başlamak ya da sonlandırmak demektir. Arada çalışırken elime ne geçerse fırlatmaktan zevk alıyorum. bakın dikkat ederseniz keyif alıyorumn demedim. Keyif kelimesine son derece gıcığım. Son dönem beyaz yaka bir takım elit sosyal kitlenin ağzına yapışık yegane kelime. "Çok keyifliydi" . "Keyifli bir yemek yedik". Böyle kelimeyi duyunca fenalaşıyorum. "Keyifli bir eğitim oldu" . Güzeldi, iyi geçti filan de bir şey de. Keyifli deyince daha elegan duruyor galiba. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam gaz Yoga dersi vermeye devam ediyorum. Üst üste 3-4-5-6 filan ders verebilesim, verebilitym var. Tabi iş&amp;nbsp;sonrası&amp;nbsp;akşam veriyorum dersleri ve hafta sonları. Dolayısı ile zamanımın çoğu Yoga Academy'de geçiyor. Fakat çok çeşitli insanlar tanıyorsun, ve sadece 1.5 saatlik bir dersin dahi insanların üzerindeki etkisine bizzat aracılık ediyorsun, şahit oluyorsun, şahane bir his. Hiç bir şeyi bunun yerine koyamam. Daha önce de dediğim gibi, etrafımdakiler hayıflanıyor "nerdesin, hiç ortada yoksun" filan. Varım aslında. Sadece eskisi kadar aylaklık edecek zamanım yok. Uyumaya çok zamanım yok, gezmeye neredeyse hiç yok, evden işe-akademiye-nadiren "aile içi" gezmelerin insanı oldum. Fakat insanın sadece sevdiği şeyi yaparak yaşamasının da enerjisi ne biçimmiş. Daha önce hiç anlamadığım bir şeymiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaib Korsanlarına gidilecek tabi. Gözlerine sürme çekmiş erkeklere zaafım var. İster kaptan Jack Sparrow olsun, ister Dave Ghan olsun.. Böyle deyince aklıma Fatih Ürek filan geldi. Fenalaştım ama olsun. Cure bir de, gençliğimizde the cure vardı, friday I'm in love. Böyle şimdinin hafif meşrep pop şarkıları gibi dilimize pelesenk olmuştu. Şu an Erkan'ı özledim. Erkan Boğaziçinden arkadaşım, kendisi İstanbul'u uzun süre önce terketti, Marmaric köyünde permakültür ile uğraşıyor. Merak eden Marmaric, permakültür&amp;nbsp;yazip baksin. Bana 1990 yilinda ilk Palmoliv sampuani Beyazit'taki Rus pazarından alan kişi kendisidir. İnternetle alakası yok, rahatça yazıyorum nasılsa okumaz. Yoksa reklamının yapılmasından hiç hoşlanmayacak biridir. İçimden geldi. Ne zaman "ya çok gelmek istiyorum oraya" desem, "hadi len" der. Gerçekten hadi lenlik bir durumumuz var, doğayı,çiçeği, böceği seviyoruz deyip de şehrin dışına adım atamayanlardanız. Yaşam değiştirmek cesaret ister. Bizler, çoğumuz kurduğumuz hayat üçgeni dışına bile çıkamayan biçimlerde yaşıyoruz. Oysa hayat kısa olsa da çok geniş. İçine sığdıracak o kadar çok şey var ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldu da bitti maşallah cinsinden atmasyon bir tavırla yazılan yazımı son hastalığım instagramdaki leme leme programı ile çektiğim bir fotoğrafla kapatıyorum. Şu an fonda eski bir depeche mode şarkısı çalıyor; Behind the wheel. Ben de kendimi bir yokuştan aşağıya hızla giden bisikletin üstünde ellerimi bırakıp ayağa kalkmış, hızla esen rüzgar karşı uçarcasına yol alıyormuş gibi hissediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YACToqXB4dY/TeScqKBYGyI/AAAAAAAAAW4/o72gyhpeyqk/s1600/photo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://2.bp.blogspot.com/-YACToqXB4dY/TeScqKBYGyI/AAAAAAAAAW4/o72gyhpeyqk/s400/photo.jpg" t8="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3403791477276109006?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3403791477276109006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3403791477276109006' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3403791477276109006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3403791477276109006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/05/leme-leme.html' title='Leme Leme'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YACToqXB4dY/TeScqKBYGyI/AAAAAAAAAW4/o72gyhpeyqk/s72-c/photo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-4814087670023011073</id><published>2011-05-03T17:21:00.005+03:00</published><updated>2011-05-31T11:14:13.497+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet sansürü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='22 Ağustos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Masal'/><title type='text'>Tamam aile paketi olsun. Yok, siz en iyisi benim kutumu açın!</title><content type='html'>Bildiğiniz gibi ya da bilmediğiniz gibi 22&amp;nbsp;Ağustos &lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 234.&amp;nbsp; (Artık yılların 235.) günüdür.1791 yılında aynı gün Haiti'de köleler ayaklanmış, 1941'de Alman ordusu Leningrad'a ulaşmış ve kuşatma başlamış, 2008'de 22 Ağustos'ta&amp;nbsp;ise&amp;nbsp;Beşiktaş taraftar grubu Çarşı tribünlere geri döndüğünü, "alem biter ortam biter çArşı bitmez" sloganıyla açıklamıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'in 22&amp;nbsp;Ağustosunda ise tarihe geçecek bir ilk daha gerçekleşecek; yürürlüğe girecek 'İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar' hükümlerine göre kullanıcılar BTK'nın keyfi olarak belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacaklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Vatana millete hayırlı olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Hemen blogumun değerlendirmesini de yaptım, blogumla 360 derece bir değerlendirme toplantısına giriştim. Dedim ki Ağustos Büyücüsü saçması kendine aynada bir bak. Sen nesin, kimsin sen. Kendini bana kısaca anlatır mısın dedim. Maksat filtre seçiminde doğru noktayı tutturmak. Bilmem lazım, aile paketine mi, standart paketi mi, öğrenci paketine mi yoksa yurtiçi pakete mi dahil olacak kendisi. Biraz kişiliksiz cevaplar verdiğini itiraf etmeliyim. Böyle "aile paketine girer bu" diyeceğim biçimde çocukluk yazıları bir şeyler, "öğrenci paketine girer bu" da diyebileceğin sanatsal gönderimler, "yok kesin yurt içisin" diyebileceğim seyahatlardan filan söz eden seçmeler, her standart pakette bulunması gereken sayıklamalar filan..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&amp;nbsp;İsmi desen hepten saçma; Ağustos Büyücüsü.&amp;nbsp; Doğduğum aydan soğuttun beni sansür yasası. Ayrıca yeri gelmişken belirtmeliyim ki l&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;anet olsun içimdeki insan sevgisine. Konuya uyumsuz gibi durduğuna bakmayın. Anlamlı bir cümle. Belirli bir şifre içeriyor. En büyüğün sağındaki doğru cevap. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sola bakmayı tercih edenler, hah hah ha, eliniz boş kaldı sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Blogum hiçbir filtreye oturan özellikleri tam taşımıyor olmalı. Zaten blogspot kapandığında baya bir acı çekmiş, acımızı gerek dns ayarlı isyan gerek vakur bir suskunlukla yaşamıştık. Ama şimdi gerçekten bazı şeylerin ucu görünmeye başladı; tünelde ışık hızıyla gidiyoruz, görünen göz kamaştırıcı bir ışık filan da değil. Betona toslamak üzereyiz. Birileri bizi uyandırsın diye beklemeden çalar saatin epeydir çaldığını farkedip butona hızla basmak lazım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Noluyor ya noluyor?? Pretipink'in de dediği gibi "ulan&amp;nbsp; parasını kendi maaşımdan ödediğim internetteki erişimimin neye açık olduğuna benim için başkaları mı karar verecek?"&amp;nbsp; Devlet benim için daha nelere karar verecek? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Olan biteni umursamayan, ülkenin japonya depreminde tsunami sonrası uçurumlardan sürüklenen dev translatlantikler gibi "yok lan oha" diyeceğiniz biçimde bir yerlere sürüklendiği bu günlerde herkes farmville oynamaya devam ederken birileri artık kafamızın içine kadar uzatıyor elini. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Öyle de bir kötü dönemdeyiz ki, uyanmak şöyle dursun, milletin çoğunun direk uyutulduğu zamanlar. Uyumaya dünden razı kalabalık, kraliyet düğününde Kate'in gelinlik modeli ile evlenmenin, Kraliçe'nin mal varlığının&amp;nbsp;hayalini kuradursun, birileri burada ince ince uzaklaştırıyor sizi özgürlüklerinizden, özgürce yaşamaktan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;1 Mayıs yeni geçti. Bu fotoğraf içinden taşan duyguyla halen bir çokları için çok şey ifade ediyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;"Biraz umut&amp;nbsp;yaşıyor hala içimde, daha fazlası gerekiyor" demişti Doğan, uzun zaman önce, Astrotanrı'da.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Ama "daha fazlası gerekiyor". Şahane bir şarkıdır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu arada Redd'in Masal videosunu da izleyin tavsiye ederim. Cesaretli bir iş, tam da kendilerinden&amp;nbsp;beklenen bir iş&lt;/span&gt;. Redd'in resmi web sayfasından ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Ağustos'a kadar buralardayız. Sonrasında kim öle kim kala. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlı akşamlar ( ön hazırlık)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;a href="mailto:ps.pretipink@eksisozluk"&gt;ps.pretipink@eksisozluk&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;﻿﻿&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--_bmCYK10po/TcADY4j6KnI/AAAAAAAAAW0/VT9qixiUNOQ/s1600/1mayis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" j8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/--_bmCYK10po/TcADY4j6KnI/AAAAAAAAAW0/VT9qixiUNOQ/s320/1mayis.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;by G.D-instagram photos&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-4814087670023011073?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/4814087670023011073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=4814087670023011073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4814087670023011073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4814087670023011073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/05/ya-aile-paketi-ya-da-kutumu-acn.html' title='Tamam aile paketi olsun. Yok, siz en iyisi benim kutumu açın!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/--_bmCYK10po/TcADY4j6KnI/AAAAAAAAAW0/VT9qixiUNOQ/s72-c/1mayis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-400255572355580248</id><published>2011-04-19T21:48:00.004+03:00</published><updated>2011-04-28T17:06:57.259+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='webstagram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='instagram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kavuşma'/><title type='text'>Instagram Dünyasında ben de varım!</title><content type='html'>Bloga yazama yazama sonra böyle bir yazıyla başla. Kendimden ummam. Nasıl bağlanıyor olduğumu da bilemiyorum, yasak kalktı mı yoksa bu da bir Iphone 4 mucizesi mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılsınız? iyisiniz inşallah görüşmeyeli? Neler oldu neler geçti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun uzun yazacak çok şey her zaman vardır, ama bu böyle fırsattan istifade "yazabiliyorum olm galba" satırları biçimine anlamsız bir ilk post oldu. İdare edin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlunun en has duygularından biridir özlemek. Özlendim mi bilmiyorum, ama bu ara iyi de oldu, ilişkiye ara verip de sonra hasretle kavuşmaya benzedi diyeceğim ama dilim varmıyor, baksanıza hasretle kucaklaşmaktan&amp;nbsp;çok sarsakça yazılmış aceleci satırlar bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa insan uzun zamandan sonra sarmaşınca şahanedir o an.&amp;nbsp; Ayrı kalmaya bile değmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse yazdıkça açılırım. Blog yokken kendimi fotoğraf işine verdim insagramda bizzat ismim ve soyadımla varım. Şaheserlerime oradan ulaşılabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da linki &lt;a href="http://instagram.heroku.com/users/pinarelmasoglu"&gt;http://instagram.heroku.com/users/pinarelmasoglu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Evet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerde kalmıştık??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1EusM-yYW3M/TbU1q7HPdaI/AAAAAAAAAWw/R23kV1NiG9I/s1600/IMG.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" i8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-1EusM-yYW3M/TbU1q7HPdaI/AAAAAAAAAWw/R23kV1NiG9I/s320/IMG.jpg" width="236" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-400255572355580248?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/400255572355580248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=400255572355580248' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/400255572355580248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/400255572355580248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/04/instagram-dunyasinda-ben-de-varim.html' title='Instagram Dünyasında ben de varım!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1EusM-yYW3M/TbU1q7HPdaI/AAAAAAAAAWw/R23kV1NiG9I/s72-c/IMG.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5417751302446052220</id><published>2011-02-22T16:16:00.043+02:00</published><updated>2011-02-22T22:23:01.411+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gevezelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gone with the wind'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Depeche Mode'/><title type='text'>Naber günlük?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Sevgili günlük, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah evden çıkarken Mango'dan ondokuz teleye aldığım pantolonun paçalarının işaretlendiği yerden değil de iki parmak yukarıdan kısaltıldığını farketmeden giymişim. Kendimi bir zamanlar çalıştığım bir üniversitenin pantolonunu beline kadar çekerek paçalar diz kapaklarda dolaşan nörd mühendis rektörü gibi hissediyorum. En azindan ayakkabilarim guzel. Bu sabah yine bıkkıntı ile servise bindim, henuz 07:25 idi ve bazı insanlar yorganlarına kıvrılmış ayaklarını fırt fırt diye çarşafa sürterek uykularının son kısmına henüz geçmişlerken frlayıp 15 dakikada evden çıkmak feciydi. Ama bu benim için yıllardır feci. "Alışırsın" dediler, hiç alışamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JPS0EkwVhTo/TWPAew-GMeI/AAAAAAAAAV0/RQune54IFBE/s1600/DSC02196.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-JPS0EkwVhTo/TWPAew-GMeI/AAAAAAAAAV0/RQune54IFBE/s320/DSC02196.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;7dal ve ben, hoş bir tatil anısı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;﻿﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;﻿﻿﻿ Yoğunluktan şikayet etmeyi sevmem. Mükemmel insan şikayet etmeyen insandır evet, ama aşırı yoğunum. Böyle insanların suratına boş boş bakışlar attığım zamanlardayım. Başımı işten güçten seyahatten kadıramıyorum. Bu sabah karar verdim, ev kadını olmak en süper bir şey. Şu saniye kahvemi yudumlayıp örgü örebilirdim, ama su içip kütüphaneye doğru çevirdiğim masamda fenalaşıncaya kadar çalışıyorum. Hayır böyle dediğime bakmayın, çalışmasam da fenalaşıcak bir tipim aslen. Ama gerrçeeekten uyumaya vaktim bile yok. Öyle bir hal. Sevdiklerim benden nefret ediyor, beni buldukları zamanlarda. Aslında bazıları da mutlu bence, vır vır vır soru sormak, trip atmak filan gibi şeylere zaman kalmıyor. Şimdi kafama takıldı trip atmak aslında sıkılınca çekip gitmek için de kullanılası güzel bir kelime. Yani bu sıralar senden çok sıkıldım trip atıcam deyip bi gezip gelmek iyi fikir. Trip yani ingilizce olanından. Gezmek de iyidir. Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Şu an şüpheliyim aslında. &lt;br /&gt;﻿﻿﻿﻿﻿﻿﻿ ﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oEBm-zDL7SE/TWPDLR0wOZI/AAAAAAAAAWU/QcDktmlGj9A/s1600/tara0227.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="281" j6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-oEBm-zDL7SE/TWPDLR0wOZI/AAAAAAAAAWU/QcDktmlGj9A/s400/tara0227.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;8 numara oynamıştım yaş sanırım 13&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿﻿﻿﻿﻿﻿﻿﻿﻿ &lt;br /&gt;İçimden sırf yazmak geldi diye yazıyorum, Allah sizi inandırsın, halbuki ne saçma şeyler yazıcam bile bile oturdum iki satır yazayım dedim. Klişelerden nefret ederim, kafamdaki klişe görüntüleri sıralamak istiyorum, ama bana kıl olursunuz kesin diye sıralayamıyorum. Kedi mesela. Kedi diyeyim yetsin. Hayvan severim, fakat evde hayatta beslemem. Hele yatağa gelsin, öyle sürtünsün, deliririm. Kedileri uzaktan severim. Bahçeli ev fantazimi tamamlayan köpek fantazisi de yeterince klişe olmasına rağmen yine de güzel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3XYYZaCuyXc/TWPA8sZvkvI/AAAAAAAAAV4/6A-SPJbzgy8/s1600/levto_foca_koy+%25286%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-3XYYZaCuyXc/TWPA8sZvkvI/AAAAAAAAAV4/6A-SPJbzgy8/s320/levto_foca_koy+%25286%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kardeş köpeği Levi, şahane bir hayvandı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Depeche Mode severim. Dave Gahan'i VIP'den izlemiş ve dövmelerinin detaylarina kadar yakindan görmüş biriyim. Tamam attım, dövme detayı kısmı yalandı, ama hamiline yakınimdir kontenjanindan Depeche Mode'u önden izlemiş olmak şahaneliğinin yerine yıllardır bir şey konamadı. Redd @ Ghetto after party konseri bu anlamda benim için yapılmış bir güzelleme gibidir. Şehir dışında olduğumdan gelemedim ama olsun. Dövme yok, üstü çıplak, deri pantolonlu rockçı da yok ( allahtan yarabbim alemim&amp;nbsp;), ama Depeche Mode aşkım, redd çukulata sevgilimdir. Çukulata sevgilim derken ne demek istedi diye kafayı kırmayın, şu an sadece çukulata çukulata çukulata sevgilim şarkısı aklımdan geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-F-wlNY2xzDA/TWPBHSI42dI/AAAAAAAAAV8/sUp-Azn9rUw/s1600/FSCN0312.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" j6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-F-wlNY2xzDA/TWPBHSI42dI/AAAAAAAAAV8/sUp-Azn9rUw/s320/FSCN0312.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Neşeli kuzensel durumlar, saçlarımı kestirip bunalıma girdiğim yaz&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Romantizmi sevmem. Hiç romantik biri olamadım, Romantik sevgilim de olmadı. Tam aksine hard core kafanda gerçek kıran biriyle olmak insana priceless şeyler katar, bakın mesela bu priceless demek de çok moda bu günlerde. priceless. herbir şeye. Güzel laf ama. Eşsiz filan demekten daha anglo saxon bir soundu var, gerçi doğal çünkü zaten inglizce. Aman neyse. Yoğun kafayla yazmak böyle bir şey. Paha biçilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Fli3Zx63cGI/TWPEnppyQBI/AAAAAAAAAWg/Y1R6pzB-nfA/s1600/Picture+159.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="211" j6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-Fli3Zx63cGI/TWPEnppyQBI/AAAAAAAAAWg/Y1R6pzB-nfA/s320/Picture+159.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;ezberleyin sorucam&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Aslinda sanal alemlerde arkadaş edinme fikrine soğuk biriyim. Ama yine de çok yaratıcı, nefis yazan insanlar nefis bloglar var. Bir de iyi insanlar hemen belli oluyor biliyor musunuz? Buradan romantik şeylere bağlamak içimden geldi şu an, iyilik, kötülüğün karşısında iyilikle durabilmek, sevgi, ışık, öpücük filan, ama romantik degilim dedim diye vazgeçtim. İyi insanlar yazdıklarıyla da beli oluyor. En sinir olduğum şey ise twikır filan gibi ortamlarda bozacının şahidi şıracılar, habire follower peşinde koşanlar.Geçenlerde birisi sevgilisiyle aynı evin içinde twitterla yazışıyordu, ben size öyle diyeyim. Oha demiştim ama içeri odayla yazışmak da mümkün olabiliyormuş. Ya da mesela telefonu kapatıp "hadi öptüm bye" deyip sonra twitterdan " yorumuna katılmıyorum"&amp;nbsp;filan yazıyorsun. Tam bu noktada sanal ortamların çorbaya dönüştürdüğü ilişkilerimiz priceless.Şimdi içimden bir inci klişesi olan ccc bilmemne ccc cümlesi kurmak geldi ama allah sizi inandırsın, ne olduğunu bile bilmiyorum. hatta bu cümleyi kuranlara sordum bu ne böyle deyince böyle ık&amp;nbsp;mık ettiler. ccc bir şey cccc iyi bir şey sanırım. Ukte kaldı içimde bir yerde yerinde kullanamadım.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Milletin ağzında bu ccc olayı gırla gidiyor. Gırla gitmek ne demek acaba şu an takıldım. Gırla. Gır diye bir şey mi var acaba. Çok cahilim. Kendi kendime konuşurken dahi en iyi bildiğim pek de bir şey bilmediğimdir. Fakat bazen biliyor gibi davrandığım da oluyor. Bazen bildiklerimi bilmiyor gibi davrandığım gibi. Susmak da bazen&amp;nbsp;iyidir. &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-t8aqmX1MtFU/TWPC_PZBIGI/AAAAAAAAAWQ/SZW9OFXJAow/s1600/Picture+123.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-t8aqmX1MtFU/TWPC_PZBIGI/AAAAAAAAAWQ/SZW9OFXJAow/s320/Picture+123.jpg" width="286" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Güzel filmdir&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Araya anlamsız fotoğraflar da koyuyorum ki dikkatiniz full yazıda olsun. Niyeyse. Takipçilerim arasında hiç tanımadıklarım ve tanıyıp çok sevdiklerim var. Tanımayanların bunları okuyup okuyup beni nasıl tanıdıklarını da bilemiycem ama olsun. Şu an artık geyiğe girdim. Öyle bir girdim ki kendimden, aldığım zamanınızdan tiksindim. Ama çok yoğun çalışıyordum yemin ederim kafam dağıldı. Siz de üç beş foto görmüş oldunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;﻿ &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mOkcG9Z628E/TWPB9AhNE5I/AAAAAAAAAWE/1xt6XBcPbNI/s1600/IMG_0160.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="277" j6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-mOkcG9Z628E/TWPB9AhNE5I/AAAAAAAAAWE/1xt6XBcPbNI/s320/IMG_0160.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Avcı toplayıcı severim, elimde değil.Soldaki ben.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿ &lt;br /&gt;Gecenlerde yegenim Aras sordu: Hala dunya dönüyor mu? Dönüyor dedim. Dönmesin istemiyorum durdur midem bulaniyor dedi. Atma dedim. Yerçekimi var çok yavaş dönüyor filan hissetmiyoruz ki biz dedim. Yerçekimi çocukları balkondan düşüren şey mi dedi. Evet dedim. Sevmiyorum onu da dedi. sevsen de sevmesen de o var dedim. Hala seni seviyorum dedi. Ben de seni dedim. Sonra hastası oldugumuz Merlin büyücüsü dizisine kilitlendik. fakat o 4 yaşında aramızda 34 yıl var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iyQOdNr5E3M/TWPCp9UxN7I/AAAAAAAAAWI/fd4M_IE8-jI/s1600/IMG_0116+%252855%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" j6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-iyQOdNr5E3M/TWPCp9UxN7I/AAAAAAAAAWI/fd4M_IE8-jI/s320/IMG_0116+%252855%2529.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Aras &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Neyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi mutlu günler, iyi haftalar. Gevezelik etmeyin. Ben ettim siz etmeyin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cyaxDMSyoxQ/TWPE4FwjtOI/AAAAAAAAAWk/4ObZpi0pU5I/s1600/myYearbookPhoto1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" j6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-cyaxDMSyoxQ/TWPE4FwjtOI/AAAAAAAAAWk/4ObZpi0pU5I/s1600/myYearbookPhoto1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5417751302446052220?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5417751302446052220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5417751302446052220' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5417751302446052220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5417751302446052220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/02/naber-gunluk.html' title='Naber günlük?'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-JPS0EkwVhTo/TWPAew-GMeI/AAAAAAAAAV0/RQune54IFBE/s72-c/DSC02196.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5984816010596312272</id><published>2011-02-13T23:02:00.000+02:00</published><updated>2011-02-13T23:02:18.175+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Buz Otel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gülmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Babaanne'/><title type='text'>Ice Ice Beybi..</title><content type='html'>İki gönül bir olunca samanlıkların seyran olmayacağına inandığım yerlerden biri Ice Hotel. İsveç'te biliyorsunuz. Her yeri buzdan yapılan bir yatakta koyun postunda aşkın ateşi işe mi yarar? Acaba yatağa buz yalama obsesyonuyla baş edemediği için dili yapışan var mıdır? Gece buz yatağın üzerinde serili posttan çıkan ayak sabaha kesilir mi? İnsanoğlu cidden kafayı yemiş bir tür. Almayayım, alanlara da engel olmayayım. Yazıya böyle anlamsız bir noktadan bağlandık, olsun. Yine de buyrun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-H5H8p6lirEI/TVg7NiKjW3I/AAAAAAAAAVw/obRsGyjfOJA/s1600/icehotel3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-H5H8p6lirEI/TVg7NiKjW3I/AAAAAAAAAVw/obRsGyjfOJA/s320/icehotel3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Komik bir insan olmak, gözümdeki en anlamlı meziyetlerden biridir. İyi olmak, vefalı olmak, değer bilir olmak, dürüst olmak gibi bilinen tüm iyi insani özelliklerin yanı sıra, komik olmak çok değerli bir insani değerdir, insan aslında eninde sonunda kimin yanında en çok gülümsediğini anımsar biliyor musunuz? Hepimiz bir gün yaşlanınca kırmızı topuklu ayakkabılardan, panter postu bikinilerden, jan janlı gömleklerden, afili saçlardan geriye bir şey kalmayınca birlikte gülebildiğimiz, sırtına kupa çektiğimiz, gece yattığımızda biz istemeden susadığımızı düşünüp baş ucumuza bir bardak su getiren insanların değeri sonsuz olacak. O noktada birbirini güldürebilmesi önemli olacak insanın. İnsanın birbirini güldürebilmesi şimdi de önemli, o zaman da değeri paha biçilmez olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar komik olduklarını belli etmeden komiktirler. İnce bir sakarlıkları ya da bütün cool tavırlarının yanından, köşesinden kendi istedikleri zaman çıkan ince zekalı bir komiklikleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Beni sevdiğini hiç göstermiyorsun&lt;br /&gt;-Ben gösterge yapmam, okey dışarı yaparım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;der, öyle kalırsınız mesela. Üç gün gülersiniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komik insan deyince, babaannemi anımsarım. Bu yazıda bundan sonra babane olarak anılacak şahsiyet tüm çocukluğumuzu ve ilk gençliğimizin en komik insanı olarak genlerimde yazılı gülümsemedir. Rumeli göçmeniydi kendisi, banyodan sonra saçlarını ince ince örerdi. Babane dedem seni hiç öptü mü? diye sorduğumuzda "terbiyesizler! Dedeniz çok saygıdeğer biriydi, yapmazdı öyle şeyler!" deyip bastonuyla hepimizi kovalardı. En kral hikayelerinden biri rahmetli dedemin vefatına dair olanıdır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dedeniz çok iyi bir insandı. Öleceğini önceden bildiği için gidip tüm köyle helalleşti geldi. Tamam ben gidiyorum dedi, yattı öldü. İşte biz başında ağlıyoruz, ah vah ediyoruz, birden gözünü açtı. Dedi ki; bilmem kim kaldı helalleşmedim onunla vedalaşıp geliyim. Gitti, onunla da helalleşti, geldi öldü. Sonra biz ağlarken kapı çalındı. Kapıyı açtım, karşımnda bir dudağı yerde bir dudağı gökte bir zenci. Gelen kimmiş dersiniz?&lt;br /&gt;-Kimmiş babane? ( biz tırsmış torunlar)&lt;br /&gt;-Tabi ki azrail. Dedenizi sordu. Gitti dedik. Peki o zaman deyip gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra hepimizde azrail araptır saplantısı başla sen, Stevie Wonder'ı belki bu yüzden asla sevemedim. ya da genelde part time lover fikri bana ters ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazanda Kadir gecesi diye bir şey var, o gece gökler açılır cennet görünür. Bunu bu bedendeki gözüyle gören kesin ölünce cennetliktir diyen babanem, uyumayalım sabaha kadar deyip siyah gökyüzüne baktığımız geceler kafamıza salladığı terlikle bize yıldızları saydıran şahane bir insandı. Nedense bu akşam kendisini andım. Bana "komik bir kadınsın" denmesindeki asıl izler ona aittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınız gülerek geçsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5984816010596312272?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5984816010596312272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5984816010596312272' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5984816010596312272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5984816010596312272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/02/ice-ice-beybi.html' title='Ice Ice Beybi..'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-H5H8p6lirEI/TVg7NiKjW3I/AAAAAAAAAVw/obRsGyjfOJA/s72-c/icehotel3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3439952615340284484</id><published>2011-02-08T08:24:00.001+02:00</published><updated>2011-02-08T11:14:53.119+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uçmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fiordlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsviçre Çakısı'/><title type='text'>Far far away</title><content type='html'>Dokuz Carsambanin bir araya toplanmasi gibi, sevdiklerimden pat diye uzakta kaldigim gunler. Ah ucak yolculuklari, hepimiz cat burada cat kapi arkasindayiz. Sevdiklerim sehir disinda, ben sehir disinda, kimisi ulke disinda, kimisi gezme, kimisi is, kimisi mecburi istikametlerdeler. Sabah uyanip kimsecikler yok gibi hissedilen bir sabahtan gunaydin. Sevilen bunca kişinin olması da ayrı zor. Tıpkı bazen kalabalıkların yalnızlık anlarından çok daha zor olması gibi. Kalbimde kalabalık insan sürüleri geziniyor.&lt;br /&gt;Gerci, uzaklasmak iyidir. Ama sureler cok uzamasin. &lt;br /&gt;Gerci ( bak ikinci kez gerci dedim) fiziksel yokluga antrenmanim tamdir.&lt;br /&gt;Simdi önümde uzanan eşsiz fiyordlarda denize baka baka bir kosup gelicem. Fiyord mu fiord mu yazayim karar veremedim, ama iphonedan yaziyorum sevgili günlük, hatalarimi affet. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TVEI_wNHwBI/AAAAAAAAAVs/WqEvTyjCm-E/s1600/fiordo16.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="211" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TVEI_wNHwBI/AAAAAAAAAVs/WqEvTyjCm-E/s320/fiordo16.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3439952615340284484?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3439952615340284484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3439952615340284484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3439952615340284484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3439952615340284484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/02/resimsiz.html' title='Far far away'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TVEI_wNHwBI/AAAAAAAAAVs/WqEvTyjCm-E/s72-c/fiordo16.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-315161601940851189</id><published>2011-02-03T22:57:00.001+02:00</published><updated>2011-02-03T23:01:44.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişniş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sayıklamalar'/><title type='text'>Sayıklamalar..</title><content type='html'>Çalışıyorum yorgunum, Yoga yapıyorum haftanın beş günü, yorgun değilim. Günler birbirine girdi, sıkkın değilim. Arabam oldu, hiç kullanmıyorum ama yangın söndürücü aldım bir tane. Aylardır ilk defa pizza yedim, çarpıntı yaptı. İkinci köprüden geçtim, ışıklandırmaları sevdim, israf diye sinirlendim. İşe git eve gelmeden Yoga Academy'ye git eve gel çalış ve yat tempoma alışanlar var, alışamayanlar var.&amp;nbsp;Yarın&amp;nbsp;İzmir'e gidiyor olduğumu annemden öğrendim, tarihleri karıştırmışım. Nasıl yani? dedim, hemen THY sayfasına girdim. Uçaktan inicem Balçova Termal'e gidicem, Yoga yapıcam Akif Hoca da İzmir'de. Sonra gece eve gidicem yeğen sevicem. Pazartesi Pegasus'a binicem Sabiha Gökçen'e inicem, en güzeli. Bu yıl ehliyeti olup araba kullamayanlar moda. Modayım modayız moda mısınız? İphone 4'üm var, çok savruk da bir yapım var. En son Tanrı Nedir ve Neden kitabını da edit ettim, bitti. Alın okuyun dünya kaç bucak görün, evrene açılın. Evren kaç bucak onu da görün. Yoga dersi verirken kendimden geçiyorum, zamanı unutuyorum. Orjinalmarka.com'dan ayakkabı aldım, beğenmedim geri verdim. Sevmek insanın gördüğü her şeyi sevdiğine alma hissiyatıdır aynı zamanda. Diş ipliği çok kritik bir şey bu gün bunu da anladım. Bu gün gündüz gittiğim kuafördeki sevdiğim manikürcü arkadaşım bana evlenmek üzere olduğu kişiyle arasındaki bazı sorunları anlattı, evlenme sen kurbanlık koyun musun dedim, pişman oldum, demiş bulundum. Üzüldü, üzüldüm. kendime kızdım suskunlaştım. Annem arayana kadar. Annem aradı, telefonda konuşurken farkında olmadan dört tane mercimek köftesini yemişim, halbuki yanımdaki arkadaşıma sen ye ben yemiycem demiştim. Çiğ beslenmede kilo vermiştim geri verdim kendime o kiloları. Lapa lapa kar yağdığında Fenerbahçe parkında kara yatışımız aklıma geldi, kar özledim. Karda Etiler'deki evde mahsur kalışımız aklıma geldi, yıl 2003, Etiler'deki evi özledim. Mavi dolapları vardı. Çok güzel günler yaşanmış bir evdir orası. Benim çok güzel günler yaşadığım evlerim&amp;nbsp;vardır, içinde sevdiği olunca insanın insan evinde güzel günler yaşar. Bazen bayar, ama genelde güzel günlerdir&amp;nbsp; geçen günler.Baymak insana dairdir, korkmayın, bayın. Hiçbir şeyden korkmam ben, kaybetmekten korkmam, kaybolmaktan korkmam, terketmekten korkmam, terkedilmekten korkmam. Eskiden korkardim, o zaman çok gençtim ve sevgilim ingiltere'de metroda telefonunu açmazsa burnundan getiren kötü bi sevgiliydim. Sonra bi ferahlama oldu, güvenmek mi desem, bilmek mi, saldım. Salmak da iyi bir his verir, özgürlüktür, neşelidir. Zaten salın, salına salına gezip size gelen sizin olsun, gelmeyen istediği gibi olsun. Hayat kısa, birbirimizin hayatını iyileştirmek için varız. Hayat boyu seveceğim biri var, bu güzel bir his. Hayat boyu seveceğim çok insan var, yalnızlık imkansız bu da bazen sıkıcı bir his. İnanmazsınız, ben de arada yalnız kalmayı özlerim, yeni çıktı bu, bir yıldır filan var. Çığır açtım o derece. Az tanışıklıklarla geyik durumuna girmeyi hiç sevmem, eskiden herkesle geyik yapmayı severdim, şimdi az olsun öz olsun arada geyik de olsun. Yüzeysel ilişkilerden nefret ederim. Nefret etmem aslında çünkü nefret nedir bilmem ben. Hayatta kimseden nefret etmedim, öyle bir hissim yok. 18'inde bursaya gidiyorum Gettoya gidemiyorum, Getto asker ugurlama yeridir, biraz sinir olursun, askerlik bekleyen için de kahredici bir süreçtir,&amp;nbsp;ama ses düzeni iyidir. Şu an giydigim mor çorabın burnu kaçmış ve parmağım dışarıya dogru cıkıverirken rahatsızım, üstüne botumu giyip çıkıp ders vermeye gidicem, hava soğuk. Gözlüklerim gözümde değil, lens takamıyorum göz kuruluğu var bende. Top Shop'tan kendime kuşlu yüzük aldım, çok güzel. Şimdi siz bunu okurken zannediyor musunuz ki herşey aynı. Değil. Çünkü ders verdim geldim. Kuşlu yüzük öncesi ara vermiştim yazmaya. Ders çok güzel geçti. Sınıf horul horul uyudu. Ben uyumadım. Zaten eğitmen uyumaz. Sınıftaki öğrencilerden birine ben karmik bir hastalıktan filan ölmeyeceğim dedim, beni korkutmayın dedi. Korkma işte sen de ölmeyeceksin dedim. İyice korktu. Kişniş şekeri vardı ortada onu yedik. Kişniş çok severim. Şimdi banyo yapıcam, nasıl üşeniyorum anlatamam. Siz bunu okuyun ben de başımı bilgisayardan çevirip hayata döneyim biraz. Aklıma sürekli Yıldırım Gürses geliyor, hayırdır inşallah.&amp;nbsp;Şimdilik bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-315161601940851189?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/315161601940851189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=315161601940851189' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/315161601940851189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/315161601940851189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/02/sayklamalar.html' title='Sayıklamalar..'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5775645045015387007</id><published>2011-01-30T22:39:00.003+02:00</published><updated>2011-01-30T22:44:13.116+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anlam'/><title type='text'>Geniş zamanda sevmek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TUXMNHQyM9I/AAAAAAAAAVk/x5oChS-GK2k/s1600/84687321476576253127.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TUXMNHQyM9I/AAAAAAAAAVk/x5oChS-GK2k/s320/84687321476576253127.jpg" width="219" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Biriyle ne kadar çok birlikte olduğunuzun ismini koyan, bir arada yıllarmış gibi gelse de aslında şöyle test ediveririm ben bazen kendimi: günün ne kadarını herhangi bir işle uğraşırken, zaman akıp giderken onu düşünerek geçiriyorum. Sürekli düşünmek değil kastettiğim, ama işte bir yanınızın bir çengele takılmış kuşak misali sevdiğinizde takılı olma hali, ne olursa olsun hep aklını kurcalama hali. Uzun ilişkilerde normal gibi görünse de bu, kendinize baktığınızda şaşkınlık da duyurabilir bazen. Hayatı onsuz düşünememe hali, "ben onsuz n'aparım" hali değildir,&amp;nbsp; sevişseniz de, dövüşseniz de kuralların iki kişi tarafından gizli bir anlaşmayla belirlendiği sonsuza dek bağlı olma halidir, bazen usandırır, bazen nefes aldırır.&amp;nbsp;&amp;nbsp;İlişkide çengele asılı kuşak upuzun olabilir bazen, rahat rahat, ferah ferah. çeşitli evrelerden geçmiş olabilir ya da, kısacıkken bunaltıcı, kopacak gibiyken dikilmiş, esnemiş de uzamış olabilir. Birilerinin, ya da bazen bizzat sizin ayağınıza dolanabilir ya da.&amp;nbsp;Birden bazen bakıverdiğinizde hayatınızın bütünleşik biçimde akıl, zihin, ruh olarak bağlanmış olduğunu görünce sevinir misiniz, üzülür müsünüz bilmem. Sonsuzluk bu hayattan da ileridir, ileridedir, bu yüzden sonsuza kadar kimse kimseye bağlı kalmasın inşallah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalıkta bir noktaya geldiğinizde, aranızdaki kuşağın bu yaşamdan çok çok öncelere dayandığını bilmek, anlamak, hissetmek hali de ortaya çıkabilir. Bir bakarsınız, birbirinizle uğraşınız, didinmeniz, didişmeniz, sevmeniz, sevişmeniz sırf bu yaşamdan kaynaklanmaz, ikinizin de hiç bilmediği geçmişlerden taşıyıp geldiğiniz ipek bir bağdır ilişkiniz, bu yüzden de başka türlüdür. Kalıplara sığmaz, çok korkar, hiç korkmaz, çok nadirdir, bazen umursamaz. Herkes bir bu yaşamın yükünden&amp;nbsp;haberdarken, siz kaç yaşamın yüküyle mücadele edersiniz, bu yüzden de kolay kopmaz. Biri birinin gözünün içine bakarak, kalbinden çağlayarak "seninle bu yaşamda ruhen, bedenen ve akıl olarak tamım" dediyse, ne sizi ne onu kendi varlığınızın gücü dışında hiçbir şey tamamlamaz. Birbirinizin zehiri ve panzehiri olduğunuzda dizleriniz titrer, kimse kolay anlamaz. Bu yüzdendir ki aynısınızdır ve aynasınızdır ve kurguların ve kuralların dışında, farklı iki insansınızdır. Bu fark ömür boyu canınıza okur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman bir de Ümit Yaşar Oğuzcan söylesin, ben çok severim:&lt;br /&gt;"Perdeleri kapat, sevgime tanık istemem&lt;br /&gt;Işığı söndür, gel otur yanıma konuş&lt;br /&gt;Ergeç anlaşacağız başka çaremiz yok&lt;br /&gt;Sonra sevişeceğiz, bu düzen böyle kurulmuş&lt;br /&gt;İstersen yine hep hayır de, olmaz de, ne çıkar&lt;br /&gt;Her şey olacağına varıyor çaresiz&lt;br /&gt;Yaşamak zorundayız, sen de biliyorsun&lt;br /&gt;Öyleyse gel otur yanıma sevişmeliyiz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk, birbirinin gözlerinde kimsenin görmediği şeyleri görebilecek kadar yakın, kuşağın ucunu unutacak kadar serbest, gördüklerinin hepsini birden sevecek kadar cesur olma halidir. Ayıklamadan seversiniz. Kimsenin bilmediğini, bilemeyeceklerini sadece ikiniz bilirsiniz. Alnını alnınıza&amp;nbsp;yasladığında geçmiş, şimdi ve gelecek yok olur, hepsi orada bir arada kaybolur. Sonra dönüp işinize gücünüze bakarsınız, zırhlarınızı giyersiniz hayata karşı. Hayat, bir dolu kalabalık, akıp giden günlerin telaşı, hepsi&amp;nbsp;ne kadar sunidir. Oyundur hepsi. Bir oyuncu olduğunuzu unutmadan size biçilen rolleri oynarsınız. Gerçeklik, göğüs kafesinizin tam ortasında bir çift beyaz kanatlı kuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün yaşamımı bu gerçekliği görmeye adamıştım. Şimdi kanat çırpıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5775645045015387007?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5775645045015387007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5775645045015387007' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5775645045015387007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5775645045015387007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/01/genis-zamanda-sevmek.html' title='Geniş zamanda sevmek'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TUXMNHQyM9I/AAAAAAAAAVk/x5oChS-GK2k/s72-c/84687321476576253127.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7089789792244026714</id><published>2011-01-20T22:58:00.001+02:00</published><updated>2011-01-21T09:05:25.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yolculuk'/><title type='text'>Ortaya karışık hissedişler yazısı</title><content type='html'>İçimden yazmak geliyor, keyifli olunca yazmak isteği beliriyor. Keyifsiz olunca da yazmak isteği belirir. Her koşulda yazmak istemek güzel. Fakat bilgisayar önüne geçince bazen ne yazacağını bilemez insan. Hemen uyur, hemen uyur (Bülent Ortaçgilleme). Saat akşamın sekizinde yapacak şey bulamayıp, yapacak bir dolu şey içinde ne yapacağını bilemeyip, bom boş bakılıp&amp;nbsp;yatağa girilen zamanlar vardır ki, hakkımda “köyde yaşamaya ne kadar meyillisin sen” dendiği&amp;nbsp;üç hatta beş yılda bir de olsa böyle zamanlar olmuştur. Yani sekizde yat beşte kalk zamanları. Bu da o akşamlardan bir resim. Yer gerçek köy, yorgan geçek el işlemesi. Tuvalet dışarıda, su soğuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTie0RZzPJI/AAAAAAAAAVQ/pr4sK0vN4EA/s1600/dn1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTie0RZzPJI/AAAAAAAAAVQ/pr4sK0vN4EA/s320/dn1.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tuvalet dışarıda deyince aklıma çocukluğum geldi. Torbalı’da oturan bir amcam vardı, İrfan amcam. Kocaman büyük bir evleri vardı, kocaman bir bahçe içinde. Sokaklarından içeri girer girmez şimdi bile burnumun direğini sızlatan bir koku sarardı etrafı, tütün kokusu. Tütün dizerdi insanlar depolarda, damlarda. Benim de dizmişliğim var. Uzun, upuzun şişlere, elleri yapış yapış yapan çiğ tütün yaprağı kokusu tütüyor burnumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amcamın bahçe içindeki kocaman evinde tuvalet dışarıdaydı. Gece çok zor olurdu o yüzden tuvalete kalkmak. Sırf “anne çişim geldi” deyip, pijamalarla buz gibi soğuğa çıkarak yürümek zorundalığı yüzünden değil, kırmızı el yüzünden. Evet kırmızı el; çocukluğumuzun korkulu rüyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahallede çocuklar birbirlerine tuvaletin deliğinden çıkan kırmızı elin hikayesini anlatırlardı geceler boyu. Sabaha karşı tuvalete girersin, gözlerin yarı uykulu ve delikten çıkan kırmızı el seni deliğe çekiverir.. Şimdi elbette çok saçma ve safça gelmesine rağmen, tuvalete düşen kırmızı bulaşık eldivenini görüp fenalaşan çocuklar vardı. Tuvalet diyorsak alaturka. Alafranga tuvalete geçişimiz ilkokulun sonlarını bulmuştur bizim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah tuvalete kalkmanın güzel yanı, bazen yeni doğan güneşe rastlamak, yeni açılan çiçeklerin kokularını almak, sessizliği dinlemek olurdu. Tüm çocukluğum boyunca amcamın evine yapılan ziyaretleri dört gözle beklerdim, yerleri tahta, kırmızı halılı salonun yürürken zıngırdaması, misafir odasındaki eski kolonya şişelerinin baygın kokusu, küçük misafir odasındaki dev boy aynası, benliğimizi saran kırmızı el korkusu. Hayalimdeki sahnelerden biri gece bir karanlıkta önde “kırmızı el geliyooor" diye bağıran ve onun peşinden çığlık çığlığa koşan çocuk sürüsü. Çocuk işte, akıl eksik oluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın içinde olmayı çok özlüyorum. Kaz dağları, Adatepe köyü hayatta en sevdiğim yerlerden. Köy yeri deyince artık aklıma düşenlerden. Etrafınızın yemyeşil dağlarla çevrili olduğunu düşünün, çam kokusu dışında koku duymadığınız, horoz ve kopek sesleri kesildiğinde bana kulaklarım vakumlanıyormuş hissini veren tam sessizlik hali içinde yaşadığınızı düşünün. Düşünemiyor bile olabilirsiniz.&amp;nbsp; İki yıl önce peşimde bir hindi beni köyde dağ tepe koşturmuştu. Hindiden&amp;nbsp;ve -beni tepeler diye aklımda kalmış- horozdan korkarım ben.&amp;nbsp;Temkinliyimdir yanlarında. Böyle bir yerde yaşarken insanın ne yediği ne giydiği umurunda oluyor, hayat çok basit, çok sade. Basitlik, sadelik özlüyorum ben. Daha geçen aylarda giysi dolabımın yarısını elden çıkarmış olmama rağmen, hem hayatlarımız hem dolaplarımız, şehirde her yanımız çok karışık. Sanal medya ile ilişkimiz, insanlarla iletişimimiz, beklentilerimiz hepsi karmakarışık. Etrafımızı kuşatan haller, içimize işlemiş kalıplar, kaçamadıklarımız, peşinden koştuklarımız çoğu bilinçli esaret. Sadelik hallerini özlüyorum, sadeleşmiş hayatları seviyorum, buna rağmen iki çift New Balance ayakkabım var. New Balance, şehirli rahatlığı. Şimdi şuracıkta gözüme iliştiler de nu da yazıverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün hayatımda yediğim en güzel kabak tatlısını yedim. Sönmüş kireçte bir gün bekletilen kabaklar cam gibi oluyor ve tam pişmiyor ama çiğ ve şeffaf ve tatlı. Şuracığa resmini koyuveriyorum. Yazının bonusu. En kısa zamanda sönmüş kirece kabak gömücem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTifMqaV83I/AAAAAAAAAVU/lSw9bg78t6g/s1600/dn.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTifMqaV83I/AAAAAAAAAVU/lSw9bg78t6g/s320/dn.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar olsun. Gözümün önünde bir zamanlar mendireğinde uyku tulumu ile uyduğum Assos var. Entel sahil kasabası. Bir sonraki yazımı Assos ve civarı üzerine yazayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yarının menüsünü veriyorum, bunları yemek istiyorum;&lt;br /&gt;Nar ekşili buğday salatası&lt;br /&gt;Salata&lt;br /&gt;Cacık&lt;br /&gt;Ananas&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlamak 20 dakika sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarınız bunu okurken ben çoktan Yoga Kampına doğru yola koyulmuş olacağım. Diyorum ya leyleği havada gördüm bu yıl. Bavul her daim elde. Olsun, zaten siz de civarda olmamama alıştınız. Hem çok yolculuk yeni yol hikayeleri demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de aklımdan geçti de şimdi, mırıldandım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve kuzeydeydi güneş&lt;br /&gt;Kömür deposu boşaldı işte Mamak’a sonbahar geldi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok severim, yola çıkınca mutlaka mırıl mırıl söylerim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTigZhAo7zI/AAAAAAAAAVc/8MBHN7uCgUU/s1600/manzara.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" s5="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTigZhAo7zI/AAAAAAAAAVc/8MBHN7uCgUU/s400/manzara.jpg" width="372" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bunlar da yol fotoğraflarım. Iphone 4'üm sağolsun çok yardımcı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTigrJ6g8TI/AAAAAAAAAVg/a_pSqaYa-XU/s1600/manzara2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" s5="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTigrJ6g8TI/AAAAAAAAAVg/a_pSqaYa-XU/s320/manzara2.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Olay makinada değil gözde. Göz ışığı izler. Bu da amatör fotoğrafçı lafı olarak sözlüklere girsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karışık satırların sonu geldi. Hepsi biraz da sizi habersiz bırakmamak için..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, saygı, ışık, öpücük falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinare&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7089789792244026714?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7089789792244026714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7089789792244026714' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7089789792244026714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7089789792244026714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/01/ortaya-karsk-hissedisler-yazs.html' title='Ortaya karışık hissedişler yazısı'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TTie0RZzPJI/AAAAAAAAAVQ/pr4sK0vN4EA/s72-c/dn1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5043485646680774499</id><published>2011-01-03T00:02:00.001+02:00</published><updated>2011-01-03T00:05:57.034+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Woodstock'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoluk Çocuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Just Kids'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Patti Smith'/><title type='text'>Dancing Barefoot...</title><content type='html'>Gençliğim 60'ların sonuna dek gelseydi, şüphesiz hippi kuşağının kıdemli bir üyesi olurdum. 20'li yaşlardan beri woodstock ruhu kadar sevdiğim başka bir şey daha yoktur. 18 yaşında Boğaziçi Üniversitesi'ne geldiğimde timberland giyip solaryuma giren lise yıllarından kalan erkek arkadaşımı terketmem iki üç ay sürmüştü, nedeni yırtık kot giyiyor olmamdan nefret etmesiydi. O yıllarda sadece tek bir ikinci el kıyafet satan dükkan vardı; Ortaköy'de Kabataş Erkek Lisesi'ne gelmeden önce gizlenmiş girişi olan bir dükkanda çoğunlukla yabancıların bıraktıkları ikinci el giysiler dezenfekte edilip satılırdı, bilen bilir; henüz Türkiye'de yaygınlaşmamış tarzda farklı moda akımlarının giysilerini bulmak mümkün bir yerdi. Genellikle en nadide kıyafetlerimi oradan alırdım; Boğaziçi Üniversitesi'nin Orta Kantin önü demir merdivenlerinde saçlarım ince ince örülmüş, yuvarlak gözlüklerim, hardal rengi kolları deri kaplı ceketim, uzun kırmızı hırka ve çiçekli eteğim ile çekilmiş fotoğrafım halen duruyor ise bir scan edip buraya koyarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımın çoğunu Taşoda'da şimdinin bana göre halen kral rockçıları ile geçirirdim. Mavi Topluluk ismindeki Choral Rock yapan bir grupta Yes, Crosby Stills Nash&amp;amp;Young, Queen şarkıları söylerken bize bir dönem Cengiz Baysal eşlik etmişti, Serdar Öztop'un gitar çaldığı, Murat Ertel (Zen) ile jam session'larla dolu yıllardı. Şaşırabilirsiniz; Ömür Gedik de grupta sopranoydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epey bir Rock'n Roll yaşadım. Şimdi bir çoklarınızın ismini duymadığı, ya da duyduğu ve tarih olmuş, halen sevdiğimiz, sahnede olan pek çok müzisyen Boğaziçi yıllarında birlikte vakit geçirdiğim insanlardı. Mavi Sakal'ın besteleri henüz çok yeniyken duyma şansımız olmuştur. Yıllar süren Boğaziçi hayatımda bir kez bile "sosyete kantini"ne girmedim. Beni arayanlar ya Orta Kantin demir merdivenlerinde ya da Müzik klübü odasında bulabilirlerdi. Enteresan olan tüm bu rock'n roll ruhu içinde siyah bogazlı kazaklarım, yırtık kotlarım ve ortadan ayrılmış sarı saçlarımla kampusun yaramaz çocuklarıyla birlikte Hisar'da sabahlarken dahi, bir tek sigara bile tüttürmeyen ve tek bir bira içmek bile içinden gelmeyen bir bünyeye sahip olmamdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla büyüyünce geriye kalan&amp;nbsp; ortadan ayrık saçlarım ve yuvarlak gözlüklerim olsa da artık yırtık pantolonla gezmenin çok uzaklarda kaldığı günlerde karşıma içimi bir hoş eden kitap çıktı. Patti Smith'den Just Kids; Çoluk Çocuk diye Türkçe'ye çevrilip yayınlanan kitap Beat kuşağına hayranlığımı ve ruhumun tozlanmış köşelerindeki rock'n roll hissini yeniden yüzeye çıkardı. Kitabı coşkuyla okuyorum.&amp;nbsp; Patti Smith bir zamanlar dancing barefoot şarkısını gözlerim yaşararak söylediğim kişi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun sizin için Dancing Barefoot burada..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/gcbuG2w0Kzo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/gcbuG2w0Kzo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/gcbuG2w0Kzo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, Patti Smith ile Robert Mapplethorpe arasındaki eşsiz aşkı ve koşulsuz ilişkiyi, o kuşağın damarından bir yerden seslendirerek Patti Smith tarafından yazılmış. Amerika'nın orta altı sınıf iki ailesinden çıkıp sanatçı olmak için NY'a adım atan iki genç insanın yaşam öyküsü olan kitap şiir, rock'n roll, cinsellik ve politik dünyaların iç içe geçtiği dönemi olağanüstü bir dille ve tüm gerçekliği ile anlatıyor. Sanatçı olma isteği ve azminin nasıl bir şey olduğunu, yokluğu, isyanı ve iki insanın birbirlerine ve kendilerine olan yolculuklarını okuyacağınız kitabı çok sevdim. Önce kitabı okuyun, sonra Robert Mapplethorpe'nin Galeri Nev'deki sergisini gezin derim.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TSDvr6o4njI/AAAAAAAAAVA/-LOrTxCIi9s/s1600/patti.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TSDvr6o4njI/AAAAAAAAAVA/-LOrTxCIi9s/s320/patti.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Şimdi Yes'ten en sevdiğim şarkılardan biri olan Paralles'i sizin için de dinleyeyim. Sözleri&amp;nbsp;şahanedir;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;When you've tried most everything and nothing's taking you higher&lt;/div&gt;When you've come to realise, you've been playing with fire&lt;br /&gt;Hear me when I say to you, it's really down to your heart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It's the beginning of a new love in sight&lt;br /&gt;You've got the way to make it all happen&lt;br /&gt;Set it spinning turning roundabout&lt;br /&gt;Create a new dimension&lt;br /&gt;When we are winning we can stop and shout&lt;br /&gt;Making love towards perfection&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TSD1LtpLsNI/AAAAAAAAAVI/-TC0Eu2w6OA/s1600/pattis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TSD1LtpLsNI/AAAAAAAAAVI/-TC0Eu2w6OA/s1600/pattis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu&amp;nbsp;Patti Smith'in en sevdiğim fotoğraflarından..&lt;br /&gt;Siyah boğazlı kazak kuşağındanım ben. Çok severim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5043485646680774499?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5043485646680774499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5043485646680774499' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5043485646680774499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5043485646680774499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2011/01/dancing-barefoot.html' title='Dancing Barefoot...'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TSDvr6o4njI/AAAAAAAAAVA/-LOrTxCIi9s/s72-c/patti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-997237390416022086</id><published>2010-12-28T10:39:00.000+02:00</published><updated>2010-12-28T10:39:30.662+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Redd Softcore'/><title type='text'>"I look at you, all see the love there that's sleeping"</title><content type='html'>Softcore geçti. Kalabalık şahaneydi, sevdiklerimle bir arada herkesin hayatında apayrı yerlere dokunan şarkıları bağırarak seslendirmek de. Redd yine şahaneydi, hepiyle gururlanıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün ve o günün şarkısı için;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/4TZmrYUtj2Y/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/4TZmrYUtj2Y&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/4TZmrYUtj2Y&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-997237390416022086?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/997237390416022086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=997237390416022086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/997237390416022086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/997237390416022086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/12/i-look-at-you-all-see-love-there-thats.html' title='&quot;I look at you, all see the love there that&apos;s sleeping&quot;'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-8242207350186995941</id><published>2010-12-25T19:55:00.000+02:00</published><updated>2010-12-25T19:55:14.542+02:00</updated><title type='text'>Gecenin fişi yok</title><content type='html'>Redd ismine karar verilirken vardım. Şarkıların çogunun ilk şahitlerinden biriyim. Bir avuç insanı saydığımız bizbize konserler de oldu, şarkıların hiç anlaşılmadığı zamanlar da...&lt;br /&gt;Yıllar geçti. Biz büyüdük, Redd'in seyircisi de büyüdü. Özellikle ikisi bu yaşamda sahip olduğum en değerlilerimden olan Redd bu gece kapalı gişe çalıyor. Bilet kalmadı denildikçe coşuyorum, gururlanıyorum, seviniyorum. Benim de en azından kalbimi koyduğum bir gruptur, insanlardır, şarkılardır, değerlerdir, geleceğe umudumdur, neşemdir onlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece hepiniz için Softcore..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-8242207350186995941?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/8242207350186995941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=8242207350186995941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8242207350186995941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8242207350186995941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/12/gecenin-fisi-yok.html' title='Gecenin fişi yok'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2634060833747827951</id><published>2010-12-14T15:55:00.002+02:00</published><updated>2010-12-16T12:28:56.753+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kartalkaya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alp Dağları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Snowboard'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atom Karınca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kar'/><title type='text'>Basar basmaz kayan kayak istiyorum!</title><content type='html'>Gençler! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum kar kış geldi.. Kış aylarının en güzide meyvelerinden biridir kar. Hele de bir İzmirli için... Boğaziçi yıllarında kar yağdığında İzmirli olanlar hemen parmakla gösterilecek kıvama gelirlerdi. Böyle bir neşe, ağzı açıp kar altında beklemeler bir şeyler.. Doğal olarak çocukluğumda hiç kar görmedim. Bunu daha önceki bir yazımda yazdım mı anımsamıyorum, ama ilk kar görüşüm İzmir-Denizli treninin Manisa'da arızalandığı sırada babamın aşağıya koşturup termosumuzun kırmızı kapağına doldurduğu buzları getirip "bakın çocuklar bu kar" demesiyle gerçekleşmişti. Biz de kardeşimle "aa kar, aa kar "diye buzu parmaklamak suretiyle karla neşeli bir tanışıklık yaşamıştık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılacağı üzere ne çocukken ne de gençken "kayağa gidelim" fantazisi olmayan yıllar geçirdim. Olsa olsa Balçova'da teleferiğe giderdik ki, halen çok severim. Üniversitede de kar görmenin coşkusu bana yetti, dahası kayan bir şeyin üzerinde olma fikrinden hazetmediğim için üç yıl dört yıl öncesine kadar kayaktır snowboarddur işim olmadı. Taa ki snowboard kraliçesi Hande bizi tutup Kartalkaya'daki zirveden aşağıya atana kadar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeynep ve Berke ikilisinin zaten fışır fışır kaydıkları bir geçmişlerinden etkilendiğimden midir, Hande'nin kar maceralarını dinlemekten aklım fikrim kilitlenmiş olduğundan mıdır nedir, kalktık hep beraber Kartalkaya'nın yolunu tuttuk. Erenköy'den snowboard kiraladık, pantalonlar, montlar filan hazır.. Sonrası tek hatırladığım hayatımda ilk defa bindiğim Tele ski midir nedir, oturur oturmaz elimden boardun kayarak tepeden aşağı yuvarlanışı ve benim "inmiyim de alıyım bari" cehaleti içinde aletten inmeme kararımın tüm kartalkaya tarafından "in aşağııı atlaaa" şeklinde nidalarla engellenmeye çalışıldığı andır. Meğer geri dönüş yokmuş, inemiyorsun, tellerde asılı kalıyorsun. Neyse hop atladık karın içine, havalı bir çocuk fıy fıy kayarak geldi, boardumu elime verdi. Zaten karizma peşinde koşan cool biri değilimdir ama varsa kalan üç beş parça, o sırada boardun teflon tabanında eridi. Yemin ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağladık ayakları, zirvedeyiz. Ulen Board kaysana! Benimkinde tık yok. Hande'nin yüzme bilmeyeni havuza atma yöntemi ile öğretmeye çalıştığı board hadisesine karşı gelmişliğim yok da, benim&amp;nbsp;board kaymıyor. Bu arada Zeynep ve Berke hız denemesi yapıyorlar, yok abicim ben kaymam diyenler de kafede keyif çatıyor. Bir salak ben miyim zirvede ayağımda board. Ama "kaymıyor Hande bu" diyorum, "nasıl ya??" diyor. Meğer altının vaxlanması mı ne lazımmış, benimkinin o şeysi bitmiş, bildiğin kaymıyor. Aldım kolumun altına zirveden aşağıya yürüdüm napıyim.. Sonradan kendi kendime "kayayım bari" dediğim bir beybi pistindeki dört ayak üstü macerama dair güzide bir videoyu paylaşmazsam rahat etmem...İlk günüm böyle geçmişti..&lt;br /&gt;Video vesilesi ile filmin rejisörü Tuğçe Baykent'e teşekkür'ü borç bilirim. Kendisinin snowboardu kaymasına rağmen benimle zirveden asşağıya yaptığı kadim yürüyüşün hikayesini de başka zaman anlatıcam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://youtu.be/pSJfzY_0KM0"&gt;http://youtu.be/pSJfzY_0KM0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu link çalışmadıysa bu çalışır: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=pSJfzY_0KM0&amp;amp;feature=youtu.be"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=pSJfzY_0KM0&amp;amp;feature=youtu.be&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse... Sonradan anladım ki kayak daha kolay, en azından bacaklar ayrık. Snowboard macerama noktayı koydum. Şans bu ya, Alplerde başladım kaymaya, olayım kayakmış.. Size kim snowboard yap çok kolay derse inanmayın, 30 yaşından sonra zaten zor bir, ders almadan olmuyor iki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alplerde de her yer pist kardeşim.. O kadar güzeldi ki ama..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQdzxUcm12I/AAAAAAAAAUo/4xFKtyMIzoY/s1600/alpler1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQdzxUcm12I/AAAAAAAAAUo/4xFKtyMIzoY/s400/alpler1.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kaymak çok daha kolay diyorum ya.. Kendimi buldum, buton muton gerekmez. Zaten butonsuz daha rahat ettim, kolları kullanarak dengeyi sağlamak, dönüşleri süperimsi yapmak mümkün. Bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQd0IFENigI/AAAAAAAAAUs/zG2VA_8fRDQ/s1600/kayak.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQd0IFENigI/AAAAAAAAAUs/zG2VA_8fRDQ/s400/kayak.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Neyse... Konuya kendi açımdan giriş nedenim geçenlerdeTchibo mağazasındaki snowboard kaskı görmemle canlanan anılardır. Almak istedim. Fakat atom karıncaya benzediğimi söyleyenler oldu, hayallerim yıkıldı. Küçüklüğüm boyunca kendimi arı maya zannettim, değiş ton ton olmak için dua ettim. Ama atom karınca başka bir şey..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQd0pxYpayI/AAAAAAAAAUw/RSbsx2GKj68/s1600/atomikim12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQd0pxYpayI/AAAAAAAAAUw/RSbsx2GKj68/s400/atomikim12.jpg" width="298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte... Kış geldi, henüz kar gelmedi.. Gelmese de ben bu yıl yine gidip bu kez kayak olayını Palandöken'de pişireyim diyorum. Bir taraftan da korkmuyor değilim, düşüp bir yerimi kırarsam da yoga derslerimi veremezsem de..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yağarsa yeni maceralara atılırım belki.. Yine yazarım o zaman. Take care.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinare&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2634060833747827951?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2634060833747827951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2634060833747827951' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2634060833747827951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2634060833747827951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/12/basar-basmaz-kayan-kayak-istiyorum.html' title='Basar basmaz kayan kayak istiyorum!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TQdzxUcm12I/AAAAAAAAAUo/4xFKtyMIzoY/s72-c/alpler1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5743364321845747982</id><published>2010-12-06T23:29:00.004+02:00</published><updated>2010-12-09T17:22:50.429+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saklıköy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anjinsan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vincent'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aslan Adam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Shogun'/><title type='text'>Sensei Kansei</title><content type='html'>Biz küçükken Shogun diye bir dizi vardı. Kahramanının adı da Anjin San. Anjin olmuş bir batılı şovalyenin maceraları Ve onu öperek tedavi etmeye çalışan capon geyşalar. Richard Chamberlain oynardı başrolde. Epey hastasıydım. Büyünce Shogun'la evlenmek isterdim. Bu yüzden böyle şovalye kılıklı insanları çekici buldum hep, japon kültürüne, kung fu ya, karateye yakınlık duydum. Alakası yok ama Bruce Lee'yi de sevdim. Ben de hep vardı bir uzak doğu hayranlığı... &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1Jh8TByvI/AAAAAAAAAUY/weDMkXUMMsY/s1600/shogun.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1Jh8TByvI/AAAAAAAAAUY/weDMkXUMMsY/s400/shogun.jpg" width="280" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;Bir ara Vincent- aslan adama olan aşkımdan da söz ederim. Bir dönem hayallerimin erkeği oydu. Özlemle anıyorum kendisini. O ne fantastik bir aşktı, o ne ihtişamlı sevgiydi...&amp;nbsp;Ergenlik boyunca benim&amp;nbsp;öyle artistlere hayranlığım, müzik grupları fanlığım olmamıştır, ama aslan adama aşıktım, hayallerimin erkeğiydi o. Sonraki seçimlerimde cool, gururlu ve vahşi havasından etkilendiğim kesin!!! Eller kötüymüş yalnız, şimdi dikkatimi çekti. Olsun.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1WeGPWqBI/AAAAAAAAAUk/rZAiYYjUVxE/s1600/aslan+adam.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1WeGPWqBI/AAAAAAAAAUk/rZAiYYjUVxE/s1600/aslan+adam.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Neyse bu gün öğrendiğim şeylerden biri de Kansei Methodu. Japon dövüş sanatı gibi gelse de Kansei methodu, sözsüz tepkileri okuma yeteneği ile ilgili.&amp;nbsp; Mesela bir insanın yalan söyleyip söylemediği dokunduğunuzda derisinin gerginliğinden, ısısından, ses titreşimlerinden, göz bebeği büyüklüğünden, nefesinden belli oluyormuş. Bunları ölçen bir makine de var biliyorsunuz, yalan makinesi. Fakat anlaşılmış ki doğal yalan makineleri : kadınlar. Kadınlar sözsüz tepkileri okumakta erkeklerden çok çok daha başarılılarmış, çok daha gelişkinlermiş. Bu yüzden telefonda da olsanız, yanında da uzakta da, bir şey sakladınız mı, kıvırdınız mı hemen anlar kadınlar. Erkekler ise bunu bir türlü kabul etmez. kadınlar, söylenmeyen şeyleri okumak bakımından çok daha yetenek sahibidirler. Bu yüzden kadın kadının kurdudur, kadınlar yazı dilinden, basit bir konuşmadan, ses tonundaki değişiklikten ne olduğunu anlar, erkekler ise bazen söylediklerinizi dahi anlamıyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Yaa işte bunun farkında olan marketing dünyasının Mazda MX5 modelini üretirken insanları çağırıp sadece heyecanlarını test ederek bu modeli geliştirdiğini biliyor muydunuz? Buna Kansei Mühendisliği diyorlar. Duygulara göre mühendislik yani.. Geçenlerde üniversiteye yabancı iki araştırma şirketinden kadınlar geldi. Bir sınıfa bir ürün lansmanından söz edeceklerdi, öncesinde bir promosyon planları vardı. Sınıfa girip tanıştıktan sonra iki dakika durup öğrencileri izlemeye başladılar. Öyyyle baktılar, baktılar sonuçta bu hedef kitle bizim içn heyeanlı değil, promosyonu burada yapalım ama başarılı sonuç alamayız dediler. Öyle de oldu. İki kadın önce sınıfı okudular, "hissettiler" yani. Orada olaya "nası ya? " diye bakan erkek profesorlerin bir kısmı hayran oldu bir kısmı dalga geçti.. Ben ise epey gülümsedim içten içten. Çünkü kadınların hisleri güçlüdür, sözsüz tepkileri okumaları güçlüdür. Bu yüzden erkekler bazen "annnlatamıyorumm sana" derler ya, aslında anlatmak istedikleri gerçekte o değildir, kadınlar bu yüzden dinlemez..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Neyse bu kadar ayrımcı bir giriş planlamıyordum ama oldu bir kere. Aslında Feminizm olaylarına uzak biriyim. Daha ziyade düdüklüde nohut pişirmeyi, büyük aile sofralarında yemekler yemeyi, sevmeyi ve sevilmeyi&amp;nbsp;severim. Çok kitap okurum ama okuduklarımın üstüme etiketler yapıştırmasını sevmem. Dolayısı ile bilsem de ahkam kesmediğim konular vardır. Hayatın ciddiyetini&amp;nbsp; bazen kendime saklamayı severim. Sosyal medya, insanları nasıl algılanmak istiyorlar ise öyle bir platformu da sundu aslında. Bu anlamda artık olmak istediğiniz kişi olmanız sanal yoldan daha kolay. Bir zamanlar icq enkazı ilişkiler çoktu. Ao ao icq mesaj sinyali ardından görmeden gelişen aşkların kafayı kayaya çarpmakla sonuçlananlarından nasibimi allaha şükür almadım. Şimdiki sosyal mecralarda da benzer eğilimleri görmek mümkün. Ne kadar kaçabiliyoruz, o ayrı. Sonuçta biz büyüdük ve kirlendi dünya..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Neyse sevgili sözlük, pardon okur, şu saniye Saklıköyde sittin sene bitmeyecek gibi gelen bir eğitimde bulunmaktayım. Burada doğa yine çok güzel. Bakın burada kalıyoruz;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1S1R3a-sI/AAAAAAAAAUc/DF9NT8aVLpg/s1600/IMG_8467.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1S1R3a-sI/AAAAAAAAAUc/DF9NT8aVLpg/s400/IMG_8467.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Öyle bir yeşil ki sanırsın İngiltere'deyim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Etrafta baharda güzel çiçekler vardı, yine var.. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Şurada bir hafta ciğerime Tuzla Organize deri sanayi kokusu yerine mis gibi oksijen çekeceğim için mutluyum.&amp;nbsp;Buradan sık sık fotoğraf ekleyip kendimden haberler veririm.. Kayıtlı merak edenlerim 22 kişi olmuş. Ben de onları merak ediyorum, sonuçta monolog monolog nereye kadar:)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Best regards,&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Pinare&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5743364321845747982?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5743364321845747982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5743364321845747982' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5743364321845747982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5743364321845747982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/12/sensei-kansei.html' title='Sensei Kansei'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TP1Jh8TByvI/AAAAAAAAAUY/weDMkXUMMsY/s72-c/shogun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5683989027971581247</id><published>2010-11-25T14:44:00.003+02:00</published><updated>2010-11-29T13:47:01.673+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='50/50'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga Kampı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Olympos'/><title type='text'>Öylesine, Böylesine..</title><content type='html'>Bayramda upuzun bir tatil yaptık. O upuzun tatilde ben yine çam ormanları içinde bir Yoga kampında sabah akşam yoga yaptım. Ha bu arada eğitmen oldum, derslerime gelsenize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramda Antalya yolundaydık,&amp;nbsp;sırtımda mat, elimde bavul. Uzun bir kamp oldu.&amp;nbsp; Çok neşeli ve yoğun bir çalışma&amp;nbsp;içindeydik.&amp;nbsp;İnsanın hayatının amacını bulduğu zamanki neşesi bu. Biliyor musunuz -ya da biliyorsunuz- insanın sevdiği şeyi yapması, onu bulması çoğunlukla lükse giren bir dönemde yaşıyoruz. Spiritüel konulara ilgi duyan ve bilginin peşinden koşan biri olmama rağmen iki yıl önce Yoga benim için kaçınılması gereken bir şeydi. Aklıma hep tütsü kokuları, Ommm diye bağıran insanlar, bedeni lastik gibi olan esneklik meraklilari gelir, uzak dururdum. Sonradan Yoga Academy ile tanışınca bunların yoga degil moga olduğunu anladım.&amp;nbsp; İnsanın sevdiği şeyi bulması, neyi yapmak istediğini anlaması da şahane!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusoy'un Antalya otobüsü Nilüfer ayarındaydı. Koltuklarda gömme dvd playerlar vardi, ama yine de öyle çok çok lüks filan değil. Yanımda Zeyno oturuyordu.&amp;nbsp; Oturur oturmaz filmlere baktım, Okan Bayulgen'in ne idüğü belirsiz Kanalizasyon diye bir filmini izledim. Saçmalığın dik alası filmden kaçışı Altın Çiçeğin Laneti filminde buldum. Hastasıyım kung fu filmlerinin. Çin olsun, Japon olsun, adamlar uçsun, Hero olsun, Kungfu Masters olsun, ne bileyim bana uzak doğu uçmalı konmalı filmi olsun hastasıyım. Kaplan ve Ejderha'yı seyretmeyen hemen seyretsin, bir yerlerden bulun, ne dediğimi anlayacaksınız. Bir de şeyi izleyin mutlaka; Kungfu Hustle. Kungfu Sokağı. Eylem beni tanıştırmıştı filmle, defalarca izledim. Delisi oldum. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusoy jet hızıyla vardı Antalya'ya. Orada Kemer'e Oradan da kamp yerine geçtik. Etrafta sadece çam kokusu duymak, çıt çıkmayan bir sessliklikte kuş sesleri. Kamp boyunca Olympos'ta, Phaselis'de denize girdik, ormanda sabah akşam yoga dersimiz vardı, güneşin keyfini çıkardık.. 95 kişiydi bu kamp. Türkiye'nin türlü yerinden gelen insan vardı. Yozgat'tan, Malatya'dan, Sinop'tan.. Hayatında ilk defa yoga ile tanışan insanlar vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğraf bir sabah ormanda çalışma öncesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO0TMgkBJVI/AAAAAAAAAUM/OTYCb-B62I4/s1600/77164_467070701842_612161842_5982949_1992411_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO0TMgkBJVI/AAAAAAAAAUM/OTYCb-B62I4/s400/77164_467070701842_612161842_5982949_1992411_n.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Kampta Constantine filmini de izledik. Özellikle Cebrail'in kanatlarının kırılıp insanlığa-bu düzeye&amp;nbsp;düştüğü sahneyi çok sevdim. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Yoga yaptığımız orman, tam yerinde bir değimle "balta girmemiş". Ağaçlar kuruduklarında kendi kendilerine ölüyorlar, yıldırım düşüp ikiye bölünüp yere serilmiş gövdeler, yaşlı ve genç ağaçlar olan harika bir ormanımız var orada.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bu fotoğraf da bir akşamüstü Olympos'ta çekildi.&amp;nbsp;Deniz ılık, mevsimin son kulaçlarını atmak sahaneydi.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO5TqlOu92I/AAAAAAAAAUQ/DxdMREcEdpc/s1600/75809_464709421842_612161842_5952185_2039313_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO5TqlOu92I/AAAAAAAAAUQ/DxdMREcEdpc/s400/75809_464709421842_612161842_5952185_2039313_n.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Tanri bana en son 15 yil once denizi seven bir adam bahsetmisti sevgili okurlar. Allah sizi inandirsin, en son dalgic sevgilimle yirmili yaslarimizi kumda yuvarlana, yosuna sara sara gecirdikten sonra bana hep dagi tasi sevenler kismet oldu. Boyle plajlarda el ele dolasan, beraber dalip su altinda opusen bir cift olabilme ihtimalini&amp;nbsp;30 yasimda&amp;nbsp;filan terkettim. Kader iste. Denizi cok severim ben. Deniz canlidir benim icin; bazen hırçındır, bazen uysaldır, vahşidir ama hep. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bu arada Yoga dersi alma-verme tempom tavana yaklaşıyor. Eğitmen olduktan sonra Çarşamba Cuma ve Pazar ders vermeye başladım. E perşembe cumartesi de ( olursa Pazartesi de) Akif Hoca ile çalışıyorum, bu durumda hayatım sabah kalk, işe git, çalış, eve dön, iki dakika hoş beş, evden fırla, yogaya git, eve gel, yarım saat hoş beş ve yatış biçiminde ilerliyor. Yine de hayatımda hiç bu kadar neşeli, sağlıklı ve huzurlu hissetmemiştim. İnsanın öncelikler listesi ilişkilerini de süper etkiliyor, iyi yönde. Eğer hayatta olumlu ve iyi şeyler üreten biriyseniz yeşeriyorsunuz, o zaman etrafınızdaki insanlar da sizinle birlikte yeşeriyor. Eskiden zamansal telaşlarım vardı. Birlikte geçirilen vakitlerin, tatillerin, cumaların, cumartesilerin hesaplarını yapardım. Şimdi ilk kez saat takmayan biri olarak, zaman hesabını rafa kaldırdım, hayatınızda önemi olan şeyler zamandan ve mekandan bağımsız, sizin geliştirdiğiniz iç hali ve huzura paralel gelişiyorlar, su gibi akıyorlar, eşlik ediyorlar. Mutluyum.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bu arada Iphone 4 aldım. Etrafimdaki butun blekbericiler catlayip patliyor, gozleri yasariyor. Bundan sonra cift tarafli kameramla olaganustu fotolar cekip cekip kendimden gecicem. Goruntulu konusmalara gomulucem. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Cuma redd konseri var. 50/50 den calinacak parcalarin gitarlarla ilk tingirdamasini duyan biri olarak VİVA REDD diyorum. Başarıları ile ve hepsiyle övünüyorum. Şimdi Çağan Irmak filmini izleyenler diyormuş ki "Redd propagandasi bu film. ben de "Hadi ya? " demek istiyorum. Her attıkları adımda kendilerini kaybetmemek adına, başkalarına benzememek için, değerlerinden ödün vermeden&amp;nbsp;hiç durmadan çalıştılar. Umutsuz zamanlar da oldu, uzaktaki pencerelerde gökkuşağının belirdiği günler de. Yıllarca, yıllarca hep çok çalıştılar. Benim dahi bir noktada " olmuyor işte olmuyor" diye düşündüğüm,sıkıldığım, bir avuç izleyici ile konser verilen geceler çok olmuştur. Şimdi her adımlarında artan dinleyici kitlesi, hakkıyla anılan isimleri, verdikleri emeğin karşılığında ortaya çıkan şahane&amp;nbsp;işler, konser kapılarındaki kuyruklar ile koltuklarım kabarıyor. Gururlanıyorum. Bekleyin siz daha hiç bir şey görmediniz diyorum...&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ve bazen eski fotolara bakiyorıum da- yaslanmis miyiz ne?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Görüşürüz..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Biz buyuduk ve artik her sey cok farkli. Kanit&amp;nbsp;fotosu da burada:&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO5aKudHWZI/AAAAAAAAAUU/kUNZech7GUE/s1600/untitled.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO5aKudHWZI/AAAAAAAAAUU/kUNZech7GUE/s1600/untitled.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;pinare&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5683989027971581247?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5683989027971581247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5683989027971581247' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5683989027971581247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5683989027971581247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/11/oylesine-boylesine.html' title='Öylesine, Böylesine..'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TO0TMgkBJVI/AAAAAAAAAUM/OTYCb-B62I4/s72-c/77164_467070701842_612161842_5982949_1992411_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2660580113607326121</id><published>2010-11-10T09:50:00.003+02:00</published><updated>2010-11-10T11:32:48.324+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baba'/><title type='text'>Ne diyorsun Baba ya??</title><content type='html'>Dün akşam Varyap mı ne inşaat reklamındaki billur sesli kız çocuğunun "babama söyleyelim" gibi bir satırla söylediği billur akışlı şarkıya ardarda üç kez rastlayınca sinirlerim bozuldu. Birden durup "benim babam yok!" diye bağırmak geldi içimden. Benim Babam yok sussana! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunken, uykusuz kaldığımda, param bitince, üşüdüğümde, üzüldüğümde, kırıldığımda, sevindiğimde, neşelendiğimde, kızdığımda,&amp;nbsp; hayattan yorgun düşersem koşup sarılacağım, başımı kolunun altına sokup, ruhumu yaslayacağım bir babam yok benim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş ilerleyince bazen, insana daha çok koyduğu anlar oluyor bunun. Durup düşünüyorsun; ağzımdan "baba" kelimesi çıkmayalı yıllar yıllar olmuş. Bazen kendi kendime "baba baba" diye seslendiriyorum, kelime o duyguyla dolmuyor. Yok çünkü, karşılığı fiziksel olarak yerini bulmayalı o kadar uzun süre geçmiş ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşında babasız, bir nevi çatısız kalmasaydım hayat nasıl olurdu bilmiyorum. Ama ben şimdiki gibi biri olmazdım. iyi mi kötü mü bilmiyorum şimdiki gibi biri olmak; dünyayı omuzlarımda taşısam vız gelir gücü her zaman iyi mi kötü mü bilmiyorum. Tüm sevdiklerine babalık etmek! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çok şeyi değiştirdiğini biliyorum. Seçimlerimi değiştirdi. Duruşumu ve beklentilerimi de. Babası olan herkese göre daha az lüksüm oldu benim; kendi yolumda seçimler yapmaya ve o yolun üzerinde kalmaya dair konfor alanım hep düşük oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse gençlik, life is life. Hem daha mühim olan anımsayınca "iyi ki böyle bir babam vardı benim " diyecek bir babaya sahip olmak değil midir? Birlikte yaşadığımız 18-19 yıl sevginin, neşenin, paylaşmanın dibine vurduk. Elde kalan, ruhta kalan, hayallerde yaşayan süper anılar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi şimdi neşeli bir müzik dinleyelim. Fizy'de "Türkçe ver coşkuyu" diye laubali bir listem var. Oradan açıyorum; Çiğ mi? a- ha diyor Hande Yener, normalde hayatttta dinlemem, imörcınsi durum absürtlestiricisi olarak insanı kendine getiriyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben burada 40 günlük durumdayım ve ilk kez sokağa çıkarılıyorum. Babam ve benim ilk fotoğrafım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNpOmYbWJ8I/AAAAAAAAAUI/4o4jYr2AxDo/s1600/Image%2528343%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" px="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNpOmYbWJ8I/AAAAAAAAAUI/4o4jYr2AxDo/s320/Image%2528343%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Profilimdeki ses klibine tıklayıp foo fighters da dinleseniz olur, hastasıyım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2660580113607326121?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2660580113607326121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2660580113607326121' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2660580113607326121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2660580113607326121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/11/ne-diyorsun-baba-ya.html' title='Ne diyorsun Baba ya??'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNpOmYbWJ8I/AAAAAAAAAUI/4o4jYr2AxDo/s72-c/Image%2528343%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1095365188484730439</id><published>2010-11-03T15:25:00.004+02:00</published><updated>2010-11-03T15:39:47.894+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın anlamı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yoksa ben miyim anormal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evlilik'/><title type='text'>Dedi ki normal. Yoksa ben miyim anormal?</title><content type='html'>Gençler! Dostlarım! Doğu Romalılar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla geçiyor haftalar. İki ayağım bir pabuçta yaşıyorum. İki yıldır hayatıma bir "aşırı meşguliyet" kulbu eklendi, inanamıyorum kendime. Çat burada çat kapı arkasındayım, arı gibiyim.. Allah sizi inandırsın ( inandırsın inşallah), elime bir kitap alıp aylak aylak bir bardak çay içip okumaya dalmayalı, ya da bir sahil kahvesinde lak lak edemeyeli yıl geçti. Şikayetçi miyim? Hayır. Ama etrafımda benden başka herkes şikayetçi. Durmadan "nerdesin?" sesleri, mesajları, küsenler, halden anlamayanlar, etrafta yokum diye belki de mutlu olanlar, bu kıza n'oldu diyenler, hiç bir şey demeyenler... Çeşit çeşit dost, akraba, tanışıklık arasında koşturarak yaşayan bir insanım. Geçenlerde biri bana şöyle dedi: (ama çok yakın biri çok) -Merhaba tanışıyor muyuz, tanışalım mı? Yani durum bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında durum biraz da reinterpretation of life. Yani hayatı baştan yorumlama durumu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epeyce bir zamandır yolda yürürken kafam önde hayatla ilgili düşünedururken, artık bir çok şeyin 30'larımda hatta 35'imde dahi olmadığı kadar açık ve net bir biçim aldığını anladım. Ben hayatla ilgili çok düşünürüm, kendimle ilgili de düşünürüm. Severim bunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde kuzenime bir ziyarette bulunmuştuk, kuzenimin 2.5 yaşındaki küçük kızı için bir beyaz elbise almış birisi. Bir diğeri- yaşı bir hayli ileri bir aile büyüğü- birden çok kez yavrucuğa bakarak şöyle dedi: "Gelinliklerin de olsun inşallah" Bunu birden fazla kere çok içten söyledi. Elbette şahane bir iyi niyetle. Ama ben durup bu küçücük tatlı kız çocuğunun yüzüne baktım. Hayatın ona neler getireceğini ve tercihlerini şimdiden bilemediğimiz yaşayacağı&amp;nbsp;türlü durumları düşündüm, acaba o evlenmek isteyecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteyecek, ya da istemeyecek. Ama toplumun herhangi bir kız çocuğuna daha çok küçükken ve tam cümle dahi kuramıyorken ilk olarak dilediği, umduğu, kurduğu tablo ve gelecek "evlilik" üzerine. Her birimiz, bunun bir ucuna dokunarak büyüdük. Ailelerin kız çocukları için kurduğu iyicil gelecek senaryosu ilk olarak mutlu bir evlilik ve iyi bir kocadan geçiyor. Snra bilinçaltının derinliklerine gömülmüş bu istemsiz güdülenme ile, her kadın-her kız çocuğu-her genç kız bir noktada gerçekten prensini bulmayı, rüyalar gibi bir düğünle coşmayı hayal ediyor. Bu uzun yıllardır üzerinde düşündüğüm konulardan biridir.&amp;nbsp;Kız çocuklarının gelecekteki mutluluk senaryoları için&amp;nbsp; " iyi kısmet"&amp;nbsp; dilemelerin, iyi niyetli yaklaşımları üzerine de çok&amp;nbsp;düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer otuzlu yaşlarda ve uzun süren bir ilişkiye sahipseniz, önce aileler, sonra etraf, hatta en yakın arkadaşlarınız "ne zaman evleneceksiniz" diye sormaya başlar. Hatta beraber yaşıyorsanız, "zaten beraber yaşıyorsunuz, biz de zaten aile gibiyiz, &amp;nbsp;bir nikah alt tarafı ne olacak" diye hafiften diretmeye, dokundurmaya başlarlar. Bu hem erkek hem de kadının ailesi tarafından neredeyse "ne olacak sizin bu haliniz" baskıcı tavırlarına dönüşüp, hayatınızı "bırakın gönlümüze göre yaşayalım" ya da "size ne?" diyemeyeceğiniz durumlarda cehenneme çevirebilir. Tam tersi, eğer belli bir yaşa gelmiş ve yalnız yaşıyorsanız da aynı baskıların diğer yüzü ile karşılaşır "ne olacak senin bu halin" cümlesini hafta sekiz gün ondokuz ( bu da ne biçim bir tamlamadır) duymak zorunda kalabilirsiniz. Kadın olmanın kaderidir bu, hayatın anlamını "yuva kurmak"da bulan tüm ebeveynsel kuşağın hayat garantisi olarak gördüğü şey budur "evlenmek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatta gerçekten sevdiği ve uzun yıllarını bir arada dövüşse de, sevişse de her ne durumda olursa olsun asla elini bırakmak istemeden geçireceği birini bulmanın çok değerli olduğunu elbette düşünüyorum. Aslında bu tek bir şeye denk geliyor benim için; hayat yolculuğunda bir body sahibi olmak. Badi yani. Hani beraber dalarsın, beraber tırmanırsın, birbirini kollarsın, belki o yolda yürürken, o denizin altında ayrı şeylere bakmak istersin, sen vatoz balığını kollarsın, o mercan sever, ama bilirsin, görmesen de hissedersin, badin önündedir, arkandadir, yanindadir. Ben 30 yaşıma dek, hatta 30 yaşında dahi, bu kavramdan ziyade, hep bir arada durmaya, yani suyun altında aynı balığa el uzatmaya, aynı mercanı heyecanla izlemeye, bir yere tırmanırken aynı çiçekleri sevmeye inanan, bireyselliği oldukça hiçe sayan biriydim. Fakat bunu okuyan 30 altı dostlarıma hemen söyleyeyim, insan 30'da bir dank etme yaşıyor. 35'e gelince 30'da dank edeni dahi aşan şeyler hissetmeye başlıyorsunuz. Şimdi çok rahat söyleyebilirim ki, aşk, meşk, heyecanlar, insanı olmadık hallere, keyiflere, hislere sürükleyen haller güzeldir, yaşansın. Ama aslında herkes kendi yolunda unique yani sadece kendine has bir yolculuk yapmaktadır, ve bu yolculukta aslolan birbirini her haliyle görüp de, yine de birlikte yürümek için, kollamak, kayırmak, ayırmak için değerli bulmaktır. İnsan bu hayatın anlamına dair yolculuğunu yalnız başına da yapabilir, sevdiği ile de yapabilir. Yanınızda biri olduğunda bazen herşey daha kolaydır, bazen daha güçlüsünüzdür, bazen ise daha zordur, daha zayıfsınızdır. Her koşulda "evet ben hayatımın sonuna dek bu insanı sevmek, kollamak, korumak, kayırmak, yüceltmek ve aynalamak-aha işte bakın en değerlisi de budur- için seçiyorum demek kolay değildir. ve bir kere seçerseniz geri zor&amp;nbsp;dönersiniz. Her türlü rüzgar, yağmur, fırtına ve felaket anında bile birbirinizi&amp;nbsp;yarı yolda bırakmayacak olma kararı çok değelidir. Eşsizdir. Tüm güven ve huzur aslında göstermelik hallerde, dipdibe kikirdek bir ilişkide, "bu benim savulun" demekte değil, orada olduğunu hep bilmekte yatar.&amp;nbsp;Bilmek huzurludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar ve yaşlar ilerledikçe, aşkın, sevişmenin, sevmenin, sahip çıkmanın ve bir çok şeye yüklenen anlamın yeri, duruşu ve durumu değişir. Şimdi durup 20'li yaşlarıma baktığım zaman gördüğüm, insanın başını tavana vurduran tutku veya endişeler, aşk diye anılan şeyler o kadar çok evrildi ve hatta yok oldu ki, yaşın insana yeni birşeyler daha farkettirmediğini düşünen varsa beri gelsin. Şu yaşımda herşeyin geçici olduğunu düşünüyorum; aşk, tutku, neşe ve acılar.. Hepsi geçiyor, evriliyor, devriliyor, yerine yeni yeni şeyler geliyor, gelmiyor da kalıyor. Gerçek olan tek şeyin, koşulsuzca sevmek olduğunu anladığım zamanlardayım. Sevdiğimi koşullandırmadan sevmek. Paylaşmanın anlamının da farklılaştığı zamanlardayım, aynı şeye aynı yerden ayı biçimde bakmak demek değil sevmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok felsefik kavgalar ettiğim biri bana şöyle demişti bir zaman: "Ben bir dağa tırmanırken sürekli sana dönüp "acaba geliyor mu, acaba düştü mü, acaba nerede" diye bakmamalıyım. Ben yürümeliyim ve senin geldiğini bilmeliyim peşimden" Ben de demiştim ki; "iyi de birbirimize uzun bir iple bağlıyız, ben düşersem sen de düşersin" Şimdi her iki argümanın da aptalca olduğunu sanırım ikimizde düşünüyoruz. Yıllar bunu harika biçimde gösterdi. İnsanlar değişir, kimse aynı kalmaz. Uzun süreli ilişkilerde neredeyse beraberce yeniden çocuklaşır, yeniden büyürsünüz, değişirsiniz. Aslolan değişimlere rağmen, o değişeni dahi sevmektir.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Gerçek olan, o görünmez iple bağlı olduğunu bazen unutarak davranmaktır, ama o insanın varlığını asla unutmadan içgüdüsel olarak hep olacğını bilerek&amp;nbsp;davranmaktır. "Hep var" demek zor, ama birinin hep var olduğunu, orada olduğunu, yanınızda olduğunu bilmek de konforlu bir hal. Yaşamış, görmüş, geçirmiş, çözmüş bir ilişki bazen konfordur. Başka şeyleri daha iyi yapmanıza izin verir, yardım eder, yalnızlığınızı da değerli kılar. Birlikte bir taşın üzerinde yataken, birbirinizin eli yumuşak bir yastık olabilir bazen. Bazen de yalnız ağlamak istersiniz. Ona da izin verir. Gerçek bir ilişkide bazen yalnız hissetmelisiniz bana göre, bazen çok kalabalık. İkisine de izin veren bir denge olmalı. O zaman yol arkadaşı olabilirsiniz. Çok iyi anlatamamış olabilirim. Söylemek istediğim ise şu: herşey geçicidir, gerçek olan ise öncelikle hayat yolculuğunda sizin nereye gittiğiniz, sizin nereye varmak istediğinizdir. Yanınızda soğuktan üşürken tabanlarınızı bacaklarına dayayıp ısıtacağınız birinin varlığı ise değerlidir, bu kişi herhangi bir kişi değildir. Herhangi şeyleri yaşayıp tüketiyoruz. Gerçek olan ise&amp;nbsp;tükenmeyen kaynaklara sahip oluyor. Devam etmek için türlü türlü kaynağa-sebebe sahip oluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik kurumu, sadece çocuk sahibi olmak istediğinizde gecerli olabilecek sanal bir kurum. Ben çok çocuk seven biri olarak, hem anne olmayı, hem bir çocuk büyütmeyi, hem de kadın olmayı çok değerli buluyorum. Ancak şimdi kendime baktığımda "ben neden varım" sorusu ile başlayan ve bu dünyaya katmak istediklerim, yapmak istediklerim ile ilgili düşündüğümde bunca mesainin içinde bir çocuk dünyaya getirmek istediğimi düşünmüyorum artık. 30'larımda bu benim için sorundu, doğurganlık kadınlar için çok değerli ve geçici bir durum, kadın olarak dünyaya gelmenin en değerli anlamlarından birinin annelik olduğunu elbette düşünüyorum ama içinizde bulduğunuz ve peşinizde koştuğunuz anlamlar bazen bu hayatı yeniden yorumlama seanslarında öyle bir yer dayanıyor ki, tüm yaşamınızı bir başka varlığa adamak konusundan uzaklaşıyorsunuz. Benim öncelikle "anlamak" üzerine "bilmek" üzerine öyle bir yoğun çabam var ki, bir çocuğu dünyaya getirmek isteği uzun zamandır benden çok uzak. Eğer beni yakından tanıyan var ise, peşinden koştuğum hayata dair anlamları da bilir, bu yüzden çocukları çok seviyorum, dünyanın bütün çocuklarına verecek sevgim olduğunu düşünüyorum ama daha kendimle bitirmediğim çok işim var, bitirip öyle gitmek istiyorum, bir çocuğa hayatımın anlamını bağlamak, yüklemek istemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezoterik dip not: karmik bağlardan usandım, yeni bir karmik bağ yaratmak istemiyorum, temiz temiz kendimle işimi bitirip&amp;nbsp;gideyim de gelmeyeyim inşallah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısı ile değerli Doğu Romalılar, evlilik dediğiniz şey toplumun size mutluluk şerbetiymiş gibi dayattığı bir hukuksal ve sosyal kurumdur, çocuk olursa olur, olmazsa da kasmayın. Bu hayattan keşfedilecek çok fazla şey, kendimizle ilgili bilmediğimiz şaşırtıcı gerçekler var. Kız çocuklarının mutluluk rüyası gelinlikten değil, aslında kendini anlamaya dair çabadan geçiyor, bunu farkettiğimizde yanımızda biri varsa o zaman ona iyi bakın, birbirinize belden bağlı olduğunuz ipi kesiverirse nasılsa tırmanılan tepeden o da düşecek ehehehe. Siz de düşeceksiniz ahahahaha. Bu da işin geyik kısmı. Kimseyle bağlı olmadan çıkarım da ben ederim de ben çıkarken de çiçekleri toplarım da ben koklarım da ben diyorsanız da o da olur. Hayat her şekilde güzel. Bazılarımız bir ilişkiyi bulmuyor, o ilişkiyle doğuyor ben o kadar diyeyim. Sonrası artık ondan kurtulmak mı istersiniz, içinde evrilip çevrilmek mi, beraber büyümek mi o size kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde bu gün de bize ayrılan sürenin sonuna geldik sayın okuyucular. Geçen duydum, şarkıcı Atiye de hayatın anlamını sorgulayan şarkılar yazıyorum demiş. Son şarkılarından birinin adı "inek". Çok sarsıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pinare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın anlamı demişken; Aras aklıma geldi. Döndü bile. Aklım ve kalbim onda. Uçağa binerek döndüğü için mesafelerin farkında değil, o yüzden eve varır varmaz sokağa fırlayıp yürüyerek de olsa bana gelmek istemiş. Özlemek insanoğluna has en şahane hissediş. Aras'ı hemen özledim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNFg-imjKoI/AAAAAAAAAUE/a4t_9eSKvHk/s1600/DSCN9335.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNFg-imjKoI/AAAAAAAAAUE/a4t_9eSKvHk/s400/DSCN9335.JPG" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1095365188484730439?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1095365188484730439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1095365188484730439' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1095365188484730439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1095365188484730439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/11/dedi-ki-normal-yoksa-ben-miyim-anormal.html' title='Dedi ki normal. Yoksa ben miyim anormal?'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TNFg-imjKoI/AAAAAAAAAUE/a4t_9eSKvHk/s72-c/DSCN9335.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2913391876670060384</id><published>2010-10-26T14:17:00.001+03:00</published><updated>2010-10-26T16:31:42.364+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aras'/><title type='text'>Aras is coming!</title><content type='html'>Bilen bilir; Aras benim kardeşimin oğlu, yeğenim yani. İzmir'de yaşıyor. Tatlı minik Kuzey'imizin de abisi. Hayatıma ilk girdiği andan 2007'den&amp;nbsp;itibaren bambaşka bir anlam hissiyle kalbimi dolduran tatlı Aras 3.5 yaşında, ama onunla annesi ve babasi olmadan birden fazla kez&amp;nbsp;tatillere gittik, gezdik, denizlere girdik, havuzlara atladik. Bana "hala pinarimiz" diye sesleniyor, cunku ben hepsinin Pinariyim ona gore, tum ailenin Pinari, ama sadece onun halasiyim. Aras'in gobegini Bogazici Universitesi'nde TB binasi civarina gomdum, istedim ki İstanbul'da olsun, bir de Boğaziçi görsün, I. erkek yurdu nedir bilsin:) YADYOK kültüründen geçsin! &amp;nbsp;Hayatta ona öğretmek, göstermek, yaşatmak istediğim çok şey var. Aras beni çok sık göremiyor, malum İzmir İstanbul arası ne kadar gidip gelirsem. Ama ne zaman gidip dönsem, küçük ellerini bana uzatarak gitme diye gözlerinden yaşlar fışkırarak ağlaması içimi parçalıyor, ya da gece yatarken kaçıp gitmeyeyim diye sersem sepelek kalkip " burda misin, tamam" deyip geri yatmasi. Beni yanından ayırmıyor, beraber yiyeceğiz, beraber yatacağız, beraber oynayacağız. Tuvalete girsem kapıda bekliyor, "hadi halaaaa halaaa hadi halaaaa"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi duyma kapasitesi de genetik, ben bunu anladım. Gösterme biçimi de öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Aras'a dedim ki seni uçağa bindirip İstanbul'a getireceğim tamam mi? Yuppi!!! dedi. 3.5 yaşında ama&amp;nbsp;ne anne ne baba umru değil, aramiyor, yeter ki benimle gezsin, oynasin. Daha önce birlikte tatile gittiğimizi duyanlar bana "delirmişsin" demişlerdi, ama harika vakit geçirdik. Şimdi Aras Çarşamba yani yarın ( ınının ınn) İstanbul'a geliyor. Parkta oynarken arkadaşlarına "ben halama gidiyorum, şu havadaki uçağa binicem, halam bilet aldı ama daha postacı getirmedi" diye bır bır anlatıyormuş.. Nasıl heyecanlı ve ben de nasıl heyecanlıyım bilemezsiniz... Nereyi gezdirsem? Filme götürsem durur mu? Redd konserine götürsem uyur mu? Kuzen Adnan'ın oğluşu Ali Ateş, 3.5 yaşındayken Redd konserlerinde babasının sırtında heyecandan ağlayarak dans ediyordu, ama Aras'ta o rocker ruhunu yakalayamadık daha.&amp;nbsp; Neyse, önümüzdeki 5 günüm tamamen aileme, İstanbul'daki kuzenlerimle birlikte Aras'a vakfedilecek belli. Size mutlu 29 Ekimler, beni ararsanız sahildeki çocuk parklarına, alışveriş merkezlerinin oyuncak mağazalarına bakın. Başka tek noktada yalnız başıma ya da iki&amp;nbsp;yetişkinle iki dakika&amp;nbsp;dahi&amp;nbsp;yalnız kalamayacağıma emin olduğum günler geliyor, Aras geliyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMa3lTgCl-I/AAAAAAAAAUA/Hg5Q3McINPw/s1600/20090822-194038.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="276" nx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMa3lTgCl-I/AAAAAAAAAUA/Hg5Q3McINPw/s320/20090822-194038.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2913391876670060384?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2913391876670060384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2913391876670060384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2913391876670060384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2913391876670060384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/aras-is-coming.html' title='Aras is coming!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMa3lTgCl-I/AAAAAAAAAUA/Hg5Q3McINPw/s72-c/20090822-194038.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2167855574693770771</id><published>2010-10-21T12:14:00.001+03:00</published><updated>2010-10-21T12:59:48.633+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='petrol sitesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Raw vegeterians'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pelit'/><title type='text'>Maximum Green!!</title><content type='html'>Geçenlerde yolum Akmerkez'e düştü. Hiç sevmediğim bir yer şimdi. En eskiden, 2002-2003 yılında Etiler'de Petrol Sitesi'nde oturuyorken çok sık gezinirdim Akmerkez'de. En çok da alt katındaki Starbucks için giderdim. Petrol Sitesi'nde küçücük bir evim vardı, 2003 yılında o eve taşındığımda enkaz gibiydi ev, el birliği ile taa Maltepe Koçtaş'lardan karolar alarak filan adam etmiştik. Ama sadece bir yıl oturdum. Geçenlerde Akmerkez'de gezinip, her zaman kahvenin yanında bulundurması süper olan içi dolgulu Pelit çukulata yuvarlarından da yeniden edinince ve de özellikle Petrol Sitesi'ne girip eski evime dışarıdan bir göz atınca&amp;nbsp;ışık hızıyla 2003 yılına döndüm. Evi bulmamız bir hikaye, içinin yapılışı bir hikaye, o evde geçen güzel günler ayrı bir hikayedir. Sanırım şimdi öğrenciler yaşıyor. Mutfakta görünen kombiye, yerden tavana sürgülü salon camına baktım. Çok komik ve çok güzel ayrıntılar hatırladım.&amp;nbsp;Neyse konumuz bu değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Akmerkez'e yolum düştüğünde aklımdan yemek yemek geçmiyordu. Acelem vardı, fakat karnım da açtı. Ama bu aralar ihtiyacımızdan fazla yemek yediğimiz konusuna çok taktığım için özellikle açlık sinyallerini düzgün ve küçük şeylerle geçiştirmeye çalışıyorum. Yani bazen düşünüyorum da midemize, bedenimize ne kadar çok çöplük gibi davranıyoruz. Hiç düşünmeden o kadr çok yiyoruz ki, damak zevki denilen şey aslında bedenin ihtiyacı olandan fazlasını tüketmemize de neden oluyor. Herneyse, hızla işlerimi halletmeye çalışacakken en üst katta Dükkan Burger'in yanında konumlanmış küçücük ve yeni bir yer ilgimi çekti. Bir tahta vardı tezgahın önünde ve "canlı çorba" yazıyordu üstünde. Gidip "canlı çorba da nedir? " diye sordum.. Raw vegeterian besinler hazırladıklarını ( yani besin değerini öldürmemek için azıcık pişmiş) ve birbirinden nefis meyve-sebze suları olan yeni bir vejeteryan food corner olduklarını öğrendim. Ama yemeye niyetim yoktu. Bir süre konuştuk, sebzeleri 45 derecede pişirip öyle çorba yaptıklarını filan söylediler. Teşekkür edip gidip bir köşede oturdum, defterimi çıkardım, hızla yapmam gereken bir şeyler vardı. Derken yanıma kısa saçlı ve güzel gülüşlü bir bayan; ismi Alev'miş, geldi ve elinde kenarına minik pembe bir gül goncası iliştirilmiş bir tabak mercimek çorbasını önüme koydu. Ve dedi ki "siz sorunca dayanamadım" Yok ben, ama, gak guk dedim ama sonra afiyetle içtim çorbayı. Hayatımda içtiğim en güzel mercimek çorbalarından biri idi, mercimeğin gerçek lezzetini hissederek mis gibi kokan ve hafif acılı çorbayı içtim. Bitirdikten sonra elimde tabak ile yanlarına gidip çorbanın parasını ödemek istedim, almadılar. Ben de sıkılıp bu durumdan kendime o gün aldığım ve çok sevdiğim Yoga Academy logolu kalemimi onlara armağan ettim. "aa hem vejeteryan hem yoga mı yapıyorsunuz? Hayatta bırakmayız! " dediler bana bir bardak içinde nane, kivi, yeşil elma ve galiba azıcık da çimen suyu olan, böyle içinde insanı ferah ferah hissettiren nefis bir içecek de ikram ettiler. Ben de onları Yoga Academy'e davet ettim. Neyse, neticede bu yazının konusu az pişirilerek yapılabilecek yemeklerin güzelliği karşısındaki göz yaşlarımız ve Akmerkez'deki yeni vejeteryan beslenme yerimiz. Maxgreen.co, hayırlı uğurlu olsun. Gerçi dükkan burger'in yanında hamburgerlere konulan 700 gram hayvan cesedinin hemen yanında az pişmiş mercimek çorbasını kaşıklamak oluyor mu? Oluyor. En azından kendimi toksiklememiş oluyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMADgvK7KkI/AAAAAAAAAT8/_dOWqTZBO0k/s1600/CarmellasCurrySoupW.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="257" nx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMADgvK7KkI/AAAAAAAAAT8/_dOWqTZBO0k/s320/CarmellasCurrySoupW.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu fotograf o çorbanın değil, başka bir raw vejeteryan işi mercimek çorbası, ama tam da böyle süperimsi görünüyor. Hadi afiyet olsun. Et yemeyin, hayvanlar kesilmesin, kola içmeyin içinizde kafein ve ast birikmesin. İnsanları sevin, doğayı koruyun derken bu yazıyı bağladığımız şarkı şu: tohummlaaaar fidaaanaaa fidanlaaarr ağacaaaaa... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2167855574693770771?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2167855574693770771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2167855574693770771' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2167855574693770771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2167855574693770771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/maximum-green.html' title='Maximum Green!!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TMADgvK7KkI/AAAAAAAAAT8/_dOWqTZBO0k/s72-c/CarmellasCurrySoupW.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-2570640977377693540</id><published>2010-10-18T09:16:00.001+03:00</published><updated>2010-10-20T14:32:40.572+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='altzine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pınar Elmasoğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edip&apos;in sağ gözünden'/><title type='text'>Yazdım, okuyun bi olmuş mu?</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.altzine.net/alttema/bellek/432-edipin-sag-gozunden"&gt;http://www.altzine.net/alttema/bellek/432-edipin-sag-gozunden&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-2570640977377693540?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/2570640977377693540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=2570640977377693540' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2570640977377693540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/2570640977377693540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/yazdm-okuyun-bi-olmus-mu.html' title='Yazdım, okuyun bi olmuş mu?'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5339944561916580291</id><published>2010-10-15T15:05:00.005+03:00</published><updated>2010-10-15T16:29:27.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmaric'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Permakültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Masamin uzerindekiler'/><title type='text'>Masanın Üstündekiler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLg5HKgsmTI/AAAAAAAAATw/cIXrm-5f40s/s1600/Picture+855.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLg5HKgsmTI/AAAAAAAAATw/cIXrm-5f40s/s320/Picture+855.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Merhaba gençlik! Ya da Morcheeba.&amp;nbsp; O da olur. İsli sisli pis puslu bir İstanbul günü geçirirken güzel bile olur.&amp;nbsp; Masamin üzerindekiler yan taraftaki gibi. Merak ettiğiniz obje varsa sorun, anlamını, anısını anlatayım. Bir sonraki yazının konusunu buna göre belirleyeceğim. İçimden böylesi geldi. Resme tiklarsaniz bir büyüğüne erişirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bir çoğunuzun bildiği, daha doğrusu takip ettiği gibi geçen hafta sonu Bolu'daydım. Bolu'ya iner inmez bizi kar karşıladı. Mevsimin ilk karını böylece görmüş olduk. Bir İzmirli olarak kar görünce deliren bir psikolojik motivasyona sahibim. Aklıma İstanbul'a üniversite okumaya geldiğim yıl ilk kar yağdığında yurttan çıkıp ağaçların üzerinde bir miktar birikmiş karı sallamak ve dalın altında durmak suretiyle yaşamaya çalıştığım yoğun kar yağışı hissi günleri geldi. Şimdi böyle yazarken bir de aklıma şey geldi; hani atom denilen top marullar var ya, ben onları ilk defa İstanbul'da gördüm. Ve ilk İzmir seyahatimde bavuluma dldurup halama filan marul hediye götürdüm. Yuh diyorum, ama doğru. O zaman İzmir'de baya bir tezahurat ile karşılanmıştı top marul. Yıl 1989. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki ilk yılım. Manzarayı o kadar beğenmiştim ki, I.erkek yurdunun damında sürekli biçimde oturup boğazı izlemeyi adet edinmiştim. I. erkek yurdunda dünyada en sevdigim insanlardan biri kalırdı; Tarih bölümünden arkadaşım Erkan. Dağcılık klübünün o zamanki başkanıydı, hayatımda ilk kez polar bir montu Erkan sayesinde giydim ve kendisi ile babamın yurda yolladığı&amp;nbsp; çaydanlıkta ıhlamur kaynatarak uzun uzun ders çalıştığımız şahane bir odaları vardı. Oda arkadaşı "recebim" şimdi ne yapıyor bilmem ama &amp;nbsp;Erkan&amp;nbsp; tarım yapıyor. Turkcell'in bedava gunlerinde birbirimizi aramak suretiyle süren bir dostluğumuz var, Bayındır Dernekli köyünde yaşıyor ve şahane bir projenin mimarlarından biri. Ne zaman arasam "aloo traktör tepesindeyim sonra ara" deyip kapıyor, ya da bademe gittik, domatesi topladık filan diyor. &amp;nbsp;Buyrun bu da yaptıkları işin web sayfası&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.marmaric.org/"&gt;http://www.marmaric.org/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Erkan'a ve orada birlikte yaşadığı, bazılarını Boğaziçi yıllarından beri tanıdığım kişilere hayranlık duyuyorum. Çünkü Boğaziçi mezunu insanlar olarak borsacı, atıyorum kurumsal iletişimci, stratejist filan gibi attırıktan ( bu meslek sahiplerinden özür dilerim, ama iş dünyasını-ben de içinde olsam dahi- ve bu dünyanın mesleki&amp;nbsp;jargonlarını epey attırık buluyorum) işler yapmak yerine kendilerini toprağa vurdular. Mutlular. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLhAbOkjMBI/AAAAAAAAAT0/ngmJyNiqgPo/s1600/Picture+837.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLhAbOkjMBI/AAAAAAAAAT0/ngmJyNiqgPo/s320/Picture+837.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;İşte bu da Bolu'daki bir fotoğraf. Herkesleri soğuğa karşı uyaran ben zemheri zürafası gibi giyindiğim için Dilşenonun paltosunu alıp giydim, kollar kısa geldi ama olsun, kadraja sığmak için biraz eğildim:) Kar sadece bir yarım güne yakın yağıp bitti, o yüzden kar fotoğrafımız yok. Aslında bir tane var, ama buraya koyamıyorum, böyle bir şaklabanlıklar, bir karda ağzını açıp, kar&amp;nbsp;ağzıma yağsın diye bekleşen İzmirli manyaklıkları, yok olmaz, o kadar da karizmayı çizdirmeyeyim dedim durdum. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLhA89wWUZI/AAAAAAAAAT4/VdznagSlhvA/s1600/Picture+849.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLhA89wWUZI/AAAAAAAAAT4/VdznagSlhvA/s400/Picture+849.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bolu'da gittiğimiz otelin olağanüstü güzel bir göl manzarası vardı. Gerçi beş saat yol gittiğimize göre pek de Bolu sayılmazmış, sanırım Ankara'ya epey yaklaşmıştık. Yoga kampına katılımcı sayısı 75 kişiydi, daha önceki kamplarda 90 kişi olduğumuzu düşünürseniz çok da fazla değil. Ama en güzeli her kampta Yoga Academy'nin henüz olmadığı şehirlerden, Eskişehir'den, Gaziantep'ten insanların da bize katılıyor olması. Mat mat üstünde ders yaptığımız günler de olmadı değil ama yine çok güzeldi, hep çok güzel. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Arada bir de konser kaçırdık, olmadı..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Iphone 4 alsam mı ya? &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Sevgiler saygılar, beni habersiz bırakmayın yazın arada.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;pin&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5339944561916580291?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5339944561916580291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5339944561916580291' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5339944561916580291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5339944561916580291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/masann-ustundekiler.html' title='Masanın Üstündekiler'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TLg5HKgsmTI/AAAAAAAAATw/cIXrm-5f40s/s72-c/Picture+855.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-299091706687637232</id><published>2010-10-06T13:01:00.006+03:00</published><updated>2010-10-06T13:28:04.467+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Redd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çağan Irmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga Kampı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Prensesin Uykusuyum'/><title type='text'>Bizz gideriz ormana hey ormmaanaa!</title><content type='html'>Cok zaman sonra değil, bu Cumartesi sabah Bolu dağlarına, gölüne, ormanına yoga kampına gidiyoruz. Polarımı, polar battaniyemi de sırt çantasına koydum, matımı sildim temizledim, hazırım!&lt;br /&gt;Bu fotoğraf geçen yoga kampından. Neşeli çekirge modu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönünce yeni fotolar, yeni yazılar, mis gibi anılar burada olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Duru görü yeteneğimle izlediğim Prensesin Uykusuyum filmi var ya, bekleyin şahane şeylere neden olacak. Heyecanlandırmak istemem diyemeyeceğim, heyecanlanın, kıvranın, Çağan Irmak filmine Redd imzası süperimsi bir durum. I love Redd, I love insanlık, I love insanlık ötesi gezegen sistemlerindeki tüm arkadaşlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Best wishes,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pinpin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKxJgy5URBI/AAAAAAAAATk/rswnaDhaWeI/s1600/cekirgeler.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 330px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 499px;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="267" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKxJgy5URBI/AAAAAAAAATk/rswnaDhaWeI/s400/cekirgeler.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-299091706687637232?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/299091706687637232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=299091706687637232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/299091706687637232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/299091706687637232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/bizz-gideriz-ormana-hey-ormmaanaa.html' title='Bizz gideriz ormana hey ormmaanaa!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKxJgy5URBI/AAAAAAAAATk/rswnaDhaWeI/s72-c/cekirgeler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5033759139398587048</id><published>2010-10-04T12:38:00.005+03:00</published><updated>2010-10-04T12:47:37.741+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orjinal Yoga Sistemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erken kalkan yol alır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kış'/><title type='text'>Hello winter, tell me how you doin?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKmaZneP6NI/AAAAAAAAATM/DcLTP_TUHa0/s1600/Picture+503.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKmaZneP6NI/AAAAAAAAATM/DcLTP_TUHa0/s320/Picture+503.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Göçmen kuşlar gibi biz de göç etsek diye düşündüm bu gün, İstanbul'un kalabalık ve gri kışını karşılamaya hazır değilmişim gibi geldi bir an. &amp;nbsp;Hem yoga yapa yapa hazır uçabilir kıvama da gelmişim! Ama sonra düşündüm, sevdiklerim olmadan yapamam ki ben. Öyle biriyim. Herkes farklı farklıdır, ben yemesem içmese olur, ama sevmese olmaz biriyim. Sevebildiğim kadar çok seviyorum o yüzden. Zaten kışı da seviyorum, insan üzerine yorganı çekince daha iyi uyuyor mu ne? Bir tek sabahları sevmiyorum, çok erken kalkıyorum, 07:05. Benim için çok erken. Fakat geceden süpermen kostümü gibi tüm kıyafetleri dizdiğim için sabah 15 dakikada evden çıkabilen biriyim, şimdi böyle deyince aklıma öğrencilik yıllarımda yurtta bolca bulunan sabah erken kalkıp saçına fön çeken kız tiplemesi geldi, olmadım, olamadım. Olanlara hayranım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan 35 yaşından sonra arkadaş mı edinirmiş diye düşünenlerden biriydim, edinemez derdim, 35 yaşımızdan sonra hayatta bazı şeyler yerine oturmuş oluyor, en yakınlarımızı, en çok seveceklerimizi seçmiş oluyoruz. Neyi sevdiğimizi neyi sevmediğimizi iyice bilmiş oluyoruz o yüzden de çember daralıyor; içinde kalanları, dışarıda tutacaklarımızı iyice bellemiş oluyoruz. Fakat işte bu yargım bozuldu bu yıl, Yoga Academy'lerde düzenli yoga yapıyorum ya ben, çok kısa zamanda eğitmen de olacağım umarım, bir yıldan fazla zamandır zamanımın çoğunu yoga çalışmalarıyla geçiriyorum, zaten siz de burada okuyorsunuz, bazılarınız biliyorsunuz, bazılarınız "yüzünü göremez olduk, hiç ortada yoksun! "diye yakınıyorsunuz hatta... Orada zamanımın çoğunu birlikte geçirdiğim öyle insanlarla tanıştım ki ailem gibi oldular, görmesem özlemeye başladım. En çok hoşuma giden de, kendi yolculuğunda kendini anlamaya yönelmiş insanların birbirine yargısızlığı. Biri gelip sana en gizli kalmış, en acayip hislerini, isteklerini ya da yaşanmışlıklarını anlattığında, onu gerçekten büyük bir sevgiyle dinliyor, sıfır bir yargıyla yaklaşabiliyorsun. Bu biraz geniş bir kalp ve gerçekten sevgi duyabilmeyi isteyen bir şey. Kadın olmak, erkek olmak, şöyle olmak, böyle olmak, artık ne olduğunuzu düşünüyorsanız ondan sıyrılmayı, sıyrılıp karşındakinin kalbini görebilmeyi gerektiren bir şey. Etrafa bakın oysa, ne kadar çok saldırgan insan var. Kendi elde etmek istedikleri şeyler için, bazen elde edemedikleri için başkalarına saldıranlar var. Aslında herkes her yaptığı ile önce ve en çok kendine saldırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoga dediysem, böyle insanların taytları çekip tütsü kokuları içinde lastik gibi bedenleri eğip büktükleri mogadan değil, baya da gerçek hatta yeryüzünde bir orjinalini daha başka yerde bulamayacağınız Yoga'dan; Orjinal Yoga Sistemi'nden söz ediyorum. Upanishad'larda şöyle der "uyan, kalk ve üstadı bul". Bir tek şu yok orada, "bul ve dünya kaç bucak gör". Çünkü görüyorsunuz dünya kaç bucak, ben kimim neyim, neden onu seçtim, neden bunu ittim, neden buramda şu var, neden bunu istedim, niye istemiyorum... Çok da insanın içine sular serpen bir süreç değil, ama hayata gelme amacımız da zaten, birbiri ardına benzer yaşanan günler içinde, yiyip içip günlük hazlardan neşelenip günlük sıkıntılardan yerinerek tüketip, tükenip de gitmek değil değil mi? Var olmamızın bir nedeni var ve çoğu kişi bunu anlamadan yaşayıp gidiyor. Hayatta tek bir gün bile "ben niye varım?" diye sormayan "neden?" diye sormayan o kadar çok insan var ki.&amp;nbsp; Soru sormak ise ne kolay, ne de hafifletici. Ama güzel. Şimdi daha da anlatsam, "eyvah kız delirdi" diyeceksiniz. Ama zaten bana deli diyen de çok, o yüzden serbest geliyorum!:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum. Ay lav yu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5033759139398587048?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5033759139398587048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5033759139398587048' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5033759139398587048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5033759139398587048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/10/hello-winter-tell-me-how-you-doin.html' title='Hello winter, tell me how you doin?'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKmaZneP6NI/AAAAAAAAATM/DcLTP_TUHa0/s72-c/Picture+503.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-8265293601874817573</id><published>2010-09-28T12:49:00.001+03:00</published><updated>2010-09-28T12:49:58.652+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cemal Sureya'/><title type='text'>Şiirsel</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGmoEtyiBI/AAAAAAAAATA/FTrCT_5qaV0/s1600/IMG_7908.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGmoEtyiBI/AAAAAAAAATA/FTrCT_5qaV0/s400/IMG_7908.jpg" width="361" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken&lt;br /&gt;bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti&lt;br /&gt;çünkü iki kişiydik"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumaktan bıkmadığım bir şair var; Cemal Süreya. Her gün dönüp dönüp okuyorum, şaşırıyorum yeniden. Sevmek neşeli bir şeydir.. Hep hüzün konuşur ama siz bakmayın ona. Yıllarca sevmek bir sükut halidir, arada Cemal Süreya'yı katıştırırsın havalanır yerinden tüm oturmuş duygular, koşmaya başlarlar dört nala. Cemal Süreya'yı bu yüzden severim, tazelediği için aşkı ve özlemeyi ve anımsattığı için&amp;nbsp;insana, kendini ve&amp;nbsp;hallerini.. İnsanın en çok hatırlamaya ihtiyacı vardır biliyor musunuz?&amp;nbsp;Cemal Süreya öyle şiirler yazmış ki,&amp;nbsp;yıllar sonra bile aşkın yerinde oturmasına izin vermez satırları,&amp;nbsp;aşkın huzuruna izin vermez, alışmaya izin vermez..En mutlu ve olağan günde okusanız bile insanı dağıtır.. Olana olmayana savurur, aşkın içinde yaşasan bile avunamazsın. Aklıma gelenlerden size de bulaşsın diye:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, &lt;br /&gt;bir yanlışı düzeltircesine açmış; &lt;br /&gt;gelmiş ta ağzımın kenarında &lt;br /&gt;konuşur durur. &lt;br /&gt;bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, &lt;br /&gt;güverteleri uçtan uca orman; &lt;br /&gt;aldım çiçeğimi şurama bastım, &lt;br /&gt;bastım ki yalnızlığımmış. &lt;br /&gt;bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;keşke yalnız bunun için sevseydim seni."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"durakta üç kişi&lt;br /&gt;adam, kadın ve çocuk&lt;br /&gt;adamın elleri ceplerinde&lt;br /&gt;kadın çocuğun elini tutmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam hüzünlü&lt;br /&gt;hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü&lt;br /&gt;kadın güzel&lt;br /&gt;güzel anılar gibi güzel&lt;br /&gt;çocuk&lt;br /&gt;güzel anılar gibi hüzünlü&lt;br /&gt;hüzünlü şarkılar gibi güzel"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"''bir gün seni bırakırım ya&lt;br /&gt;tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu&lt;br /&gt;evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,&lt;br /&gt;ama istanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;""ben seni düşünüyorum, seni&lt;br /&gt;hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşkı anılar besliyor, düşler kadar&lt;br /&gt;bu yüzden diyorum ki "aşk, eskidikçe aşktır"&lt;br /&gt;sevgi, eskidikçe sevgi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...peşinden başka gidecek yer yoktu&lt;br /&gt;seni artık hiç sevmediğim halde...."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-8265293601874817573?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/8265293601874817573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=8265293601874817573' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8265293601874817573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8265293601874817573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/09/siirsel.html' title='Şiirsel'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGmoEtyiBI/AAAAAAAAATA/FTrCT_5qaV0/s72-c/IMG_7908.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5726075677251144080</id><published>2010-09-15T18:37:00.003+03:00</published><updated>2010-10-02T21:57:48.112+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pratyahara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pinar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gözlük'/><title type='text'>A new look</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKeAW6vuzVI/AAAAAAAAATE/7u2n5IK2VYc/s1600/pi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" px="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKeAW6vuzVI/AAAAAAAAATE/7u2n5IK2VYc/s320/pi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hayata yeni camların ardından bakmak gibisi yoktur. Çiziksiz. Dahat nettir herşey, aynadaki görüntünüz bile daha nettir kendinize. Yeni camlarla herkesi, herşeyi ve en süperi kendinizi de daha net görürsünüz. İşte bunlar da benim yeni camlarım.Yeni camlarım var benim, çiziksiz. Mis gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün heryeri açılmaz, hava almaz camlarla kaplı bir plazada bir toplantı odasında otururken etrafımdaki insanlara baktım. Yüzde ellim anında camdan görünen bir meşe ağacının altına doğru uçup gitti, kendimi hiç ait hissetmediğim bir topluluk içinden çocukluğuma ışınlandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eteğinizi torba gibi kıvırıp, içine meşe palamudu doldurur muydunuz siz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pratyahara; Duyuların kontrolü demek. İçe çekilmek. Duyuları, yani bu bedene ait beş duyuyu çevreden geri çekmek demek. Duyu kontrolünün ucuna yaklaştığınız zaman, ne kadar çok saçma sapan şeyle, ne kadar çok saçma sapan insanla, ne kadar çok saçma sapan konuyla zaman ve enerji&amp;nbsp;kaybettiğinizi anlayıp ürperiyorsunuz, eskiden çar çur ettiğim enerjim o kadar değerli ki şimdi anlatamam. Yoga yapanlar bilirler ( ama gerçek bir Yoga çalışmasından söz ediyorum, moga çalışmasından değil) enerjimizi yükseltmek için göbeğimiz çatlıyor. Sen çalış çalış, sonra enerjini tüketen insanlara, işlere, hayat biçimlerine akıt hepsini. İş mi bu? Pratyahara'nın birinci basamağının ucunda duruyorum ama söyleyebilirim ki duyu kontrolü şahanedir, aşırılık eğilimi kontrolsüzlük nedeniyle ortaya çıkan bir durummuş. Herşeyde aşırılık; sevmede, özlemede, öfkede, yemede aşırılık. Sıradan insanlar kendilerini kontrol edebildiklerini düşünürler; benim de düşündüğüm zamanlar olmuştu, ama anladım ki sadece başka bir kaynaktan beslenmek üzere yüzümü baişka bir yere çeviriyorum, mesela sıkılmıyorum diyorsun ama geveze biri oluveriyorsun, unuttum giti diyorsun ama çukulatanın dibine vuruyorsun, geçti canım geçti gitti diyorsun ama saçma sapan iletişim biçimlerine açıyorsun kapılarını. Şimdi, Pratyahara'nın, duyuları içe çekebilmenin kıyıcığında iken bile anlıyorum, sessizce, sakince, mutluluk mümkün. Etrafa saçılan enerji kordonlarını toplayıverdin mi, o enerji insanın kendi içine dönüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam uzaylı gibi konuşuyorum, ama zaten biraz öyle gibiyim. Neyse, siz Amerika'nın asla aya ayak basmadığını, 11 Eylül'ün düzmece olduğunu, Mehmet Öz'ün tüm hastalarının bilgilerini Real Age sitesine satan cinsten biri olduğunu, insanlarınj çoğunu göründüğü gibi olmadığını, gerçek olanın çok az farkında olduğumuzu ve çok az kişinin gerçekten kendi gibi olduğunu, sakinliğin değerli olduğunu, et yerseniz inek olacağınızı, güneşin çok güzel doğup battığını, çok güzel buğday salatası yaptığımı, çok sevdiğimi, ne güzel ki çok sevildiğimi, etrafımın ışıltılı insanlarla çevrili olduğunu, bu yaştan sonra aldığım prensip kararı ile yapmacık ve gerçek olmayan biçimleri üstlerine yapıştırmış insanlarla ilişkimi pıt diye mesafelediğimi ve oh mis gibi bir hisle dolduğumu, samimiyetsizlik ve sigaradan nefret ettiğimi, bu aralar kavurga adında buğdaydan yapılan ve tadı aynı cafe latte olan süper yararlı kafeinsiz bir içecece dadandığımı, grupanya'dan ayak masajı satın aldığımı, annemin 60 yaş üstü yogaya başladığını, sosyal medyada herkesleri silip attığımı, daha doğrusu sosyal medyadan sıktım sıyrıldığı için varlık gösterme biçimimi revize ettiğimi, ülke meseleleri üzerinde boş konuşanlardan bıktığımı, bahçeli bir ev hayali kurduğumu, 39 numara ayakkabı giydiğimi ve artık galiba oturuyorum yerimde! diye düşünürken, ekim ayında bile buralarda olmayacak kadar çok seyahat edeceğimi, yeni samsonite civciv sarısı bir bavulum olduğunu ve içine sizi koysam sığacağınızı ama benim halen sığamadımı, İspanyolcayı çok sevdiğimi, artık insanlara bakınca gördüğüm şeylerin acayip acayip şeyler olduğunu ama gülümsediğimi, kalbimin çok geniş, kocaman, herkesi sevecek kadar büyük olduğunu, ama sevmek içim pikaçuyu seçtiğimi biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, bilmiyordunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de yeni camlarımın ardındaki dünyanın böyle güzel olduğunu bilmiyordum. Arada bir göz doktoruna uğrayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;With love.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pini&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5726075677251144080?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5726075677251144080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5726075677251144080' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5726075677251144080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5726075677251144080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/09/new-look.html' title='A new look'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKeAW6vuzVI/AAAAAAAAATE/7u2n5IK2VYc/s72-c/pi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-8604159186141471186</id><published>2010-08-30T23:09:00.000+03:00</published><updated>2010-08-30T23:09:43.745+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaz bitti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sonbahar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eylül'/><title type='text'>Eylül'e güzelleme</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/THwPOwQdSgI/AAAAAAAAASQ/YX6pzjmgvyM/s1600/eylul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/THwPOwQdSgI/AAAAAAAAASQ/YX6pzjmgvyM/s320/eylul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonbaharın gelişine en çok ben sevinirim. &lt;br /&gt;Varsa ayların en güzeli; o Eylül olsun. &lt;br /&gt;Şehir yalnızlıktan kurtulur, hepten.&lt;br /&gt;Mutlu bir sabah kahvaltısı, koridorda terlik sesi&lt;br /&gt;Hafif serinlikte bir akşamüstü uykusu düşer kucağıma.&lt;br /&gt;Uğuldayan camın önünde iki gülüşme, &lt;br /&gt;bir öpüşme gelir, ama ciddisinden, mesafeyi bozmadan.&lt;br /&gt;Sonra kalabalıklar, koşuşturmalar bir yandan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük eser koridorlarda, kavuşmalı bir özgürlük&lt;br /&gt;Nefes alırsın.&lt;br /&gt;Yazın yalnızlığını süpürür martı sesleri&lt;br /&gt;Bir yanda akşamüstü kahveleri, bir yanda en tanıdık ses&lt;br /&gt;Bir yanda yumuşacıklığı yazı görmüş saçlarının…&lt;br /&gt;Hadi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-8604159186141471186?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/8604159186141471186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=8604159186141471186' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8604159186141471186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/8604159186141471186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/08/eylule-guzelleme.html' title='Eylül&apos;e güzelleme'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/THwPOwQdSgI/AAAAAAAAASQ/YX6pzjmgvyM/s72-c/eylul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7694488085578922951</id><published>2010-08-13T11:52:00.002+03:00</published><updated>2010-08-13T11:57:03.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seni buldum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lost'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Redd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dogum günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gün güneşli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ne varsa artik'/><title type='text'>Gün Güneşliiii İnsanlar Neşeliii!!!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TGTr9H1O1LI/AAAAAAAAASA/gHGkQZvkDhY/s1600/g1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="193" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TGTr9H1O1LI/AAAAAAAAASA/gHGkQZvkDhY/s200/g1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu gün doğum günüm..Sabah 07:20'de bir telefonla uyandım. iyi ki doğdun, iyi ki varsın telefonu. Baktım, gece 12:00'dan sonra da mesaj kutuma mesajlar birikmiş. Ofise geldim, hediyeler aldım...&lt;br /&gt;Ne şanslı biriyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime baktığımda çok sevmiş çok sevilmiş biri görüyorum. Şanslı hissediyorum kendimi.&amp;nbsp; ( Redd'den 'seni buldum, arıyordum kaybetmem bir daha ' gelsin) Beni çok seven süper bir babam vardı, 19 yaşıma dek birlikte olabildik ama olsun. Bu hayatta bir tek babaya sahip olabileceğimizi düşünürsek, ben en şahanelerinden birine sahiptim, gözlerime bakıp Türk Sanat Müziği'nin en nadide şarkılarından birinin "hani o güzel gözlü ceylanların Pınarı" satırını gülümseyerek söyleyen bir adamdı. Bana sevdiklerimiz için nelerden nasıl vazgçebileceğimizi babam öğretti. İyi ki sürekli gülümseyen, gözleri gülen, sevgi dolu, inatçı, güzel sesli adam benim babam olmuş. Annem... İzmir'deki diğer yarım. Bana hayatın anlamının sevmek olduğunu işleyen bir diğer kişi. Neysem çoğunluğu onun eseri, sakin ve huzurlu, denizden esen guzel kokulu meltem ruzgarı gibidir annem.. O sahip olduğum en değerli insanlardan biri, bu yaşıma dek her ne yaparsam, ne yaşarsam yaşayayım, beni hep sevdiğini ve koşulsuzca destek verdiğini öyle güzel hissettirdi ki, onun sayesinde özgürleştim. Kardeşim, iki çocuk sahibi çocuğum, aptoşum. 16 yaşında cebindeki son paraları biriktirip ben İstanbul'a üniversiteye gelirken beni ağlaya ağlaya yolcu eden, "sana lazım olur" diye cebime harçlığını sıkıştıran canım kardeşim. Dünya bir yana o bir yana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan böyle sevgi seli içinde büyüyünce sevgisi normal normlarda biri de olamıyor haliyle. Coşkuyla seven biri oldum hep, hırçın oldum sevgimde, sevgimi göstermede.. ( burada sevdigimden gelsin "senin etrafina cit cekip seni ehlilestiricem) Bu yuzden kendim gibi olmayan, pek bir cool, asiriliklardan ve gosterilerden uzak, sevgiyi, iliskiyi kendi dort duvarinda yasayan bir sevdigim olunca terazi misali dengelendim, tamamlandim. Hemen olmadi bu, once onu da hirpaladim, tum hirpalamalarima sevgiyle cevap verdi, bana bilmedigim cok sey ogretti. Simdi neysem, biraz da onun sevgisi ve sukunetine borcluyum, sansliyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bildim bileli, spirituel konulara egilimi olan biriydim. Hayatin gordugum ve bildigimden ote gizleri oldugunu dusundum hep, bu bedenle sınırlı uc boyut bana yetmedi. Bu konuda bolca sacmaladim, Hindistanlara gittim, geldim, ashramlarda calistim, kendi suzgecimi gelistirene dek genis delikli bir kevgirden iceriye bol bol bilgi, cahil cesareti, heyecan, karmasa ve dezenformasyon akittim. Etrafta o kadar cok reiki, meiki, zirt pirt isik, melek,&amp;nbsp;enerji filan lafi duydum, o kadar cok kendini bilmez ama bildirir insanla karsilastim ki, uzak durdum. Mesela Yoga duymaya bile tahammülüm yokken ustadi buldum ( burada Upanishad'lardan gelsin; Uyan kalk ve ustadi bul) Bunu tariflemek cok kolay degil. Ancak sunu soylemeliyim, sallim sacak, yirtik pirtik, delik desik enerji alanim duzgunlesip tamir oldukca, donusmeye basladim. Donusmeyen seylerden koptum, fazlaliklardan kurtuldum. Hayati hep seven biriydim, iyice costum! Simdi Kali Yuga'nin ortalama yasi 100 yasina dek yasayacagimi ve SSK'nin bana maas odemekten perisan olacagini biliyorum. Hayatin sonuna dek cok zaman var iyi neyle doldururum diye dusunup oyle davraniyorum. En uretken zamanlarimi yasiyorum.Yaziyorum, ciziyorum, bir dolu is uretiyorum, seviyorum, seviliyorum, neseli bir hayatim var. Hayatin nesesi sahip olduklarniz ve olmadiklarinizla ilgisizdir. Hayatin coskusu, hep gogsunuzun ortasinda bir yerde gizlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefret hic sahip olmadigim bir duygu diye seviniyorum. Kimseden nefret etmedim. Kotu seyleri hemen unuturum. Hemcinslerimi severim, benim gibi savasci olanlari daha cok. Savasta ayak oyunlarini sevmem, ama onu yapani da mazur gorurum, herkesin yaralarini, neyi neden yaptigini&amp;nbsp;gorurum, yine de bazen kontrol edemedigim olur kendimi, ama genelde uzulurum, en cok kendimi gorurum cunku bir aynam var benim. Aynasini bulmus biriyim. &amp;nbsp;Bu yasamda kiminle neden, nereden gelen, nasil baglarim oldugunu bildigimden hem huzurlu hem huzursuzum. Lost'ta insani paralel evrenlerin yanılgısından koruyan tek şey bir sabiti olmasıydı ya; sabitim&amp;nbsp;var benim de, Penelopem var, canim penelopem benim. Keci&amp;nbsp;gibi gizli inadi olan, cool tavirlari ile hayran toplayan, gosterisi, herseyi gostermeyi sevmeyen, susan, soylemese de bilen, lav lav mi du, yu nov ay lav yu.&amp;nbsp;Bu beni dunyanin kotuluklerine karsi koruyan bir sey. ( Redd'den gelsin; seni buldum, ariyordum kaybetmem bir daha)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neseli dogum gunumun devaminda beni ne surprizler bekliyor heyecanliyim. Simdilik guzel bir pastam, eda baysal imzali sahane bir cantam,&amp;nbsp;sen herkesin sahip olmak isteyecegi bir dostsun yazan&amp;nbsp;super bir mumluk, ve ciceklerim var, onlarca mesaj, susmayan telefonum var.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Benim sahane dostlarim var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün anlam ve önemi "seviyorum ulan"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaba ve arabesk degil mi? Fazıl Say için yazdım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7694488085578922951?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7694488085578922951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7694488085578922951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7694488085578922951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7694488085578922951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/08/bu-gun-dogum-gunum.html' title='Gün Güneşliiii İnsanlar Neşeliii!!!!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TGTr9H1O1LI/AAAAAAAAASA/gHGkQZvkDhY/s72-c/g1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5655647408779789472</id><published>2010-07-05T09:47:00.001+03:00</published><updated>2010-07-05T09:52:52.452+03:00</updated><title type='text'>Günün anlam ve önemi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TDF_hHBaarI/AAAAAAAAAR4/cTfMTgEsU_c/s1600/piniasikli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" rw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TDF_hHBaarI/AAAAAAAAAR4/cTfMTgEsU_c/s400/piniasikli.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5655647408779789472?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5655647408779789472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5655647408779789472' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5655647408779789472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5655647408779789472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/07/bu-gunun-ve-hatta-yarnn-fotosu.html' title='Günün anlam ve önemi'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TDF_hHBaarI/AAAAAAAAAR4/cTfMTgEsU_c/s72-c/piniasikli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3878893078617357143</id><published>2010-06-22T11:53:00.003+03:00</published><updated>2010-06-22T11:57:47.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tatil'/><title type='text'>Geldim, Gördüm yine Gidiyorum!</title><content type='html'>Super bir sevginin cesareti ile Kardesimin biri uc digeri bir yasindaki iki oglunu da alip yanlarinda anne ve babasi olmadan tatile goturmus biri olarak soylemeliyim; cocuk annormal zor bir sey! Ki bizimkiler sakin sayilirlar... Fakat sekiz gun boyunca ne yedim, ne ictim, ne uyudugumu bildim.. Biri uyuyor oburu uyaniyor, biri uyaniyor oburu uyumak istiyor.. Cocuk oyle cok emek, ozveri ve sabir isteyen bir sey ki, "yap kurtul" usulu gelenekci tavirlarin kisvesi altinda ya da leylekler getirmiscesine kolay tavirlarla cocuk yapan kisilerin cocuklarina uzulmeye bile basladim. Cunku cok erkenden elinizde saf ve yumusacik bir hamur gibi cocuklar, nasil yogurursan oyle oluyorlar.. Sevgi, emek, nese ve ozveri ile yogurmazsan yazik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sonucta yegenlerim ile olmak sahaneydi, fakat cok yoruldum. Bu kosturmanin bir sonraki ayagi Ankara'ydi, Ankara'ya en son iki filan yil once gitmistim, o sirada da bana guzel gelen bir sehrimiz degildi, simdi de pek degil.. Ankara kismini calisma arkadaslarimdan birinin esinin motor kazasinda yasama veda ettigi haberinin agirligi ile kapattik. Bu haber hepimizi cok uzdu, kafamda sevdiklerimizi ummadigimiz zamanlarda kaybetmek ve hayat planı, gelecek projeksiyonu denilen seyin ne kadar yalan dolan oldugu hissi ile bir gece boyunca uyuyamadim. Hocam Akif Manaf'in dedigi gibi; "gelecek bir iluzyondan ibaret, Yoga simdi ve burada olma sanatıdır". Hepimiz icin gelecek iluzyon gercekten. Kurgular, beklentiler bos. İnsan yasamin degerini ve guzelligini simdi ve bu anda en iyi bicimde yasayacak bicimde ayaklarini yere oyle basmali. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara epey kosturmaca ile gecti, İstanbul'a dun dondum. Fakat sadece dort gun sonra Bolu'ya gidiyorum, ve ayin basina dek yine yokum. Bu ay seyahat ettigim kadar cok seyahat etmemistim, tam zamanina denk geldi. Simdi Temmuz'da oylece otururuz artik.. Bu yaza dair herhangi bir baska plan yapamiyorum, ama en kesininden Asikli Hoyuk'u ziyaret planim var, tabi izin ciktigi zaman:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya sekiz gun icinde araliksiz nasil bir halde oldugumu gosteren bir fotograf da koymaktan geri durmuyorum. Sevdigimi, sevdiklerimi, Yoga yapmayi da colde susuz, kisin gunessiz kalmis gibi ozledim.&lt;br /&gt;Burdayim, en azindan bir kac gun; Yuppiii yaaaaa!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TCB5yxArYVI/AAAAAAAAARw/H5ykxv78jNw/s1600/Picture+127.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TCB5yxArYVI/AAAAAAAAARw/H5ykxv78jNw/s320/Picture+127.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3878893078617357143?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3878893078617357143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3878893078617357143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3878893078617357143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3878893078617357143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/06/geldim-gordum-yine-gidiyorum.html' title='Geldim, Gördüm yine Gidiyorum!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TCB5yxArYVI/AAAAAAAAARw/H5ykxv78jNw/s72-c/Picture+127.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3707390831857925035</id><published>2010-06-09T23:11:00.000+03:00</published><updated>2010-06-09T23:11:23.401+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saklıköy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nefes Bile Almadan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='At'/><title type='text'>Saklıköy'ü kimse bulmasın...</title><content type='html'>Canım takipçilerimin bildiği gibi bu hafta Saklıköy'de geçmekte. Sağanak yağmur altında binadan binaya yürümek dahi zor olsa da eskiden bir bataklık alanı olan 70 dönüm arazi üstünde o kadar olağanüstü bitkiler, çiçekler, kuşlar, böcekler vardı ki, insana yine de şahane hissettiriyor. Fakat eğitimsel nedenlerle Saklıköy'de bulunan bünyenin kafası "insan buraya sevdiği ile gelse, onu bir ağacın altında kitaplarıyla bırakıp havuzda coşsam" diye düşünüveriyor. Fiyat almadım, alıcam, o zaman buraya saçından sürükleyerek getiricem sevdiklerimi. Saklıköy'ün en fena hissettiren oluşumu atlar. Fena derken harikulade atlar var, hepsi pırıl pırıl, koskocaman ve besili. Fena olan kısım Saklıköy'e ciplerinden inip atlarına binmek için gelen insan yavruları. Yani atlar vahşi doğada koşsunlar istiyorum, insanlar onlara binsin de gezinsin, bir hayvana hakim olma hissinin egosu şişik heyecanıyla neşelensinler diye tertemiz ve bakımlı da olsa kutu kutu evciklerde demirler arkasında bekletilmesinler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, şahane fotoğraf programım sayesinde çektiğim bence süper fotoğrafları ilginize sunarım. İçlerinden biri beyaz bir kelebek.. Bir ağaca yumurtalarını bıraktı. Yakından izledim. Ertesi gün ise orada sadece yumurtaları vardı, kelebeğin beyaz ölmüş narin bedeni yağmurla yerde sürüklenmekteydi. Eh işte; "kelebekler kadar ömrümüz var, sevmek lazım hemen başlayalım.. "&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0l-lwapI/AAAAAAAAARo/6Hoosfkln90/s1600/Picture+014.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0l-lwapI/AAAAAAAAARo/6Hoosfkln90/s320/Picture+014.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_z8umNdSI/AAAAAAAAAPw/igJnqWaTZpM/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_z8umNdSI/AAAAAAAAAPw/igJnqWaTZpM/s320/1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_z9pLBl5I/AAAAAAAAAP4/clrFx_DG-pE/s1600/2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_z9pLBl5I/AAAAAAAAAP4/clrFx_DG-pE/s320/2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0AxZNWVI/AAAAAAAAAQA/zqUHIbLvutQ/s1600/3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0AxZNWVI/AAAAAAAAAQA/zqUHIbLvutQ/s320/3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0DvN6-YI/AAAAAAAAAQI/uq0xTe2ZeIw/s1600/4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0DvN6-YI/AAAAAAAAAQI/uq0xTe2ZeIw/s320/4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0FjvxC_I/AAAAAAAAAQQ/BSC_Zu8bGHI/s1600/5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0FjvxC_I/AAAAAAAAAQQ/BSC_Zu8bGHI/s320/5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0HR7f5-I/AAAAAAAAAQY/Vf3jKywkGaM/s1600/7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0HR7f5-I/AAAAAAAAAQY/Vf3jKywkGaM/s320/7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0J5bBYhI/AAAAAAAAAQg/YxWl3h3d1r8/s1600/8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0J5bBYhI/AAAAAAAAAQg/YxWl3h3d1r8/s320/8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0L3c30pI/AAAAAAAAAQo/278kPbDAvYg/s1600/9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0L3c30pI/AAAAAAAAAQo/278kPbDAvYg/s320/9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0RraJoNI/AAAAAAAAAQ4/TWcEmzj1jvc/s1600/10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0RraJoNI/AAAAAAAAAQ4/TWcEmzj1jvc/s320/10.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0V80_MJI/AAAAAAAAARA/_eH0dby1Q84/s1600/12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0V80_MJI/AAAAAAAAARA/_eH0dby1Q84/s320/12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0Yq320RI/AAAAAAAAARI/mliZkowVLpc/s1600/14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0Yq320RI/AAAAAAAAARI/mliZkowVLpc/s320/14.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0cBRzKhI/AAAAAAAAARQ/M1-20yQyvyk/s1600/15.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0cBRzKhI/AAAAAAAAARQ/M1-20yQyvyk/s320/15.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0fddkaPI/AAAAAAAAARY/Plf5WLYNGdA/s1600/16.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0fddkaPI/AAAAAAAAARY/Plf5WLYNGdA/s320/16.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0k_RmlAI/AAAAAAAAARg/pA0jFSsEwHY/s1600/17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0k_RmlAI/AAAAAAAAARg/pA0jFSsEwHY/s320/17.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3707390831857925035?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3707390831857925035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3707390831857925035' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3707390831857925035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3707390831857925035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/06/saklkoyu-kimse-bulmasn.html' title='Saklıköy&apos;ü kimse bulmasın...'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TA_0l-lwapI/AAAAAAAAARo/6Hoosfkln90/s72-c/Picture+014.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5376249792162987404</id><published>2010-06-06T10:14:00.001+03:00</published><updated>2010-06-06T10:16:03.652+03:00</updated><title type='text'>Hey June don't make me down...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TAtLH2ky-II/AAAAAAAAAOI/D-tGjZSRyxQ/s1600/bavul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TAtLH2ky-II/AAAAAAAAAOI/D-tGjZSRyxQ/s320/bavul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Pazar gunu gunu, kendimden beklenmeyecek bir performansla erken kalktim, cunku bu gun iki ayagim bir pabucta bir gun. Yarindan itibaren bir hafta Saklikoy'de bir egitim icin kapanmis olacagim, hay bin kunduz!Hemen ertesinde ise, bir suredir ozleminden icimin yanip tutustugu yegenlerim Aras ve Kuzey'e kavusmak icin İzmir'e kosacagim, annemin yasemin kokulu balkonunu cok ozledim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz gelince aklima zeyno, hande, betul ve tugce ile yaptigimiz geleneksel Kas tatilleri geliyor. Kas ne sahane bir yerdir.. Tatil yapma fikrinden nefret eden, gezmeyi bir 19. yuzyıl fantazisi adleden ve siradan kisilerin aklinin ermeyebilecegi bazi kaniksanmis ciftsel normlarin disinda seyreden sevgililik muessesesine sahip insanlar olarak Kas tatilleri hem guzel hem de yalniz gecmeye mahkumdur. Benimki ile bir kez mi iki kez mi ne gittik, adam otelde oturup cerez yiyip mac seyretti. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaz hem yogun bicimde yogasal faliyetlere vurmus oldugumdan hem de&amp;nbsp;calisma temposundan Haziran sonrasinda Kas'i ruyamda gorurum gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'den donusumun direk Ankara'ya olacak olmasi ve Ankara'daki uc gun sonrasinda İstanbula lutfen 4 gun kadar donup Bolu'ya Kampa gidecek olmam&amp;nbsp;ile Temmuz ayi geliveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyecegim o ki, simdi bir bavul hazirlamak icin panikleme zamani. Bu rota boyunca gereken herseyi yanima almak icin dusunup plan yapmaliyim. Evden uzakta olma hissi, hic de hosuma gitmiyor. Hosuma giden tek kisim annemi ve yegenlerimi kucaklayacak olma hissi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Butun bu yogunluk arasinda sanal iletisime zaman ayirabilecegimi sanmam. Yani meydani bos birakiyorum, haydi hucum!:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu Pazarlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5376249792162987404?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5376249792162987404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5376249792162987404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5376249792162987404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5376249792162987404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/06/hey-june-dont-make-me-down.html' title='Hey June don&apos;t make me down...'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TAtLH2ky-II/AAAAAAAAAOI/D-tGjZSRyxQ/s72-c/bavul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-6947198875593761216</id><published>2010-05-25T13:36:00.011+03:00</published><updated>2010-05-26T13:29:59.471+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Redd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orjinal Yoga Sistemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Softcore'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga Kampı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bursa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yalova'/><title type='text'>Geçip gidiyor günler.. Ama güzel geçiyor..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Günler çok hızlı geçiyor. Zamandan bağımsız yaşamanın hissini yakaladığınız zaman hangi günde olduğunuzun, kaç yaşında olduğunuzun ve içinde bulunduğunuz yılın filan hiçbir anlamı kalmıyor. Pek çoğumuz bizi zamanla kısıtlayan işler içinde koştururken aslında bundan özgürleşebileceğimizin farkında değilken Pazartesilerden nefret ediyor, Cumaları neşeleniyoruz. Oysa her gün sadece bir gündür. İnsan 9-5 bir işte çalışırken bu tempoda çalışmayan biriyle olmak zordur, belki bilirsiniz. Tüm cumartesi pazarlar çuvala girer, biri erken yatarken biri sabaha dek bilgisayar başında yazıp çizer.. Bu temposuzluğun içinde uzun uzun yıllar aslında zamana bağımlı bir hareket tarzı geliştirdiğimi farkettiğim&amp;nbsp;günden beri&amp;nbsp;beri uyku saatim, şehirdeki gezme saatim, şehir dışına gezme saatim, cuma, cumartesi gibi durumlardan bağımsız nefis bir ahenk yakaladım, evrildim bir nevi.&amp;nbsp;Zaten asla saat takmayan biriyim çocukluğumdan beri, anladım ki mesele enerjik olabilmekte. Yani deliye her gün bayram bir nevi. E onun için de Yoga yapıyoruz, daha ne. Hem de ne biçim yapıyorum, her gün her gün.. ayda bir kamplara gidip kuşlarla, çam ağaçlarının içinde yapıyoruz, onun dışında da Yoga Academy şubeleri heryerde! Pazartesi Nişantaşı'na, Salı Etiler'e Çarşamba Çiftehavuzlara, Perşembe ve Cumartesi yeniden Etiler'e koşturuyorum. Hafta sonu dışında üniversiteden her yöne ulaşım imkanı olduğu için rahatım, biniyorum, pıt iniyorum. Amacım mümkün olduğu kadar çok Akif Hocayla çalışmak, o yüzden o hangi şubelerde ders veriyor ise onu izliyorum. Bir de eğitmen adayı olduğum için başlangıç derslerine de katılmak zorundayım, ki başlangıç çalıştırmayı da öğreneyim. Uzun süre bu yoğun çalışma devam edecek. Eğitmen olduktan sonra da uygun şubede bazı başlangıç derslerini akşamları ben vermeye başlarım belki. Bu kadar çok koşturunca başka şeye vakit kalmıyor gibi gelebilir size, ama hayat benim için artık iş çıkışı değil de Yoga dersi çıkışı saat 10:00 pm sonrası başlıyor ki, hiç de fena değil. Herşeye ve sevdiklerime zamanım var, sadece aylaklık etmeye zamanım kalmadı:) &amp;nbsp;Akif Manaf, kişiye gerçek bir anahtar sunan olağanüstü biridir, gün geçtikçe nasıl bir kaynakla buluştuğunuzu anlayıp neşelenirsiniz. Yoga dediğimiz şey, "haydi şimdi de lastikler gibi esniyoruz"dan ibaret bir durum değil, öyle çalışmalar yapıyoruz ki, kendinizi görmeye başlayınca ve başka boyutların farkındalığı geliştikçe o ana dek hiç yaşamadığınızı, daha doğrusu amma da çok "zannederek" yaşadığınızı anlıyorsunuz. Ego, başımızın belasıdır. Ego derken, kendini üstün görme filan değil bu, ego dediğin kendinizi zannettiğiniz herşeydir. Kendinizi iyi bir anne, iyi bir sevgili, iyi bir evlat, iyi bir arkadaş ya da her ne zannediyorsanız, sadece öyle zannediyorsunuz. Öyle değilsiniz demiyorum, ama daha fazlasısınız, görmediklerinizsiniz de. Burada yazsam destansı olacak, ama şunu diyorum; kendinizi tamamen görebilseniz, bu pek de hoşunuza gitmeyebilir. Hoşunuza gitmeyecek şeyleri görmeme durumu egodur mesela. Ve bunun kendinizi sevmek ya da sevmemek ile hiçbir ilgisi yok. Neyse işte bu Paramahamsa Akif Manaf. Paramahamsa Kuğu demek, Kuğu ise süt ile suyu karıştırup verdiğinizde suyu sütten ayırabilecek tek hayvandır ve bu isim bir mertebe olarak gerçek&amp;nbsp;Yoga Üstadlarına gerçekYoga Üstadları tarafından verilebilir. Etrafta kendine guru diyen ve dolanan Sahaja Yoga bilmemnesi çakma öğretmenlerden söz etmiyorum. Gerçek bir öğretmeni, onunla karşılaştığınızda anlarsınız. Anlamasanız da olur ya aslında, neyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_z07fiG5QI/AAAAAAAAAOA/KmqRUxMlS9U/s1600/paramahamsa.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_z07fiG5QI/AAAAAAAAAOA/KmqRUxMlS9U/s320/paramahamsa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Evet ne diyordum; ha tamam.. Bu ay 19 Mayıs tatilini de bahane ettim, iki gün daha birleştirdim beş günlük şahane tatil oldu. tatilin ilk kısmında Bursa vardı, Bursa güzel bir şehirmiş.. Yoga Academy Bursa Çekirge'de ve Otantik Otel'de şahane bir organizasyon yaptı.. Pıtır pıtır yağan yağmurun altında çimlerin kokusunu içimize çekerek Muladhara çakra çalışması yaptık, Muladhara yani Kök çakrası. Bir şey yapmanız gerekmiyor, Orjinal Yoga Sistemi'nde zaten her Asana yani duruş, bir çakra düzeyinde iyileşme, çözülme&amp;nbsp;yaratıyor, biz iki haftada bir yeni bir düzeye geçiyoruz, yani kök çakrasından başlayarak tepeye dek çıkıyoruz. Bu arada her çakra düzeyi çalışılırken sadece bazı asanalar değişiyor, Yoga yapmak için bunları bilmeniz, ya da bir şeye inanmanız şeyetmeniz gerekmez. Nike ne demiş; Just Do it! Bir de Master Yoda ne demiş; Do not Try, Do! There is no try! Neyse, Otantik otel Botanik parkın içinde çok süperimsi bir yerdeymiş. Heryer yemyeşil. Orada yoga yaptığımız yer işte böyle bir yerdi: &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_uao8dGESI/AAAAAAAAAMo/DP_rv7egvNs/s1600/Picture+032.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_uao8dGESI/AAAAAAAAAMo/DP_rv7egvNs/s320/Picture+032.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bursa'da olup bu blogu okuyanlar Çekirge'de Yoga Academy'de deneme dersine gitmek için saniye beklemesinler. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Neyse Bursa'da güzel yerler gördüm, bunlardan biri de Irgandı Köprüsü. Küçücük bir yer, geçmişte çok daha etkileyici olduğuna eminim, şimdi küçük küçük dükkanlar var, sanat evleri filan var içinde. Cafe mafe olsa kesin patlardı, şimdi pek ziyaretçisi yok. Ama Irgandı güzel, en azından tarihin bir kısmı halen canlı. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ubbGyNbtI/AAAAAAAAAMw/bh-7oDBqpr8/s1600/Picture+050.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ubbGyNbtI/AAAAAAAAAMw/bh-7oDBqpr8/s320/Picture+050.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Diyeceksiniz ki, gide gide buraya mı gittin.. Yoo. Uludağ'a da gittim. Hemen söyleyeyim, her dağ ilkbaharda ayrı güzel. Yeşilin her tonu vardı. Oteller bölgesi iğrenç, üst üste pis pis binalar.. Ama&amp;nbsp;Mayıs'ın güneşli&amp;nbsp;gününde bile&amp;nbsp;dağın karlı görüntüsü şahaneydi, ve ben zemheri zürafaları gibi çıkmıştım, beyaz keten bir gömlek, resmen dondum. Yine de bu fotoyu çektiğim an hava mis gibi kokuyordu, etrafta bir allahın kulu yoktu, çünkü hafta içiydi ve şırıl şırıl sular akıyordu her yerden. Doğada olmak, her mevsim güzel, etrafta insan olması pek güzel değil. Çünkü insan olunca arkasında pet şişesi oluyor, plastik poşeti oluyor, mangal külü oluyor.. Kaymak için Uludağ'a hayatta gitmem, zaten kayma delisi biri değilim ama Alp Dağlarında kaymış biriyim ve bu yüzden de söyleyeyim ki nerede insan orada pislik var. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;Özellikle bizim ülkede hiç tereddütsüz. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ucUsCy6QI/AAAAAAAAAM4/pTfDM73qRik/s1600/DSCN9004.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ucUsCy6QI/AAAAAAAAAM4/pTfDM73qRik/s320/DSCN9004.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_uctlhKPZI/AAAAAAAAANI/Hz1_xDhlClM/s1600/DSCN9033.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_uctlhKPZI/AAAAAAAAANI/Hz1_xDhlClM/s320/DSCN9033.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Burası da maaşı bırakıp geldiğim Koza han. Iphonum yanımdayken hayat güzel, hele şimdi Güneş sağolsun, yeni yeni foto programları öğrendim, çek çek yayınla. Bunlar Iphone ile çekilmedi de aşağıda gelecek bir tane. Bekleyin...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bursa'dan sonra Yalova'ya kampa gittim. Orada Ankara, İzmir, Bursa, İstanbul'dan gelen Yoga Academy öğrencileri birleşti. Otel Yalova Thermalium otel, şahane bir yerde. Etrafı dağlarla ve ormanla çevrili, inanılmaz bir manzaraya bakıyor. Yalova'da iki günde sabah ve akşam Yoga yaptık, 4 çakra çalışması, en son Vishudda yani siz anlayın Boyun çakrası çalıştık. Önemli bir çakramızdır, rengi mavi. Boynumdaki fular gibi. Birine bir şey anlatmak isteyip de anlatamadığınızda, ağlamak isteyip içinize attığınızda boğazınız mı düğümleniyor? Birine bir şey anlatmaya çalışırken sesiniz kısılıyor, boğazınız mı ağrıyor.. Tiroid hastalıklarınız ve durmadan boğaz enfeksiyonunuz mu var? sorumlusu bu çakra düzeyindeki blokajlar. Tamam uzaydan gelmiş gibi konuşuyorum, da boşverin. Çalıştıkça onlar çözülecek, onlar çözüldükçe neler neler göreceksiniz. Valla deli değilim. Gördüğünüz gibi mutlu bi insanım. Görün işte:&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ueIieb93I/AAAAAAAAANQ/VkyY4O326Ew/s1600/DSCN9319.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ueIieb93I/AAAAAAAAANQ/VkyY4O326Ew/s320/DSCN9319.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Kamplarda çalışmaları genellikle dışarıda yaparız. Fakat bu kez bir çalışma sırasında sırılsıklam ıslandık, matlarımızdan sular aktı. Yine de o kadar şahaneydi ki kimse yerinden kalkmak istemedi. Yüzüme yağmur ve rüzgar vururken Akif Hoca'nın derin gevşemeden bizi çıkaran sesi ile kendime geldim "çıkıyoruz".. Ertesi gün içerideydik. Bu sanırım sabah seansı. Uyanınca japon gibi oluyorum, gözlerim küçük de. O da bu hal. Otelin salonu...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ufIcmtPFI/AAAAAAAAANY/kheKNQljOX0/s1600/DSCN9354.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ufIcmtPFI/AAAAAAAAANY/kheKNQljOX0/s320/DSCN9354.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Bunlar benim çok sevdiklerim. Öndeki Dilşen, İzmir Yoga Academy çiçeği burnunda eğitmeni. Elinde makina olan Ülküş, ben ona öyle diyorum; İzmir Karşıyaka Yoga Academy'nin yöneticisi ve eğitmeni. Arkada Gülşen'i görüyorsunuz, İstanbul'da birlikte Yoga yaptığımı süper arkadaşım.. Bu insanlarla birlikteyken hep çok neşeliyiz, bu da yağmur öncesi, daha ıslanmamışız ama Ülkü hoca önlemini almış:)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_utjHB6sVI/AAAAAAAAAN4/0vAlnHUu_TE/s1600/29318_1379567943505_1661103681_903151_5494694_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_utjHB6sVI/AAAAAAAAAN4/0vAlnHUu_TE/s320/29318_1379567943505_1661103681_903151_5494694_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Anantasana&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ufqqF2K7I/AAAAAAAAANg/_pUskqIYssI/s1600/manzara1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_ufqqF2K7I/AAAAAAAAANg/_pUskqIYssI/s320/manzara1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Alın bakalım, otelin manzarası. Yaşasın yeni Iphone uygulamaları. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bu arada bir softcore yaşandı ve bitti. Tabi ki maaile oradaydık, şahane bir konserdi. Hepsiyle gurur duyuyorum, hepsini çok seviyorum, ama izin verirseniz iki tanesini ayıracağım. Doğan ve Güneş, Redd'in isminin bile olmadığı günlerden bu günlere nasıl bir yolculukla geldiklerini en iyi bilenlerden biri olarak haklı biçimde göğsümü kabartıyorlar. Nice şahane konserlere. Bu arada aşağıya bir fotoğraf daha çakıyorum, Barış'la bu tarz ilk fotomuzu sanırım Redd'in ilk albüm tanıtımında Stüdyo Live'da çektirmiştik. O günlerden bu günlere sevgimiz baki. Hadi size mutlu haftalar. Akvarumunuzda size başarılar diyecektim ama bu Doğan'a ait bir şarkı sözü, üstelik de hepimiz direk Okyanus insanıyız, akvaryumu kendinin ne olduğunu göremeyen fanilere bırakalım. Kucaklarım. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_un0wfg27I/AAAAAAAAANo/QAk5zzeE1cc/s1600/DSCN8910.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_un0wfg27I/AAAAAAAAANo/QAk5zzeE1cc/s320/DSCN8910.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_un6j5_KWI/AAAAAAAAANw/6r7CsnHV_Vw/s1600/DSCN8826.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_un6j5_KWI/AAAAAAAAANw/6r7CsnHV_Vw/s320/DSCN8826.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-6947198875593761216?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/6947198875593761216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=6947198875593761216' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/6947198875593761216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/6947198875593761216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/05/gecip-gidiyor-gunler-ama-guzel-geciyor.html' title='Geçip gidiyor günler.. Ama güzel geçiyor..'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S_z07fiG5QI/AAAAAAAAAOA/KmqRUxMlS9U/s72-c/paramahamsa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1633718096816972342</id><published>2010-05-10T22:55:00.001+03:00</published><updated>2010-05-10T22:58:34.726+03:00</updated><title type='text'>O test mi? O ne içindi?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S-hlX0Q2LxI/AAAAAAAAAMY/NEITS0g_BYk/s1600/hasta_igne_enjektor.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S-hlX0Q2LxI/AAAAAAAAAMY/NEITS0g_BYk/s200/hasta_igne_enjektor.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Doktora gittiğinizde istediği testlerin ne için olduğunu sorun. &lt;br /&gt;Basit bir kontrol için gittiğim hastaneden çıkarken bana "sigortanız x,y,zetti" testlerini ödemedi 250 TL hanımefendi dediler. Ödedim. Sonra sormak aklıma geldi neymiş o sigortanın ödemediği testler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni yakın zamanda sezeryanla bir oglan dogurmus muamelesine tabi tutan doktorun güzelliğiymiş. Dogum sonrası komplikasyon için x, efendim bilmemne olabilir mi diye y testi yaptırmış bana doktor. İnanılır gibi degil degil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa doktorlar bir test yapmadan bunu açıklama mecburiyetine sahip, en azından!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası Türkiye, en jilet hastanelerde bile oluyor böyle kayıt kuyut hataları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da günün&amp;nbsp;anısı olsun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1633718096816972342?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1633718096816972342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1633718096816972342' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1633718096816972342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1633718096816972342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/05/o-test-mi-o-ne-icindi.html' title='O test mi? O ne içindi?'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S-hlX0Q2LxI/AAAAAAAAAMY/NEITS0g_BYk/s72-c/hasta_igne_enjektor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1747969179083050357</id><published>2010-05-03T09:42:00.000+03:00</published><updated>2010-05-03T09:42:24.470+03:00</updated><title type='text'>Utthita Eka Padasana</title><content type='html'>O kadar Yoga Yoga dedim, bu gün sizler için bir Asana fotografımı koyuyorum; Utthita Eka Padasana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuzdur; Yoga duruşları sadece fiziksel kondisyon içeren ve esnemek için yapılan hareketler degildir, her duruş enerji bedeninizde bir çakraya yönelik özel etkiler içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun:&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S95wJpYCuOI/AAAAAAAAAMQ/VpQQ4F8zCOo/s1600/Utthita+Eka+Padanasa+2v.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S95wJpYCuOI/AAAAAAAAAMQ/VpQQ4F8zCOo/s320/Utthita+Eka+Padanasa+2v.JPG" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1747969179083050357?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1747969179083050357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1747969179083050357' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1747969179083050357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1747969179083050357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/05/utthita-eka-padasana.html' title='Utthita Eka Padasana'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S95wJpYCuOI/AAAAAAAAAMQ/VpQQ4F8zCOo/s72-c/Utthita+Eka+Padanasa+2v.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-335555900079225716</id><published>2010-04-28T11:06:00.003+03:00</published><updated>2010-04-28T11:15:57.555+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orjinal Yoga Sistemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga Kampı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Antalya'/><title type='text'>23 Nisan süperimsi geçti!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Uzun zamandir bloga elimi atamadım. Hayatımın en yoğun yıllarından birini geçiriyorum desem yeridir; ne bir şey okumaya, ne ayakları uzatıp kahve keyfi yapmaya zaman yetiyor. Yazma çizme işlerini biraz daha ciddiye almaya karar verdiğimden beri ona düzenli vakit ayırıyorum, bir kitap editi ile uğraşıyorum, üniversitede çok yoğun çalışıyorum ve şimdi artık Yoga Eğitmen Adayı olduğum için neredeyse tüm zamanımı pratik ve teorik çalışmalara ayırıyorum. 23 Nisan tatilinde tüm sevdiklerim bir yerlere doğru koştu desem yeridir; birileri Almanya'daydı, bazıları yakın yörelere koştular, kimisi de Sapanca'da, Bursa'da turladı, diğerlerinin dediğine göre Cunda anababa günüydü, Kemeraltı gibi.. Ben de koşa koşa Antalya'ya Yoga Kampına gittim. Şahaneydi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Orjinal Yoga Sistemi uygulamaları öyle zırt yogası pırt yogası gibi uydurmasyon varyasyon çalışmalara, sadece fiziksel kondisyon ve dünyevi zihin&amp;nbsp;üzerine odaklanmış bazı sonradan türeme yöntemlere&amp;nbsp;benzemez. Hem fiziksel beden hem de ruhsal konulardaki çalışmaları içerir ve almak isteyen kişiye sunulan bir anahtar gibidir; bu sistemle çalışabileceğiniz yegane merkezler Yoga Academy merkezleri. Merkezlerin yerlerine ve diğer bilgilere Yoga Academy web sayfalarından ulaşabilirsiniz. Yoga Academy'de eğitmen olabilmek için&amp;nbsp; uzun bir eğitimden geçmeniz gerekir; hem teorik hem pratik uygulamalardan sınava alınırsınız ve bu süre kişinin tamamen kendisine bağlı bir gelişim süreci sonucu belirlenir. Yani super köprü kurabilen ve başının üstünde durabilen, şahane zayıf ve esnek kadınlar/erkekler şu kadar zaman sonra yoga hocası olurlar kavramı Yoga Academy'lerde gecerli degildir. İyi bir egitmen olmak icin Yoga'nin 8 basamaginda ilerleme amacı içinde olmak gerekir; bu basamaklardan biri diğerinden ayrı değildir ve birinde uzmanlaşmak diğerinde eksik kalmak gibi bir yol mümkün de değildir. Biraz ders gibi yazıyorum ama neymiş efendim bu 8 Basamak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Yama (Kontrol) Evrensel eylem Kontrolü&lt;br /&gt;2-Nyama(Kesin Kontrol) Kişisel Eylem Kontrolü&lt;br /&gt;3-Asana (Duruş) Vücut Kontrolü&lt;br /&gt;4-Pranayama Enerji Kontrolü&lt;br /&gt;5-Pratyahara ( Geri Çekmek) Duygu Kontrolü&lt;br /&gt;6-Dharana ( Konstantrasyon) Zihin Kontolü&lt;br /&gt;7-Dhyana ( Meditasyon) Ego Kontrolü&lt;br /&gt;8-Samadhi (Süpermeditasyon) Bilinç Kontrolü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orjinal Yoga Sistemi'ndeki çalışmalar bu basamakların hepsini içermektedir. Ne sadece vücut duruşlarına ne sadece zihne ne de sadece enerji çalışmalarına odaklanmaktadır. Bu basamakların hepsini içermeyen herhangi bir sistem, kişiye sadece kısa vadeli yararlar sağlayabilir, uzun vadede sahip olduğunuz hastalıkların, duygusal durumların, zihinsel karmaşanın geri geldiğini anlarsınız. Orjinal Yoga Sistemi kişiyi içe döndüren bir sistemdir; ama dış dünya bağlantısını yitirmeden. Bu uygulamalar sayesinde zaten özünüzde&amp;nbsp;hep varolan farklı yeteneklerinizin uyandığını görmek de heyecan verici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim işte 23 Nisan tatilinde ben de Antalya'da Yoga Kampındaydım. Sincapların koşuşturduğu ormanlarda günde iki kez çalışma yapmak, sonra deniz, sonra dostlarım şahaneydi. Hem çok eğlendik, hem de çok güzel çalıştık, bir sonraki kamp Yalova'da, öncesinde de Bursa Yoga Academy'de çalışmada olacağım. Dört gözle bekliyorum, bir de softcore konserini de dört gözle bekliyorum, mutluyum, neşeliyim, seviyorum, eskiden tamamlanmak hissini bilirdim, ama şimdi bütünleşmek ne demek onu da biliyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyan herkesi kucaklarım... Bunca uzun yazıdan sonra şu fotolara da bakın içiniz açılsın, kalbinize neşe saçılsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9fq8qCiFOI/AAAAAAAAAME/UPJkJ0BkXcU/s1600/yoga3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="273" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9fq8qCiFOI/AAAAAAAAAME/UPJkJ0BkXcU/s320/yoga3.jpg" tt="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Ormanda Çalışma&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9frBdJTTtI/AAAAAAAAAMI/PSH3xcmiMAQ/s1600/yoga1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="308" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9frBdJTTtI/AAAAAAAAAMI/PSH3xcmiMAQ/s320/yoga1.jpg" tt="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Elimizde matlar yoldayız...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9frEINDg9I/AAAAAAAAAMM/BJDK6trWMqE/s1600/yoga2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9frEINDg9I/AAAAAAAAAMM/BJDK6trWMqE/s320/yoga2.jpg" tt="true" width="289" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Asanalar kitabındaki o duruş nasıldı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-335555900079225716?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/335555900079225716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=335555900079225716' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/335555900079225716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/335555900079225716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/04/23-nisan-superimsi-gecti.html' title='23 Nisan süperimsi geçti!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S9fq8qCiFOI/AAAAAAAAAME/UPJkJ0BkXcU/s72-c/yoga3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1966736106348859802</id><published>2010-04-01T12:41:00.000+03:00</published><updated>2010-04-01T12:41:50.588+03:00</updated><title type='text'>Ha bir de böyle bir şey oldu</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.altzine.net/alttema/paranoya/260-kasmpati"&gt;http://www.altzine.net/alttema/paranoya/260-kasmpati&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1966736106348859802?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1966736106348859802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1966736106348859802' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1966736106348859802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1966736106348859802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/04/ha-bir-de-boyle-bir-sey-oldu.html' title='Ha bir de böyle bir şey oldu'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1038021965195670936</id><published>2010-03-31T11:16:00.001+03:00</published><updated>2011-04-25T13:35:28.305+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuzey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aras Elmasoglu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardeş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeğen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzmir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyanın bütün çocukları'/><title type='text'>Günün fotoğrafı</title><content type='html'>Bu günün kafamdaki ve kalbimdeki fotoğrafı bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aras benim yeğenim. İnsanın kendisinden iki yaş küçük olsa da çocuğu sandığı kardeşinin çocuklarının olması hissi acayip bir his. Aras'ı çok seviyorum, çok özlüyorum. Göbek bağını da İzmir'den getirip Boğaziçi Üniversitesi'ne gömdüm, çocuk ileride burnumun dibinde olsun, n'olur n'olmaz!&lt;br /&gt;Bu resimde küçüktü daha, şimdi 3 yaşını bitirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7L-TD1fG2I/AAAAAAAAALk/SxJ8tP_9SpI/s1600/arascik5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7L-TD1fG2I/AAAAAAAAALk/SxJ8tP_9SpI/s320/arascik5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7L_d1aRoYI/AAAAAAAAALs/G0iVvt7hT48/s1600/huspin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7L_d1aRoYI/AAAAAAAAALs/G0iVvt7hT48/s320/huspin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İnsanın kardeşinin beyazlayan saçlarına şahit olması da başka bir karmaşık his, ya biz daha dün 5 yaşında değil miydik? &lt;br /&gt;Kardeşim bu hayatta en değerlimdir, kaç yaşında olursa olsun, halen kendisinin hayatın kötülüklerinden korumaya çalışmak gibi bir hissiyatım var.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7MCti55T9I/AAAAAAAAAL0/NICNe1vOHoo/s1600/Picture+075.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7MCti55T9I/AAAAAAAAAL0/NICNe1vOHoo/s320/Picture+075.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Bu da küçük Kuzey. Aras'ın kardeşi. Onu da çok özlüyorum. Şimdilik pufi elleriyle mandallarla oynayan bört dişli bir tavşan kendisi. Bu gün de böyle ailesel bir romantizm içine girdim ama idare edin. Cuma gecesi İzmir'de hepsini kucaklıyor olacağım diye seviniyorum. Üstelik anne dolması gibisi de yoktur, turpotu salatasını da İstanbul'da bulamıyorum zaten. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;Bütün çocuklar küçük tatlı hamurlar gibiler, nasıl yoğurursanız.. Dünyanın bütün çocuklarını seviyorum, hiçbiri ağlamasın, hepsi mutlu olsun, aydınlık bir gelecekleri olsun, hepsi sevilsin, korunsun istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Şimdi sokağa çıkınca ilk gördüğünüz çocuğu benim için öpün, içimden geldi. Benim üniversite kampüsünde 18'den küçük bulmam zor oluyor da...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1038021965195670936?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1038021965195670936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1038021965195670936' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1038021965195670936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1038021965195670936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/03/gunun-fotograf.html' title='Günün fotoğrafı'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S7L-TD1fG2I/AAAAAAAAALk/SxJ8tP_9SpI/s72-c/arascik5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-1604787109858993178</id><published>2010-03-14T01:19:00.007+02:00</published><updated>2010-03-15T10:18:07.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mercek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mikroskop'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güneşli hayat'/><title type='text'>Ordan, burdan, şurdan...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wV6I0wmZI/AAAAAAAAAKU/X54OxGeV5DA/s1600-h/100_9257.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wV6I0wmZI/AAAAAAAAAKU/X54OxGeV5DA/s320/100_9257.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarı açınca derlenip toparlanmamış klasörlerden fırladı bunlar üzerime..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yağmıştı, çok mutlu olmuştum. 2003 yılında Etiler'den Anadolu yakasına taşınınca ödüm kopmuştu, bu yakaya kar düşmez, az yağar ben de karsız kalırım diye.. Sanırım bu fotoğraf 2004 kışı. Çok güzel yağmıştı, sekiz gün filan işe gidememiştik, benim çalıştığım yer biraz uzak da... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wWrw1q9cI/AAAAAAAAAKc/k4KOrvh6Fy8/s1600-h/IMG_0092.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wWrw1q9cI/AAAAAAAAAKc/k4KOrvh6Fy8/s320/IMG_0092.JPG" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;Deniz severim ben çok. Tekne severim. Hoş, bu biraz büyüktü. Normal standartlarımız kuzenlerimle kendi kendimize kullandığımız 10 metreyi mümkünse geçmesin yelkenliler. Tıkılmayı ve gece deniz üstünde yapacak sıfır şey olunca sıkılmayı seviyorum. Bu fotoğraf bir sabaha karşı 2007 yazında sabah 05:30 civarı çekilmişti, Göcek'ten Marmaris'e tam yol ileri.. Bir tek ben ayaktaydım, bir de kaptan.. Yaz gelse de denize girsek..&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wXZj9SxII/AAAAAAAAAKk/qCd-PDpk5Jw/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC021.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wXZj9SxII/AAAAAAAAAKk/qCd-PDpk5Jw/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC021.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Mikroskobum var benim. Arkadaşım Eylem sayesinde bir hayalime kavuşalı sanırım en az 3 yıl oluyor.. Sosyal Bilimler ruhumun çatlak aralıklarından mikrobiyoloji sevgisi pırtlıyor. Öyle önüme ne gelirse bakıyorum; kan, çiçek, böcek, küf, mantar... Mikroskop başka bir dünyaya açılan kapı.. Çok seviyorum. Lamlarım var,&amp;nbsp;lamellerim de var..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wYH77KTuI/AAAAAAAAAKs/eMkByqEmYY4/s1600-h/Image(153).jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: right; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wYH77KTuI/AAAAAAAAAKs/eMkByqEmYY4/s320/Image(153).jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;Adı Hassan. Yurt dışı bir konferans dönüşü Dubai'den evlatlık alınıp hediye getirilmişti bana. Hassan evde hep başucumda durur. Ben söylersem gerginlik yaratabilecek şeyleri sevdiklerime&amp;nbsp;bazen Hassan söylüyor, çok da komik söylüyor. Beyaz bir keten elbisesi var ve kahverengi çırpı bacakları. Dünyanın bütün çocuklarını seviyorum:)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wY9XAnBGI/AAAAAAAAAK0/W1Gt8tKCbQo/s1600-h/Picture+086.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wY9XAnBGI/AAAAAAAAAK0/W1Gt8tKCbQo/s320/Picture+086.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Iphone en iyi fotoğraf makinelerinden biridir. İster inanın ister inanmayın. Hem zaten iyi fotoğraf çekmek için önce göz lazım, sonra iyi bir mercek..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wZm-XmUII/AAAAAAAAAK8/sawHl2SbAqs/s1600-h/mozaiksel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wZm-XmUII/AAAAAAAAAK8/sawHl2SbAqs/s320/mozaiksel.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Şu mozaiklere bir bakalım, sonra yine üzerini kapayalım.. Yazık ne çok aşınmışlar.. Kış tarihi&amp;nbsp;eserler için de zorlu bir sınavdır bazen..Ama en kötüsü insan.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5waDLQYlhI/AAAAAAAAALE/1v2p6Ma_rS8/s1600-h/ayval%C4%B1k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5waDLQYlhI/AAAAAAAAALE/1v2p6Ma_rS8/s320/ayval%C4%B1k.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Ben çektim, oldu. üstelik photoshopum bile yok. Bir de o olsa, destansı albümler yaratıcam. Ayvalık burası. Ege'nin baharını severim..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5waYMLD-iI/AAAAAAAAALM/pM85ifTd32U/s1600-h/tarlalar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5waYMLD-iI/AAAAAAAAALM/pM85ifTd32U/s320/tarlalar.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Doğanın henüz bitmediği yerlere kısa da olsa yolculuklar yapmak, insana kendi doğasının tükenmez renklerini anımsatıyor. Hepimiz şehirlerde gittikçe solan rengarenk renklere sahibiz... Hayat soldurmasın renklerimizi, hep parıldayalım istiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wbBiPNb-I/AAAAAAAAALU/GE5rLTIVimE/s1600-h/k%C3%B6yvecocuklar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wbBiPNb-I/AAAAAAAAALU/GE5rLTIVimE/s320/k%C3%B6yvecocuklar.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Çocuk severim, köpek severim, ormandır, tarladır severim...Hepsi birleşince çok neşeleniyorum. Bu da o günlerden biri..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wbsH6oywI/AAAAAAAAALc/Rqu9U_Enkdk/s1600-h/akandere.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wbsH6oywI/AAAAAAAAALc/Rqu9U_Enkdk/s320/akandere.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;"İnsan bazen kaybolmak ister kendi kendine kalmayı özler.. " Her insan; tek olsun, çift olsun, yalnız kalmayı ister. Ben hep kalabalıklarda büyüdüm, yurtlarda yaşadım, hep insanlarla dolu oldu hayatım.&amp;nbsp; Yalnızlığın değerini, iki kişilik hayatlarda da yalnız kalmanın gereğini ve bu yalnız geçirilen azıcık zamanların bile ilişkilerin dinamiğini farklılaştırdığını 30 yaşımdan sonra öğrendim. Biz olmak çok güzel, ama birey olmayı da yakıp yıkmadan yaşamak gerekiyor. Bu kayada yatarken tek duyduğum ses akan nehrin sesiydi, ve kuşların sesi. Bin tane şeyi arka arkaya düşündüm, en çok da yaşamak ne şahane bir şey, insan olmak eğri büğrü yanlarımıza, defolarımıza, zayıflıklarımıza rağmen ne şahane bir şey diye düşünmüştüm. Bunu böyle bir kayada yatmasam da sık sık düşünüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;New Balance ayakkabılar dünyanın en rahat ayakkabıları. Burada ayağımda olanlar da ne güzel di mi? Siz iyi göremiyorsunuz ama mor. Parçalanana kadar giyeceğim. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;İyi geceler,&amp;nbsp; bahar geliyor mu artık ne..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-1604787109858993178?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/1604787109858993178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=1604787109858993178' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1604787109858993178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/1604787109858993178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/03/ordan-burdan-surdan.html' title='Ordan, burdan, şurdan...'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S5wV6I0wmZI/AAAAAAAAAKU/X54OxGeV5DA/s72-c/100_9257.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5888736588792921406</id><published>2010-02-17T14:00:00.003+02:00</published><updated>2010-02-17T14:08:43.721+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ege Zeybeği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dodge'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzmir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YSE'/><title type='text'>Böyleydi benim çocukluğum II.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3uxSlUiROI/AAAAAAAAAJs/uAEhbjWhYw4/s1600-h/kucukpinar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3uxSlUiROI/AAAAAAAAAJs/uAEhbjWhYw4/s320/kucukpinar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe çapam, benim en değerli şeylerimden biriydi. Bir de şimdi bu fotoğrafta siyah beyaz görünen kırmızı çoraplarımı unutamıyorum . Bu fotoğraf, güneşli mutlu bir kış günü çekilmişti. Şimdi hiç sevmem takıştırmayı; ama o zaman bu boynumdaki kolyeyi hiç çıkarmazdım; üstü sıyrılmış, sarı altın renginde, topa benzeyen bir istridye kabuğu, ortasında da bir küçük çan, en sevdiğim kıyafetlerimi süslerdi. Fotoğraftaki saçım annemin deyimiyle "evlatlık" gibi. Çok uzun ve ince telli saçlarım, henüz yeşil sabundan başka bir şeyin olmadığı yıllarda her banyo sonrası birbirine dolanır, açılmayan düğümler haline gelirdi. &amp;nbsp;Bu yüzden babam bir&amp;nbsp;gün delirmiş, eline&amp;nbsp;makası alp beni önüne oturtmuş,&amp;nbsp;saçlarımı kendine göre bir modelde kesmişti. Taranırken ağlamayayım diye. Bizim Bllendax'ın mavi şişedeki şampuanlarına geçişimiz 70'li yılların sonundadır. Saç demişken, o yıllarda yeni kesilen saçlarımla "horoz ibiği" diye dalga geçen canım kuzenim Adnan Elmasoğlu'nu da burada şefkatle anıyorum. Birbirimizle ilişki tınımız aradan geçen 30 yıla rağmen hiç değişmedi..&lt;br /&gt;Babam, o zamanlar YSE diye anılan, bizden sonraki nesillerin hiç bilmediği devlet dairesinde çalışırdı. Yol, su, elektrik.. Bütün yaptıkları Ege bölgesini karış karış gezerek, yolu, suyu ve elektriği olmayan köylerde çalışmalar yapmak, köyü ya yeni bir yola, ya ilk kez elektriğe ya da suya kavuşturmaktı. Bu yüzden şimdi ismini anımsamadığım şöför bir amca ile ve Sarı bir Dodge kamyonet ile karış karış Ege’yi gezerdi babam. Biz buna “araziye gitmek” derdik. Babam sıkça araziye giderdi. Döndüğünde anneme hiç görülmedik bir çiçek, yabansı bir bitki, bize de meşhur yöresel bir tatlıyı filan getirirdi. Bir sabah uyandığımda başucumda bulduğum Afyon kaymağı kutusunu ve ağzıma üç tane attıktan sonra uykuya devam ettiğimi, uyanıp yeniden iki tane daha yediğimi ve o kaymağın tadını hiç unutmuyorum. Nedense böyle detaylar zihnimde o kadar canlı duruyor ki, bazen düşününce sevineyim mi üzüleyim mi bilemez oluyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3u887YyWmI/AAAAAAAAAJ0/lTg5MZvToKY/s1600-h/dodge+kamyon.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3u887YyWmI/AAAAAAAAAJ0/lTg5MZvToKY/s320/dodge+kamyon.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Artık kullanılmayan Dodge Kamyonet ve YSE'nin arazi ekibi. Ortada Oturan deri ceketli olan babam..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arazi adamı olan Babam, bitkileri çok iyi tanırdı. İlkbahar geldiğinde elimizde torbalar, peşi sıra kırlara dökülürdük. Babam bana tek tek otları tanımayı öğretti, hangisinin kökünün yeneceğini, hangi bitkinin neye yararlı olduğunu öğretti. Plastik çizmelerimize bulanmış toprak, torbamızda bir dolu ot ve bahar kokusu ile eve geri dönerdik.. Cebinde bir çakısı olurdu babamın, ıslık çalarak bizi peşinden sürüklerdi. Bazen güzel yontulmuş bir söğüt dalı hediye ederdi bize. Oyun oynarken kullanalım diye değil, çalıların içinden yürürken sopayı kullarak çalıları kenara itelim, kendimize yürüme yolu açabilelim diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün babam araziye gidiyordu yine. Beni de götürmeye karar verdi. Denizli’ye gitmek için sıcak bir yaz gününde yola çıktık. Dodge kamyonun önünde oturuyorduk babamla. Bana kolunu sarmış, camın kenarına oturtmuştu. Yaz günü esen rüzgarla nefes almaya çalışıyorduk, yanaklarım babamın kolunun üzerine sarkmış, pencereden dışarıyı; dağları, ağaçları seyrediyordum. Sonra birden yolun tam ortasında bir yerde şöför önemli bir belgeyi yanına almayı unuttuğunu söyleyiverdi.Çok sıcaktı, geri dönmek ve sonra o yolu tekrar almak küçük ben için zor olacaktı ve beni şimdi görseniz Allahın dağı diyeceğiniz bir yerde bir köy kahvesine bıraktılar. Babam “burada muhtar amcayla otur” dedi. “Biz gelene dek yerinden ayrılma”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çınar ağacının altına köy kahvesinin verandasına oturdum. Sarı kamyonun gözden kaybolmasını izledim. Ağacın üzerinde cır cır böcekleri bütün güçleriyle bağrışıyorlardı. Kalabalık değildi etraf. Yaz günü başlarında el örmesi berelerle oturan yaşlı amcalar vardı bir iki. Muhtar amca bana halen en sevdiğim içecek olan oraletten ikram etti. Durmadan önüme baktım. Önümdeki toprağın üzerinde yürüyen karıncıları seyrettim, onlara oraletten damlalar verdim, sanırım sevmediler. Orada cırcır böceklerini ve çay bardağına vuran kaşık sesleri dışında hiç sesin olmadığı bir köy kahvesinde sessizce oturup babamı bekledim. Hiçbir şey konuşmadım, hiçbir şey sormadım. Beni şimdi tanıyanlar inanamaz belki ama ben çok az konuşan bir çocuk oldum, ince yapılı ama yanakları şişik, &amp;nbsp;çoğunlukla sessiz ama neşeli bir çocuktum. Sanırım annem işten ayrılana dek çok az konuştum. Konuşmaya, durmadan konuşmaya ve yazmaya başlamam ilkokul’un başına rastlıyor. Öncesi buğulu hayaller..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3vRuw3hWCI/AAAAAAAAAJ8/4tEG0C60GCg/s1600-h/ege2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3vRuw3hWCI/AAAAAAAAAJ8/4tEG0C60GCg/s320/ege2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Elinde bira şişesi ile gülümseyen babam..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Babamın sarı kamyonetinin karşında göründüğü an hissettiğim sevinç ve rahatlamayı anımsıyorum. Sonra yol boyunca camdan içeri arılar girdi, arada su içmek için durduk. Durduğumuz yerlerde hep az haneli köyler vardı, köylüler YSE arabalarını çok severdi, belki onlar için medeniyeti taşıyan arabalar gibi olduklarından.. Kaç kez köylülerin babama tarlalarına gelen suya karşılık toprak hediye etmek istediklerini, hayvan hediye etmek istediklerini, bir köy evini bize vermek istediklerini anımsıyorum. Babam hep gülümserdi; fakat açık havada kurdukları sofralarda yemek yemeğe hayır demezdik. Yemeğin bir yerinde biri bir Ege türküsü söylemeye kalkar, Ege insanı değil mi, efeliği tutan kalkıp oynamaya başlardı. Babam da katılırdı onlara. Ege türkülerinde Efeler gibi dans etmeyi Ege köylülerinden öğrendim. O yüzden şimdi nerede bir Ege havası duysam, yaşımın, eğitimin, sosyal çevremin, üstümdeki kıyafetin ya da bize yakıştırılan statü klişelerinin bir tanesini bile umursamam, eğer havamdaysam, ortaya çıkıp dizimi yere vurarak bir Efe Türküsüne eşlik etmekten hiç gocunmam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3vbvleD0MI/AAAAAAAAAKM/TFkGXgof_hk/s1600-h/egeefesi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3vbvleD0MI/AAAAAAAAAKM/TFkGXgof_hk/s320/egeefesi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Soldaki dizini yere vuran babam.. Sağdaki ise köyde bir amcaydı işte, anımsamadığım...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu aşağıdaki youtube linkinde bazı bölümler çok hoşuma gitti, paylaşmak için buraya koyuyorum.. Youtube açamayanlar &lt;a href="http://www.navige.com/"&gt;http://www.navige.com/&lt;/a&gt;adresinden bilgisayar ayarlarını yapabilirler. Navige uzun zamandır kullandığım ve çok güvenilir bir sitedir, gönül rahatlığı ile browserlarınıza ayarları yükleyebilirsiniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte link;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=lLb5kL0t_mA"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=lLb5kL0t_mA&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5888736588792921406?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5888736588792921406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5888736588792921406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5888736588792921406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5888736588792921406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/02/boyleydi-benim-cocuklugum-ii.html' title='Böyleydi benim çocukluğum II.'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S3uxSlUiROI/AAAAAAAAAJs/uAEhbjWhYw4/s72-c/kucukpinar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-5398273759250249924</id><published>2010-02-04T14:28:00.004+02:00</published><updated>2010-02-17T10:01:18.078+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orjinal Yoga Sistemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uçmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Padawan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güneşli hayat'/><title type='text'>May the Force be with you!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S2q1R48LXQI/AAAAAAAAAJc/AxB-4bpr5_s/s1600-h/u%C3%A7anp%C4%B1nar.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S2rba5zmXkI/AAAAAAAAAJk/HOyoV5mMAXw/s1600-h/u%C3%A7anp%C4%B1nar.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S2rba5zmXkI/AAAAAAAAAJk/HOyoV5mMAXw/s320/u%C3%A7anp%C4%B1nar.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uçuyorum!&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son zamanlarda Jedilik müessesesinde epey bir ilerleme kaydettim. Doğrusu, yıllardır var olan, bana ucundan kenarından kendini hissettiren potansiyelimin açıkça ve anlamlı biçimde ortaya çıkıyor olmasından nasıl mutluyum bilemezsiniz. Düzenli yoga uygulamaları inanılmaz yararlı, ama yoga derken etrafta sıkça rastladığınız vırt yogası cırt yogası filan gibi bir çalışmadan söz etmiyorum. Spiritürel çalışmaların suyunu çıkaran her önüne gelen konuda enerjisel ahkam kesen, kaynağı yanlış, bilgisi ve uygulaması eksik, ne olduğu belirsiz bir dolu uygulamadan da söz etmiyorum. Sanskritçe alınmış isimlerden, insan uydurması mantraları gece gündüz terennüm etmekten, mistik saçmalamalar içinde yuvarlanan, farkında olmadan zihin ve enerji alanımıza zarar veren hurafelerden de söz etmiyorum. Gerçekten aradığınızda, sizin için en doğru yol karşınıza çıkıyor. Jedilik eğitimi kolay değil, epey bir yüzleşme, anlama, idrak süreçleri geçiriyorsunuz, bazı teknikler sizi hem geçmiş yaşamlarınızdaki hem de bu yaşamdaki olaylara götürüyor; bu yaşamda fiziksel olarak sahip olduğunuz bir hastalığın nedenini, kendinize neler ettiğinizi, başkalarının size neyi neden yaptığını anlıyorsunuz. Bu çözülme hem çok zor, hem de ulaştığınız noktada mutluluk diye tanımlayabileceğiniz hal kolay bozulamayan, dıştan değil içinizden kaynaklı ve sabit bir hale işaret ediyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazı insanlar kapalı havalarda mutsuz olduklarını söylerler, ben hep Güneş içindeyim:) Kalbimde herkes için çokça sevgi var. Sahip olduklarımdan mutluyum, hayatın bana sunduklarına bakınca hep çok güzel şeyler görüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Jedilik müessesesi zor bir süreci içeriyor ama her zaman karizmatik ve ciddi duruşlu olmaya gerek olmadığını hemen&amp;nbsp; söylemeliyim. Bu dünyada herkesin içinde çocukluk, neşe, oyuncu bir yan var, herkes sevgiye ihtiyaç duyuyor ve kucaklanmaktan hoşlanıyor. Dış dünyaya karşı üzerimizde taşıdığımız "imaj"lar, kendimize sosyal bir alan açmak-yaratmak, var olan alanlara dahil olmak, tutunmak için kendi kendimize diktiğimiz kılıflardır. Nasıl algılnmak istediğimiz, bu algıya hizmet etmek için yaptıklarımız çoğunlukla kendi özümüzdeki gibi şeyler olmayabilir. Kimin bizi nasıl gördüğü ve toplumda nerede durduğumuz, sosyal kimliklerimiz ve imajlarımızı çok da umursamıyor olduğumuz noktada sadece kendimiz gibi varolabiliyoruz, bu kimliklere hizmet etmek için yaptığımız şeylerin çoğu egolarımızın yansımaları oluyor, biz bunları egolarımıza hizmet için besliyoruz, ediniyoruz ve kurtulamıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkes bir parça zayıftır, herkesin çok yumuşak bir yanı vardır, çok köşeleri olan birinin içinde bile bir daire saklanır:) Kim olduğumuz, nasıl davrandığımız ve değer verdiğimiz şeyler insanlara, olaylara ve durumlara göre değişmediğinde,&amp;nbsp; kimliğimiz belli bir çevrenin beğenisi ve onayı için şekillenmediğinde, bazı insanlara bir yanımızı, bir diğerine diğer yönümüzü, bazılarına sadece tek bir halimizi göstermek değil de; onaylanmayı beklemeden, önemsenmeyi istemeden, dışımızdaki kalıplara hizmet etmeden, tek bir benlik içinde ve olduğunuz gibi davrandığınızda sizden dışarıya taşan gerçekten çok "insani" bir şeyler oluyor. Ve bu şey, topluca ve gittikçe kaybettiğimiz bir şey.&amp;nbsp; İnsani olan durumlardan sıyrılıp yerine "karizma"lar ekliyoruz. Boş yere.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kim tarafından nasıl algılandığım ve neler yakıştırıldığım kısmıyla ilgilenmiyorum. Ben her ortamda ve durumda, herkesin karşısında ve yalnızken de tek bir "ben" olarak varım, bu bütün halimden dışarıya taşan en baskın şey sevgidir. Beni yakından tanıyanlar bunu iyi bilir. Bu hal inanılmaz bir Jedi gücüdür, her zaman başınızı dik tutma gücü, her zaman yükselen bir ivme ile yaşama değer katma gücü, sahip çıkma gücü, bırakma gücü, paylaşma ve destekleme gücü. Sevmek, egodan bağımsız, bin kaplan gücünde bir enerji kaynağıdır, sevdiğiniz sürece mutlu olmak için çırpınmanız gerekmez. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir şovalye var içimde beni koruyan. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güç sizinle de&amp;nbsp;olsun! &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;not: yukarıdaki fotoğraf photoshop filan değil.. Terlik tabanlarıma bakınca gerçekten havada durduğumu göreceksiniz:)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-5398273759250249924?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/5398273759250249924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=5398273759250249924' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5398273759250249924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/5398273759250249924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/02/may-force-be-with-you.html' title='May the Force be with you!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S2rba5zmXkI/AAAAAAAAAJk/HOyoV5mMAXw/s72-c/u%C3%A7anp%C4%B1nar.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-7046768391804012992</id><published>2010-01-24T20:27:00.005+02:00</published><updated>2010-02-17T10:02:48.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kar manzarası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eternal Sunshine of the spotless mind'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boğaziçi Üniversitesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kar'/><title type='text'>İzmirliyim, kar gördüm!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yOzwIZkdI/AAAAAAAAAIU/Hpqg4YvIxR0/s1600-h/kardapinar12.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yOzwIZkdI/AAAAAAAAAIU/Hpqg4YvIxR0/s320/kardapinar12.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S11JAzyOZCI/AAAAAAAAAJE/TK2upOBKgrw/s1600-h/kardapinar14.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S11JAzyOZCI/AAAAAAAAAJE/TK2upOBKgrw/s320/kardapinar14.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPVEpUBZI/AAAAAAAAAIk/ovzQ37AaFJU/s1600-h/kardpinar16.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPVEpUBZI/AAAAAAAAAIk/ovzQ37AaFJU/s320/kardpinar16.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Kayabiliriz, düşebiliriz, herşey mümkün..&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S11JKHwu-gI/AAAAAAAAAJM/knMWRWcnF2I/s1600-h/kardapinar17.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S11JKHwu-gI/AAAAAAAAAJM/knMWRWcnF2I/s320/kardapinar17.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPN6DrHaI/AAAAAAAAAIc/chSpl6AHNOQ/s1600-h/kardapinar9.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPN6DrHaI/AAAAAAAAAIc/chSpl6AHNOQ/s320/kardapinar9.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Bu da Yoga Academy'deki arkadaşlarım için bir poz:)) Yalova Yoga Kampına ön hazırlık:)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPq_FKSDI/AAAAAAAAAI0/ihuiGeodjYY/s1600-h/kardapinar11.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yPq_FKSDI/AAAAAAAAAI0/ihuiGeodjYY/s320/kardapinar11.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Bilimler Enstitüsü, Boğaziçi Üniversitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yP1guwgFI/AAAAAAAAAI8/7olWJtWfa7U/s1600-h/kardapinar6.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yP1guwgFI/AAAAAAAAAI8/7olWJtWfa7U/s320/kardapinar6.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Karda Boğaziçi Üniversitesi hep şahanedir. Neşeli bir gündü. Yanımdaki arkadaşlarımdan beni 18 yaşımdan beri tanıyan biri, hasta hasta karlara atladığımı görünce şöyle dedi "izmirlisin ve kızsın, arızaların olması normal" bunu günün sözü ilan ettim...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-7046768391804012992?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/7046768391804012992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=7046768391804012992' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7046768391804012992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/7046768391804012992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/izmirliyim-kar-gordum.html' title='İzmirliyim, kar gördüm!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1yOzwIZkdI/AAAAAAAAAIU/Hpqg4YvIxR0/s72-c/kardapinar12.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-4882879317423634917</id><published>2010-01-21T10:59:00.009+02:00</published><updated>2010-02-17T10:18:56.883+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocukluğum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='119 sokak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eski mahalle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzmir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Neşe'/><title type='text'>Böyleydi benim çocukluğum I.</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ben çocukken, tek katlı, önünde ve arkasında kocaman bahçesi olan bir evde oturuyorduk. Ön bahçemiz küçüktü ama leylak ağaçları vardı her yerde. Bir de kocaman salkımsöğüt ağacı. Güzel kokan mor menekşelerimiz açardı kışın, uzun zamandır öyle mor menekşe görmedim. Menekşelerin etrafında ters çevirerek toprağa gömmek usulüyle renkli şişelerden yaptığımız renkli bahçe peysajı, güneş vurduğunda pırıl pırıl parlardı.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gLvrRw70I/AAAAAAAAAHU/ZixJlf8ZNZM/s1600-h/tara0135-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gLvrRw70I/AAAAAAAAAHU/ZixJlf8ZNZM/s320/tara0135-2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;em&gt;Bu fotoğraftaki annem. Bu evde kuzenim Adnan ve Emel'in yaşadığı ev. Hemen karşısında bir iki ev ötede bizimki vardı..&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Arka bahçemiz daha büyüktü ama, mevsimine göre ekip biçerdi babam. Topraktan çıkan yer elmasının tadını çok iyi hatırlıyorum. Hava ne zaman izin verse hemen bahçeye fırlardık, amcamın kızından bana geçen solgun pembe lastik çizmelerim vardı, ne kadar toprağa bulansam korkmazdım. Elimde çapa ile babamın gösterdiği yerleri çapalardım, küçük kardeşim de peşimden gelirdi. Toprağa yatıp iki tane kocaman şeftali ağacının üzerinde biten yeni tomurcuklanmış çiçekleri uzun uzun seyrederdim, tek derdimiz marullarımızı kemiren solucanlardı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Arka bahçemizin arkasından uçsuz bucaksız orman ve yemyeşil kırlar başlardı. Tam da masallardaki gibi şırıl şırıl akan bir dere ve hemen yanında “deli kızın evi” denilen bir terkedilmiş ev vardı, girmeye korkulan. Sıcak yaz günleri durmadan pikniğe giderdik, her hafta sonu tüm öğünleri ayrı bir ağacın altında yerdik, o günlerde her zaman ama her zaman akan derenin yanında oturup o eve bakar, girmeyi hayal eder ama korkudan hep vazgeçerdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Arka bahçeye açılan yerde kocaman bir balkon, kocaman balkona açılan kocaman ışıklı bir odamız vardı. O odada ben, babaannem ve kardeşim yatardık, her biri ışık içindeki divanların üzerinde babaannemin ördüğü renkli motifli yün örtüler olurdu. Okuldan geldiğim zaman bir divanın üzerine uzanıp yüzümü güneşe dönüp nasıl da huzurla bahçenin sesini dinlediğimi anımsıyorum, siyah bir köpeğimiz vardı adı Pinki. Bahçeye gelen kuşları kovalayan kocaman neşeli bir hayvandı. O günlerden aklımda kalan en acılı hatıralardan biri hece tablosunun bir türlü ezberleyemediğim Ce harfli sarı sayfalarını hüngür hüngür ağlayarak bir divanın üzerinde çözmeye çalıştığım, ama bahçeden seslenen babamın o sayfa bitmeden bahçeye inmemi yasakladığını bağırdığı gündür, üzerinden otuz yıl geçmiş o günün sarı sayfalı hece tablosunu tüm canlılığı ile anımsıyorum; ca ce cı ci co cö cu cü. Böyle öğreniyorduk ya biz okumayı; heceler, fişler… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Babaannemin yatağının altında hep bir bavul, bavulun içinde de sakladığı ayvalar olurdu. Çamaşırları güzel koksun diye hep ayva saklardı bavulunda, arada açıp tek tek aşırır, sonra da farkedilince bastonuyla beni sokak kapısından dışarıya kovalardı.Oturduğumuz mahallede her ev birbirinin aynı olan tek katlı evlerdi, bahçelerin arasında sınır yoktu çoğu zaman. Genellikle yemek saatleri aynı zamanlara denk gelirdi, bir komşumuz balkonda yemek yemeye başladığında peş peşe herkes birbirine sofrasında ne varsa gönderirdi, upuzun bir mahallede yan yana bahçelerde, balkonlarda dizilmiş açık hava yemekleri ile kocaman bir aile gibiydik gerçekten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gQWVKdkfI/AAAAAAAAAHc/bainJJSdpQQ/s1600-h/tara0232.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gQWVKdkfI/AAAAAAAAAHc/bainJJSdpQQ/s320/tara0232.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Sıradan bir günün piknik hali. Önde kucağında bebekle oturan annem, kucağındaki de kuzenim Adnan. Arkada siyah baş örtülü babaannem..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Herkesi herzaman gülümserken&amp;nbsp; anımsıyorum..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Küçükken “evde hayvan gezsin” diye bir saplantım vardı; annem “kızım zaten bahçe hayvan dolu ne yapacaksın evde hayvanı” diye sorsa da, “evde hayvan gezsin!” diye kendimi yerlere fırlattığım zamanlardan bir günün sonrası okuldan eve geldiğimde babaannem ve annemi halının üzerine uzanmış gülmekten kriz geçirirken bulunca çok şaşırmıştım. Bu şaşkınlığımı başka bir şok dalgası izlemişti; babaannem bana on tane civciv almış ama civcivler evin içini pisletmesinler diye de hepsine ince kadın çorabından külotlar dikmişti. Hayvanlar vücutlarında böyle yabancı bir şeye alışık olmadıkları için bellerine kadar çekili bu malzeme ile yürümeyi beceremiyor, iki adımdan sonra yana devriliyorlardı. Evde hayvan geziyordu sonunda, bir sürü garip akrobat civciv... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bu gün karlı bir günde kampuse gelirken önce yüzümü güneşe çevirip uyuduğum renkli divanları hayal ettim, sonra peşpeşe çocukluğumun güzel anları üşüştü kafama. Sahip olduğum için çok şanslı olduğum sevgi dolu bir anne, insanın sevdikleri için neler yapabildiğinin olağanüstü bir örneği olan çok sevgi dolu bir baba, bir sürü renkli aile üyesi, çiçekler, hayvanlar ve bol coşku hatırlıyorum. Bazen, çocukluğumdaki doğayla bir olma hissini, babamı, ikinci el mono bir teybe şarkılar kaydederek geçirdiğimiz akşamları, bahçedeki salkım söğüt ağacını aniden çok özlüyorum. Pembe çizmelerimin yerini de, bahçedeki yerelmasının tadını da hiçbir şey tutmuyor. Elimizde bir torba jetonla uzaktaki akrabalarımızı, muhtemelen onların mahallesindeki tek telefondan bayram tebriği için aradığımız günlerden, elimizde iphone ile gezinip, şırıl şırıl akan dere kenarlarında papatyalara uzanarak hayal kurmak yerine üç boyutlu filmlerde kendimizden geçtiğimiz bir insanlık hali, bazen bana hiç doğal gelmediği gibi, mutlu da gelmiyor&lt;/span&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gRnTnfYzI/AAAAAAAAAHk/JOc5fAdkwnw/s1600-h/pinar1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gRnTnfYzI/AAAAAAAAAHk/JOc5fAdkwnw/s320/pinar1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Bu hüzünlü biçimde harita tutan kız benim. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Önde şiir okuduğum bir sırada ortasında &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;elektrik kesilmiş, sesim çıkmamıştı, &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;kenarda harita tutar vaziyete geçtiğim için de çok üzülmüştüm..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Heryerin beton olduğu, insanların bir avuç toprağı satın almak için milyarlar döktüğü, heryerimizden fışkıran teknolojinin hislerimizi körelttiği, haberleşme kanallarının birbirimizi anlamayı yavaşlattığı, göz göze bakarak anlaşmayı yok ettiği, sevgiyi eksilttiği, paylaşmayı azalttığı, var olmak için yok etmek kaynaklı hareketin her yerimizi sardığı bu zamanlarda kömür sobasının sesini, leylakların kokusunu, tenekeyle satılan Marmaris çam balının yoğun tadını çok özlüyorum bazen. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gSZK1qHLI/AAAAAAAAAHs/EOVrTQQFNt4/s1600-h/tara0005-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gSZK1qHLI/AAAAAAAAAHs/EOVrTQQFNt4/s320/tara0005-2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Önce kaydıraktan kayan babam. Her zaman neşeli bir adamdı. Elli yaşında öldü, ölürken de bana "üzülmüyorum demişti, sadece sizinle daha çok zaman geçiremedim bu hayatta diye hayıflanıyorum" Bana bir gözüm ağlarken diğerini güldürmeyi babam öğretti. Ve tüm zorlukları ile hayatı sevmeyi..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Sonra bir ara, o zamanlar YSE denilen kurumda çalışan babamın, beni sarı Dodge kamyonette yanına katarak götürdüğü arazi maceralarını, kır kahvesi görüntülerini de yazacağım. Anımsadıkça yazmak güzel. Bizin çocukluğumuzun geçtiği yerlerde; İzmir’de şimdi yeğenim Aras apartmanlar arasında ve bir karış toprağı parklarda plastik kaydırakların arasında görüyor, henüz üç yaşında ve İphone üzerinde onlarca oyun indirebiliyor, telefonumun kamerasını yalayarak ve bubble programının çalışacağını sanıyor ve bana “sen Turkcell çekim gücüsün” diyor. Teknolojinin çocuklar üzerindeki yaratıcılığı diz boyu…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gTWRbKtYI/AAAAAAAAAH0/CUlcTGE68jU/s1600-h/tarama+(11)-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gTWRbKtYI/AAAAAAAAAH0/CUlcTGE68jU/s320/tarama+(11)-1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;em&gt;Bu bizim mahalle. Fotoğrafta görünenler arasında artık hayatta olmayanlar var. Buna av k&lt;/em&gt;&lt;em&gt;öpeği Lisa da dahil.. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gWFKWLs4I/AAAAAAAAAH8/J3hyKxV7U_4/s1600-h/tarama+(9).jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gWFKWLs4I/AAAAAAAAAH8/J3hyKxV7U_4/s320/tarama+(9).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Ciciannem, Gaye abla, kardeşim ve ben.. Bizim arka balkon, köpek yavrularını ellemek istemediğimi anımsıyorum.. Yüzümden de belli &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;em&gt;zaten..Sonradan çok sevmiştim.&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gWwy9PhNI/AAAAAAAAAIE/BNx28Znq7dQ/s1600-h/pinar1.yasgunu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gWwy9PhNI/AAAAAAAAAIE/BNx28Znq7dQ/s320/pinar1.yasgunu.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;em&gt;Birinci yaş günüm..&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gW_gWTfHI/AAAAAAAAAIM/OawrfQm5KgM/s1600-h/Image(342).jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gW_gWTfHI/AAAAAAAAAIM/OawrfQm5KgM/s320/Image(342).jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Sanırım ben 5 kardeşim de 3 yaşında iken... Babamın bu gömleğini çok severdim, annemin elbisesi pembeydi. Saçımdaki tokayı zorla takmışlardı hiç hoşuma gitmemişti..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-4882879317423634917?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/4882879317423634917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=4882879317423634917' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4882879317423634917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4882879317423634917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/boyleydi-benim-cocuklugum-i.html' title='Böyleydi benim çocukluğum I.'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1gLvrRw70I/AAAAAAAAAHU/ZixJlf8ZNZM/s72-c/tara0135-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-3567946458611393588</id><published>2010-01-19T12:46:00.000+02:00</published><updated>2010-01-19T12:46:45.404+02:00</updated><title type='text'>Affet Bizi Hrant, Affet Bizi...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1WNZrtOK1I/AAAAAAAAAHM/v-u6GZEKgYI/s1600-h/1301-hrant_dink.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1WNZrtOK1I/AAAAAAAAAHM/v-u6GZEKgYI/s320/1301-hrant_dink.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-3567946458611393588?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/3567946458611393588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=3567946458611393588' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3567946458611393588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/3567946458611393588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/affet-bizi-hrant-affet-bizi.html' title='Affet Bizi Hrant, Affet Bizi...'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S1WNZrtOK1I/AAAAAAAAAHM/v-u6GZEKgYI/s72-c/1301-hrant_dink.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-4677113361432863862</id><published>2010-01-12T13:19:00.003+02:00</published><updated>2010-01-15T22:57:19.962+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiddet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vejeteryanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mezbaha'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='et yemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahimsa'/><title type='text'>Ahimsa!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ahimsa yani şiddetsizlik.. Günümüz insanının en büyük sorunu zihinsel, fiziksel ve sözsel anlamda sürekli şiddet içinde yaşaması, sürekli şiddet üretmesi, şiddete maruz kalması. "Ahimsa" sadece "öldürmemek" anlamını taşıyan bir şiddetsizlikten söz etmez; bilerek ya da bilmeyerek kendimize ve başkalarına uyguladığımız her cins şiddetten kaçınmayı içerir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İnsan tavir ve düşünme şekli, bilinç frekansının ve zihinsel niteliğinin bir neticesidir. Düşük bilinç ferkansındaki insan şiddet içeren eylemlere yatkındır ve başka canlıların acılarına duyarlı değildir. "&amp;nbsp; Yani Bilinç düzeyi yükseldikçe insan şiddetten kaçınmaya başlar. Bu şiddet halinin içinde kendi bedenimize yaptığımız kötülüklerden tutun da başkalarına zihinsel ya da sözsel düzeyde uyguladığımız her türlü şiddet var. Bu gün çok az insan, bu bedenin yaşamı mükemmel kılmak için korunması, kötüye kullanılmaması, özen gösterilmesi üzerine düşünüp öyle davranıyor. Yediklerimiz, içtiklerimiz ve kullanılan zararlı maddelerin insan bedenini nasıl bir çöplüğe dönüştürdüğünü düşünün.. Tüm bunları hissetmek insanı hayatta sadeleşmeye itiyor; eylemlerde-sözlerde ve yaşamda sadeliğe. Kendini gerçekten seven birinin durmadan zararlı besinler tüketerek yaşaması ya da keyif verici zararlı maddelerden haz alıyor olması şu an bana gerçekten imkansız görünüyor. Sigaranın ciğerine kapladığı zift katmanını bilerek sigara içmekten zevk duymak çok da mümkün değil sanırım. Aslında hem kendimize hem de başkalarına uyguladığımız şiddet hali, bilincin farklı düzeydeki arızalarından, belki hamlıktan kaynaklanıyor. Bu gün bu konuda bu kadar laga luga etme nedenim konuyu et yemeye bağlamak. Önce buyrun;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0xVbDu8DEI/AAAAAAAAAG8/BxjZeL4alxk/s1600-h/mezbaha3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0xVbDu8DEI/AAAAAAAAAG8/BxjZeL4alxk/s320/mezbaha3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. Koyunlar mezbahaya girmekten çok korkarlarmış. İçerideki kan ve acıyı bizim hissetmediğimiz biçimde hissediyor oldukları için belki de, bir koyunu mezbahanın kapısından sokmak hep çok zormuş. Bunun için öncü bir koyun kullanırlarmış. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bir koyunu mezbahanın ön kapısından sokarlar sonra arka kapısından sağ salim çıkarırlarmış. Bunu gören diğer koyunlar kendilerine de bir şey olmayacağını farzederek içeriye girmeye razı olurlarmış. Razı olarak ya da zorla girdikleri kapının diğer yanından dürüm ve köfte olarak çıkıyor olmaları hissi size ne kadar iç ferahlatıcı geliyor bilmem; ama tüm duyularım aynı şeyi söylüyor; insan yaşamak için hayvan öldürmek zorunda değildir. Üstelik korku ve acı bulaşmış bir hayvan cesedini yemek, insan ruhuna kesinlikle iyi ve güzel gelen bir şey değil. Siz farketmeseniz de et yiyerek biriken toksik maddeler hem bedeninizi hem de zihninizi o hayvanların korkuları, acıları ve&amp;nbsp;de insana son derece uyumsuz enerjileri ile kirletiyor. İnsan aslında et yiyerek hem şiddete ortak oluyor, hem bedenine şiddet uyguluyor,&amp;nbsp;hem de şiddet konusunda kendini besliyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0xXQeJAfPI/AAAAAAAAAHE/akx07nhNGvE/s1600-h/mezbaha.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0xXQeJAfPI/AAAAAAAAAHE/akx07nhNGvE/s320/mezbaha.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;" Her canlı eşit derecede yaşama hakkına sahiptir" ve insanoğlu et yemeden de gayet yaşayabilir durumda iken kendi zevki için hayvanları katledip durmaktadır. Kuru köfte patates çocukken en sevdiğim şeylerden biriydi; salçalı et ve püre de insanın açken ağzını sulandıran bir besin maddesi gibi görünüyor değil mi? Et yemeyi sevmediğimiz için bırakmak dışında aslında tüm bu ilkesel görüş içinde bazen sevdiğimiz halde vazgeçmek de gayet değerli bir davranış, zaten bir süre sonra eğer tüm evrendeki canlılar ile bir arada uyum içinde bir his geliştirebilirseniz bir hayvanın cesedinden yapılmış bir besin maddesini tüketmeyi asla istemiyorsunuz. Et yememek zannedildiği gibi insan sağlığını olumsuz etkileyen bir şey filan değil. İnsan sağlığını asıl olumsuz etkileyen sevgisiz yaşamak; böyle yazınca arabesk gibi duyulsa da sözünü ettiğim sevgi sadece aşka dair bir durum değil. kendinizi, insanları, hayvanları ve bitkileri sevmeden yaşıyorsanız farkında olmadan kendinize edeceğiniz en büyük kötülüğü yapmaktasınız zaten. Başkalarını sevmek için onların sizin istediğiniz gibi olmalarını beklemek de hayattaki en felaket tuzaklarımızdan biridir. Buradan açılarak yazılacak o kadar çok şey var ki kendime fren koyuyorum. Demek istediğim herhangi birine "humanist" demek son derece zırva bir durumdur. Varlığımızın, &amp;nbsp;tüm evreni sevmek ve eşit davranmak üzerine kurgulanmış ruhlarımızın farkına vardığımızda insancıl olma kavramına kahkahalarla gülmemiz gerekiyor; tabi ki insancıl biriyim, ya daha ne olacağıdı? :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herneyse, buradan geçmiş zamanlarda yiyip içme vasıtasıyla acılarını bedenime geçirdiğim tüm hayvan ırklarından ve hem sözel hem de zihinsel anlamda şiddete maruz bıraktığım tüm sevdiklerimden özür diler hepinizi sevgiyle kucaklarım. Yalnız yüzüme hapşırmayın, domuz gribi var bi şey var, maske takın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ahimsa!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;not: tırnak içindeki cümlesel alıntılar Akif Manaf'ın Yoga nedir? Ne değildir? kitabından. Bir nevi başucu kitabı. İçinde dileyen için süperimsi bilgiler mevcut.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-4677113361432863862?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/4677113361432863862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=4677113361432863862' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4677113361432863862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4677113361432863862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/ahimsa.html' title='Ahimsa!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0xVbDu8DEI/AAAAAAAAAG8/BxjZeL4alxk/s72-c/mezbaha3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-4056233777631040123</id><published>2010-01-08T11:53:00.001+02:00</published><updated>2010-01-08T11:55:10.126+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pop Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Drowning Girl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roy Lichtenstein'/><title type='text'>Oh Pop Art!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b5Qt0sPiI/AAAAAAAAAFs/qOk8lmxSb6o/s1600-h/popart-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b5Qt0sPiI/AAAAAAAAAFs/qOk8lmxSb6o/s320/popart-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sanat akımlarından çok azının heyecanlandırdığı bünyemi en çok sarsan akımdır Pop Art. Herhangi bir pop art çalışmanın bünyemde yarattığı sarsıcı etkiye öldürücü darbeyi Roy Lichtenstein indirir, İsviçre'de bir galeride sanatçının orjinal eserlerini gördüğümde bana bir orjinal Lichtenstein hediye edenin kırk yıl kölesi olabileceğimi sesli dile getirmiştim. Fikrim değişmedi..1923 doğumlu Roy Lichtenstein bana göre bir dahidir; eserlerini kendi deyimiyle "mümkün olabildiğince yapay" diye tanimlayan kendisi, bu gün dünyanın geldiği yapay noktanın şahidi olabilseydi, eserlerinin ne kadar "gerçek" olduğundan hayıflanır mıydı bilmem. Objelerin mümkün olduğunca kişiliksizleştirildiği pop art akımının pek çok önemli isminin hakkını bir yana koyalım, Lichtenstein'in her bir eseri bana göre aşırı kişliliklidir; şimdi burada gördüğünüz "drowning girl" tablosu ile hissettirdiği şeyin gerçekliği bir yana bana göre halen üstüne bir nokta daha konulamamış eşsiz bir eser bu. Bu arada Lichtenstein'in eserlerinde en çok çizgi roman öğelerini çalışmıştır; konuşma balonları, benday noktacıkları da eserlerinin kimliğini oluşturan önemli noktalardır.&amp;nbsp; İşte Drowning Girl:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b-T2NbV4I/AAAAAAAAAF0/HJaNGYyP9Pk/s1600-h/lichtenstein-drowning.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b-T2NbV4I/AAAAAAAAAF0/HJaNGYyP9Pk/s320/lichtenstein-drowning.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Beni çok etkileyen bir kaç örneği ard arada dizeceğim; Lichtenstein benim için gelmiş geçmiş en muhteşem Pop Art sanatçısıdır, sırf bu yüzden Andy Warhol'a sinir oluyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b-ytvkpsI/AAAAAAAAAF8/_V3KPe4zdgg/s1600-h/roy_maybe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b-ytvkpsI/AAAAAAAAAF8/_V3KPe4zdgg/s320/roy_maybe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b_io9qpII/AAAAAAAAAGE/7UraARqS94M/s1600-h/thekiss.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b_io9qpII/AAAAAAAAAGE/7UraARqS94M/s320/thekiss.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;The kiss.. Çok güzel değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b_qduNb1I/AAAAAAAAAGM/-V98XwZ6q24/s1600-h/30.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b_qduNb1I/AAAAAAAAAGM/-V98XwZ6q24/s320/30.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Bu arada piyasada değeri yeni bilinen pop art malzemesi, tüketiciye tshirt, mont, kemer, çanta olarak dönüyor, suyunu çıkarmadan sevdiğim şeyleri üzerimde taşımaktan mutluyum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Şimdi son olarak buna da bakın; içiniz açılsın ve güne devam..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0cAi4zxtgI/AAAAAAAAAGU/PpXwyU9ZCr8/s1600-h/Roy-Lichtenstein-Forget-It--Forget-Me--1962-133898.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0cAi4zxtgI/AAAAAAAAAGU/PpXwyU9ZCr8/s320/Roy-Lichtenstein-Forget-It--Forget-Me--1962-133898.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-4056233777631040123?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/4056233777631040123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=4056233777631040123' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4056233777631040123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/4056233777631040123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/oh-pop-art.html' title='Oh Pop Art!'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0b5Qt0sPiI/AAAAAAAAAFs/qOk8lmxSb6o/s72-c/popart-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3571677006468185936.post-606139685129705506</id><published>2010-01-06T11:42:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T11:49:32.856+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Caravaggio'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Death of Virgin Mary'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koimeis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kariye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meryem&apos;in Ölümü'/><title type='text'>Koimesis-Meryem'in Ölümü</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RXbLPieRI/AAAAAAAAAE8/pnr1y0SHaVE/s1600-h/koimesiskariye.jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RXbLPieRI/AAAAAAAAAE8/pnr1y0SHaVE/s200/koimesiskariye.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;Özellikle Kariye'deki Koimesis; Meryem'in ölümü tablosu benim için her zaman nefes kesici ikonografi örneklerinden biridir. Meryem’in Bizans dini düşüncesi içinde tek başına resmedilmesi genellikle zordur, bu yüzden aslında Meryem figürünün anlatım bakımından en ideal yerini bulduğu durum mimari çözümlemeler üzerindedir. Meryem ikonu çoğunlukla mimari bir planın bir parçası olarak etrafındaki alanlar, resmedilen diğer figürler ya da resmedildiği yer ile birlikte toplu bir anlama da sahiptir. Kariye Camii bu anlamda incelenmesi gereken en önemli mekanlardan biridir. Bu yanda gördüğünüz Kariye'deki Koimesis. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: justify;"&gt;Koimesis; Meryem’in Ölümü sahnesinin Bizans kiliselerinin ikonografik programında görülmeye başlaması 11.yy’dan itibaren başlar. Orta ve geç Bizans döneminin en populer ikonalarından biri olan sahne inananların kilisedeki görevlerini yerine getirdikten sonra yaşam ve ölümde ilgili düşünmeleri için kiliselerde genellikle çıkışa doğru yönelen kapıların üzerinde resmedilmiştir. Sağ yanda eğilmiş ve elini yüzüne koymuş kişi ise İncil yazarlarından Methew’dır. Paul’un arkasında sol eli Meryem’e doğru uzanmış kişi de İncil yazarlarından Mark’dır. Paul’un solundaki yatağın gerisindeki aziz İncil yazarlarından Luke’dür. Sadece Thomas ve Philip Koimesis sahnelerinde sakalsız olarak resmedilirler. Thomas’ın Meryem’in göğe yükselişine tanıklık ettiğine dayanarak yapılan sahnelerde sadece Philip vardır. Kariye’deki Koimesis sahnesi de bu geleneğe uygun yapılmıştır. Onların ardında yas tutan kadın ve erkekleri görmekteyiz. Resimde sağ tarafta kapı girişimdeki kadınlar Meryem’le birlikte yolculuk eden bakirelerdir. Meryem’le aynı renk içinde resmedilen tek kadın da vaftizci Yahya’nın annesi Elizabeth’dir &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Gelin görün ki Meryem'in ölümü tablosunun pek çok şaşırtıcı örneğine de rastlamak mümkün; buraya en sevdiklerimi peş peşe dizmek istiyorum;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RZBaFIgMI/AAAAAAAAAFc/GUh7jQbsQ94/s1600-h/deathofmary3t.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RZBaFIgMI/AAAAAAAAAFc/GUh7jQbsQ94/s320/deathofmary3t.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY0dIhpbI/AAAAAAAAAFE/E7JHQvyrwDA/s1600-h/deathofmary7at.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY0dIhpbI/AAAAAAAAAFE/E7JHQvyrwDA/s320/deathofmary7at.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY6w_8AyI/AAAAAAAAAFM/gm6Mn6sZXk0/s1600-h/deathofmary4t.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY6w_8AyI/AAAAAAAAAFM/gm6Mn6sZXk0/s320/deathofmary4t.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY9-0SNEI/AAAAAAAAAFU/2OGJc-4W-2k/s1600-h/0alifa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RY9-0SNEI/AAAAAAAAAFU/2OGJc-4W-2k/s320/0alifa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Tüm bu örnekler içinde beni en etkileyen Caracaggio'nun Meryem'in Ölümü tablosudur. Caravaggio ışık ve gölgeyi kullanış biçimi ile çağdaşlarından ayrılmıştır. Onun kullandığı ışık figürlerine zerafet ve yumuşaklık vermiyor mekanla kaynaşmaya olanak tanımıyordu. Daha çok tiyatral anlatımı güçlendiren bir ışık gölge oyunu vardı ve bu da tablolarının gerçekten birer tiyatro sahnesi gibi algılanmasına neden oluyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Caravaggio’nun Tablosu Üzerinden Koimesis; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Caravaggio Meryem’i Nasıl Öldürdü? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Caravaggio 1597 yılında komisyon tarafından kutlu ressam ilan edildi ve Santa maria del la Scala kilisesi Şapelin dekorasyonuna ait tablolardan biri olan ve orjinali Paris Louvre müzeinde bulunan Meryem’in ölümü tablosu dönem içinde tam bir skandaldı. 1601 yılından kalan bir komisyon dökümanı ki o sırada henüz tablo bitmemişti, Caravaggio’nun Kutsal Meryem’in tanrıya kavuşmasını dikkatle ve özenle resmedileceğini söyler ancak resim tamamlandığında elde kalan tek şey ölümdür. Üstelik kutsal Meryem çıplak ve kirli ayakları, şiş karnı ile sanki sokak ortasında bir taşın üzerine uzanıyordur ve sahnede Meryem’in kutsallığını simgeleyen kırmızı pelerine dışında bu sahnenin kutsallığına dair hiç bir belirti yer almamaktadır. Mancini’ye göre de burada resmedilen Meryem figürü Caravaggio’nun aşık olduğu bir fahişedir. Sahnede soldan yukarıdan gelen ışığın ise İsa’nın dediği gibi beni izleyenler karanlıkta kalmayacaklar sözünün kanıtıymışçasına kurtuluşu simgelediği söylenir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RaPKJ_N5I/AAAAAAAAAFk/1VF53kbNqbA/s1600-h/8082-the-death-of-the-virgin-caravaggio.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RaPKJ_N5I/AAAAAAAAAFk/1VF53kbNqbA/s640/8082-the-death-of-the-virgin-caravaggio.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Caravaggio’nun Kutsal Meryem’in tanrıya kavuşmasını dikkatle ve özenle resmedileceğini söyler ancak resim tamamlandığında elde kalan tek şey ölümdür. Üstelik kutsal Meryem çıplak ve kirli ayakları, şiş karnı ile sanki sokak ortasında bir taşın üzerine uzanıyordur ve sahnede Meryem’in kutsallığını simgeleyen kırmızı pelerine dışında bu sahnenin kutsallığına dair hiç bir belirti yer almamaktadır. Mancini’ye göre de burada resmedilen Meryem figürü Caravaggio’nun aşık olduğu bir fahişedir. Sahnede soldan yukarıdan gelen ışığın ise İsa’nın dediği gibi beni izleyenler karanlıkta kalmayacaklar sözünün kanıtıymışçasına kurtuluşu simgelediği söylenir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Meryem’in ölümü tablosu ilk görülen örneklerinden başlayarak içinde barındırdığı sembolik anlatım öğeleriyle ve kendi iç hikayesiyle muhteşemdir. Ben de Koimesis seven biriyim. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bu metin için biraz da şunlara bakmıştım;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;• Underwood, Paul A., The Kariye Jamii, Princeton University Press, NJ 1975&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;• Carr, Annemarie W., Popular Imagery, The Glory of Byzantium Ousterhout, Robert.; Sanatsal Açıdan Kariye Camii, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, istanbul 2002&lt;br /&gt;• Akyürek, Engin., Bizans’ta sanat ve Rirüel, Kabalcı Yayınevi, 1996 İstanbul&lt;br /&gt;• Dennis George T., Death in Byzantium, Dumbarton Oaks Papers No:55 Washington DC. 2001&lt;br /&gt;• Lafontaine-Dosogne, Jaqueline, “ Iconography of the Cycle of theLife of Virgin”, The Kariye Jamii IV ( P.A. Underwood) NJ 1975&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3571677006468185936-606139685129705506?l=agustosbuyucusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/feeds/606139685129705506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3571677006468185936&amp;postID=606139685129705506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/606139685129705506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3571677006468185936/posts/default/606139685129705506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://agustosbuyucusu.blogspot.com/2010/01/koimesis-meryemin-olumu.html' title='Koimesis-Meryem&apos;in Ölümü'/><author><name>Ağustos Büyücüsü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168395756613136722</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/TKGl75-q5HI/AAAAAAAAASg/_MPfPhfAn0A/S220/Picture+331.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WGAzK1_AhiI/S0RXbLPieRI/AAAAAAAAAE8/pnr1y0SHaVE/s72-c/koimesiskariye.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
