25 Mayıs 2012 Cuma

Seni seviyorum ama bu seni ilgilendirmez

Sevgili Dostlar, Doğu Romalılar!

Çok koşturmalı günlerden başımı kaldıramadığım için burnumun ucunu göremediğim bu günlerde aklımda sürekli bir şeyler yazmak var, ama buna ne zaman oldu ne de ben varolan değerli zamanımı bu antin kuntin şeye akıtmak istemedim. Açıkçası böyle. Ama bir yandan epeydir beni dürtükleyen konulardan biri ile karşınızdayım; özgürce sevmek.

Bir çoğunuzun içi şimdiden fenalaşmış olmalı. Oysa üzerinde derin derin düşündüğüm, son günlerde epey içe dönüp kendimi karıştırdığım bir konu bu ve düşündüğüm konularda yazmayı seviyorum. Yazarken birileri ile birlikte düşünüyorum, ya da herkese ne düşündürtmek istiyor isem oradan elde ettiğim psikolojik data kendi kendimi ele veriyor. Bir cins çözümleme. Bu yüzden yazmak benim için bazen toparlanılıp kenara konulmuş şeylerin bir ifadesi olmaktan çok baya bir  akıl fikir toparlama oluyor.

"Seni seviyorum ama bu seni ilgilendirmez!" cümlesi yüzüme bağırılmış bir cümleydi ve o zaman dilimi içinde  çok fena düşüncelere gömülmeme neden olmuştu. Yıllar sonra geldiğim noktanın şimdiki gibi bir eksende olacağını bilsem vallahi de hiçbir ilişkimde ne çeker ne çektirirdim. Fakat öyle olmuyor işte. Yaşadıkça öğreniyorsun.

Bir kadın için mutluluğa giden yolun evlenip barklanıp uyum içinde bir adamla 2 çocuk yapmaktan geçtiği düşüncesinin ve dayatmasının hayatlarımızda yarattığı travma, çocukken giydirilen ve ağı hafif aşağıda kalan yünlü kilotlu çorabın dalaması hissinden daha mı fazladır bilmem, ama hayatının aşkına bağlanma arayışı bitmeyen insanın, ister kadın ister erkek olsun travması bitmez arkadaşlar.

Dün uzun bir yolda taksici arkadaşın müzik zevkinin ellerinde mecburen dinlemeye maruz kaldığım bilmemne FM radyosu bu yaza damgasını vuracak şarkıları dizip geçti. Hemen hemen 10 adet dizilen parçanın tematik bir özetini çıkardım. Buyrun;

-Sensizlik haram bana, sensiz bi hiçim, dön bana

-Pişman olup dönme sakın, artık eski ben değilim defol git

-Seni öyle çok seviyorum ki bu hayat yetmez elini kolunu öpmeye, doyamam, kıyamam

-Beni aldattın demek, ararsın sonra beni ama dönüp yüzüne bile bakmıycam adi herif

- Aşığım haberin yok, ölüyorum, sürünüyorum bi kere öpsem nolurdu

-Tek arzum seninle mutlu bir yuva, hadi nazlanma gel bana.

Evet, gördüğünüz gibi arkadaşlar, 150 bölümlük Türk dizilerinde ağlaya ağlaya içi kuruyan halkımın yaza damgasını vuracak; ister ağlak ister oynak olsun şarkılarının teması aşk. Aşk olmasa ne yaza damga vurmak olurdu ne damga vurma isteği. Damga vurmak derken sevince birbirimizi damgalamak isteği oluşuyor ya şimdi oradan giriyorum.

Bismillah.

Aidiyet ve sahibiyet hissinin çok şahane göründüğü bir çok insan vardır eminim. Fakat etrafa bir bakarsanız birbirinin hayatının her alanına elini uzatıp karşındakini herşeyiyle kendine mal etme durumunda olan insanların en şahane aşkları dahi feci şekilde sona ermeye mahkumdur. Daha da fenası bazıları için aşk köleleşmektir, köleleştirmek istemektir. Kontrol etmek bir ilişkinin en berbat hastalıklarından biri, kontrol ettikçe aslında köleleşmek kaçınılmaz. Kontrol etmeye çalıştığın şeyin kölesi olmak da kaçınılmaz. Bence tüm sistemler böyle işliyor, ne kadar çok kontrol etmeye çalışırsan o kadar çok o şeyin kölesi haline geliyorsun.

Birini gerçekten sağlıklı biçimde sevebilmenin yolu üzerine düşünerek epey mesai harcadığım zamanlardan sonra vardığım nokta şudur; gerçek sevgi özgürleştiricidir. Bunu sıradan akan yaşamda bir insanın başarması zor olabilir, ama sevmek her koşulda var olabilecek kadar güzel, özgür ve derinden akan bir duygudur.

Bir insanı sevmeniz için onun da sizi aynı şekilde sevmesi gerekir mi?

Gerekmez.

Sevmek her ilişkide o iki kişi için özel bir şekil alır, bu kesin. Ama eğer birini sevmek için "sen beni sev, ben de seni seveyim" diyorsanız o zaman koşullarınız var demektir. Oysa sevmek koşulsuz olduğu durumda orada özgürlük de var demektir.  Bir başka şekilde ifade edersek; karşınızdaki sizin istediğiniz gibi biri olması, sizin istediğiniz biçimde davranması için zorladığınız noktada pörtleyen bir şeydir aşk.

Seni seviyorum ama bu seni ilgilendirmez.

Çünkü bu önce beni ilgilendirir. Ve aslında belki de sadece beni ilgilendirir.

Şimdi bunu okuyan bazı arkadaşlar aşkın doğal akışında beliren duygulanımları inkar ettiğimi düşünmesinler. Nitekim uzaydan gelmedim. Aslında geldim ama bu konunun burada yeri ve zamanı değil. Demek istediğim şu;  bağlanmadan sevmek mümkün olabilmeli. Bağlamadan. Bağlanmaktan kastettiğim bu gece barda gönlüm hovarda şeklinde her çalan sazda yeni biri ile oynaşmak anlamında değil. Bağlanmaktan kastettiğim; beklemeden, koşul koymadan, dayatmadan sevmek. Yani o kişi varsa da mutlusun, yoksa da mutlusun. Eğer gelip sana "ben şimdi seninle olmak yerine şunu yapmak istiyorum" derse de mutlusun. Çünkü o mutlu! Ben senin mutluluğunu istiyorum ama benim istediğim gibi biri ol diye bir şey var mı?

Var zannediliyor. 

Bir dakika çok yazdım.. Okumaya devam edenler için beş dk ara.





Şimdi sayın seyirciler diyorum ki; insan gerizekalı bir varlık. Bakın bu aradan sonra hard core giriştim.  Kusura bakmayın ama, ama biz kendi kendimizi hasta eden varlıklarız. İnsanın ilk ve en önemli hastalığı özgür olmadığını düşünmesi.  Haksız da değiliz aslında, çünkü çok küçücük yaşlardan beri toplumsal dayatmalar ve yünlü kilotlu çoraplar ruhumuzu dalaya dalaya hepimiz bir sisteme mahkum olmuş biçimde kalan ömrümüzü tüketip gidiyoruz. İlişkileri mahkumiyet gibi yaşayan insanlar var.

"Ben sende tutuklu kaldım" cümlesini düşünün. Tutuklu kaldığımız, eskitemediğimiz duyguların köleliğini düşünün. Ben düşünüyorum.

Hayır, sanmayın ki ben aşırı şekilde sevebilen biri değilim. Seven biriyim tam aksi. Ayrıca ömür billah birini düzgün düzgün sevebilmeye de inancım tam. Ama bana" ya benimsin ya da topragin" diye gelmeyin. Hayır illa o tarz sahiplenme olaylarina girilecekse, fantazi anlamında, olur o. Sonuçta kadın kadındır, erkek de erkek. Ama ben istiyorum ki sevmek geniş bir duygu olarak yaşansın arkadaş. Yani hayatta  "sadece beni sevsin!" deyip kastırdığınız kaç ilişkiniz harika yürüdü? Diyorum ki sevelim, sevişelim, eğlenelim, en acayip şeyleri paylaşıp, en acayip yakınlıkta duralım ama bu yakınlık hissi insanları köleleştirmesin. Mecbur hissedilen ilişkiden hayır gelir mi?

Bir arkadaşım dedi ki; "sen doğana aykırı davranıyorsun. Her kadın sahiplenilmek ister."  Yok canim? Sahiplenilmek mi bizim doğamız? Yumuşak yumuşak geçiştirdim. Bir kere kadın erkek doğamızda kölelik yok. Niye köleleştireyim, niye başkasını kendime köle haline geleyim. Yani tamamen doğalından, rahat rahat geniş geniş, koşulsuz kuralsız sevmek diye bir şey yok mu?

Yok mu ? ( soruyorum hadi)

Ama sahiplenmekten kasıt başka şeyler de olabilir belki. Sevildiğimi bilmek isterim, o ayrı. Kendi halinde uçan bir öküzü ya da arazi burcu bir adamı ömür boyunca sevebileceğimi sanmam, emek versem de bi yere kadar. Sevgililik ilişkisinde karşılıklı eğilmeye inanırım. Japon tarzı. Bazen sen eğilirsin bazen o. Belirli bir saygı ifadesi olarak ya da kılıçlarla birbirine girişmeden önce. Bu da tamam. Kavgada da saygıya inaniyorum, düşmanıma saygı duymazsam onu altetmeye yeltenmem bile. 

Özlemek de güzel bir şey. Beklenti hayal kırıklığı yaratan bir şey, ayrıca insanı koşullayan da bir şey. İstemek ayrı. İstemek güzel bir şey. Ama istediğin olmadığında vırvırlamak iyi bir şey değil.  Şiirler, şarkılar isteyip de elde edilemeyen aşkların, terkedilmenin ya da ne bileyim imkansız sevgilerin ağlamalarıyla dolu.

Bu arada Cemal Süreya sayılmaz. Cemal Süreya sen bizim herşeyimizsin.


ÜVERCİNKA


Böylece bir kere daha boynunlayız, sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil


Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse 
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
                            Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika hariç değil
 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dediniz mi? iyi. ben de dedim. Birden Cemal Süreya okudum ve acayip bir yere bağlandım. Bu da çok şahane bir şey. Farkında değil misiniz?
Ayrıca istikrar ekonomiye lazım. İstikrar ve denge aynı şeyler midir? Bunu da ayrıca tartışırız. Denge iyidir, istikrar acayip bir iç sıkıntısını da içerir.

Yukarıda yazdıklarımın hiç biri aşka ait gibi gelmiyor size değil mi? Fakat zaten aşk dediğiniz bir yandan baya baya bir hastalık arkadaşlar. Nasılsa geçecek.  Geçmiyor mu? Yıllar sonra o gözü kara tutku yerini başka başka hislere bırakmıyor mu? En güzeli bunu tadını çıkarabileceğiniz bir hastalık dönemi gibi görmek olur. Seviyoruz, sevişiyoruz, özlüyoruz ama hafifliyor.  Sonunda elimizde kalan ne yaşadığımız ve ne yaşattığımız oluyor o insana. Bu yüzden aşka düştüğünde insan, en azından zırvalanabilecek ve zırvalanmaması gereken noktaları ayırmamız için gönül açıklığı gerek. Ne yalan söyleyeyim; ben şanslıyım. Delicesine sevilmeyi, gözü kara sevmeyi bilen yaşayan bir insanım. Fakat sizi seven kişiyi kafeste tutmak istediğiniz, ehlileştirmek istediğiniz noktada o büyü bitiyor. Aidiyet ilan etmek için fırsat kollamadığınız durumlarda bir bakıyorsunuz karşısınızdakinin sevgisi artarak katlanıyor. Kulvarlarına kendinizi zorla dahil ettirdiğiniz bir ilişki;  temeli su alan binalar gibi çürüyüp gidecek görmüyor musunuz? Bırakın ilişkinin doğal akışı sarmalasın her yanınızı. Sevmekte iddia yoktur.

Yıllarca bir kişiyi sevip onu sıkı sıkı tutmaya çabalıyorsunuz. Kendinize ait kılmaya, tüm deliklerine kadınca itiş kakışlarla sızmaya çalışıyorsunuz. Ne oluyor? Güm. Sonra eski sevgilinizin sizden ayrıldıktan iki ay sonra bir başkasını sizi asla dahil etmeyeceği hayat kulvarlarına baş tacı edip neşeyle koşturuyor olmasının nedenini düşünün.

Düşündünüz mü? Hah, o zaman bir dahakine aynısını yapmayın. Zaten aradığınız kişi bir başkasına aşık. Bırakın. Bırakmak çok değerlidir.

Neyse şimdi bu ilişkisel konularda bir kaç çeşit insan var bence. Hemen sayayım:

-Kimse kimseye ait değil diye ahkam kesip iki kişiyken"benimsin" tribi yapan entel kesim (çok var)

-İnsan tek eşli bir varlık değildir diye vıdı vıdı edip 156 yıl tek insanla bir yastıkta kocayan entel kesim (çok var)

- Ben özgürüm sen de özgürsün deyip bunun arkasında fındıkkıran balesine zemin hazırlayan pop kültür. ( Şükür bana rastlamadı)

-Normal tipler. Aşık olur, sadakatle bağlanır, sever, sürdürür. ( Evde terlik giyerler)

 Aşk ve uzun sürecek bir sevginin temelinde olması gereken reçeteyi uzun düşünüşler sonunda çıkardım aşağıda yazıyorum. Sadece gerçekten becerebilecekler ilgilensin. Yalniz belirli bir yaşın altındayken olmuyor, bunu yaş aldıkça hissediyorsun.  20 yaşındayken sevgilimin eski kız arkadaşının hediye ettiği ipek donları makasla kesip başından aşağıya konfeti diye atan bi tiptim. Şimdi tutku denilen şeyin ifadesi de kendisi de epey bir evrildi, içimiz değilse bile en azından dışımız sakinledi.  Kendimi yanlış ifade etmek istemem. Yine de aşıkken de kafaya terlik atabilirim. Garanti veremem. Büyük şansım, attığım terlikleri tutup ayaklarıma giydiren iyi huylu sevgili sahibi olmamdır.

Evet reçete şu:

- Sadece bana aitsin tribinden vazgeçin ve o kişinin önce kendi kendisine ait olduğunu kabul edin. Yalnızken iki kişilik bir sahnedesiniz, o zaman kafasına terlik atıp nerdeydin, bekledim de gelmedin  diyebilirsiniz bu mübah. Ama bunu uzatmak, buradan arızaya bağlamak, üzülüp perişan olmak mübah değil. Kızmakla sevmeyi ayırın. Kızarken de sevin. Böylece kavga ederken de öpüşebilirsiniz. Gerçi bu karşı tarafın kişiliğine bağlı. Yani obsiyonel.

- O kadını nasıl beğenirsin sen ya! hissinden uzaklaşın. Kendinizi de karşınızdakinin yerine koyun. Herkes herkesi beğenebilir, yeter ki Kütahya Porselen'de tabak beğenir gibi beğensin. Yani önemsiz bir şey. Yine de "bana bak!" diye başlayan cümleler kurabilirsiniz. Zaten sizin gibisini zor bulur.

Kütahya porselen tabağım hiç olmadı, 156 parça yemek takımını önemseyen arkadaşlardan özür dilerim.

Ben vampirlerden Eric Northman'ı tercih ediyorum.  Kim diyenler buyrun:


Eric gibi bi vampirim olsun her gün beni ısırsın. Neyse burada vampirim diyerek sahiplendiğim Eric Northman'dan ayrıca özür dilerim. Bazı tipler çıkıyor, insanı yolundan şaşırtıyor. Biz konumuza dönelim.

-Aradın da aramadın da geldin de gelmedin de cümlelerini kurmayın. Yani cümleyi kurmamayı bırak böyle hissetmeyin diyorum, çünkü isterse gelir istemezse gelmez. İstemediği halde gelen adamdan da kimseye hayır zaten gelmez.

-Beklenti içinde kaybolmuş bir aşk yaşamaktansa özgürce uçuştuğunuz bir ilişkinin temellerini atın. Yemin ederim ki sevmenin temelinde mecburiyet yok. Sizi sizin istediğiniz gibi sevmesini beklemeyin, böylece huzurla uyuyabilirsiniz. Bırakın sizi kendi istediği gibi sevsin.

-Bağımlı olmayın. O varken de yokken de mutlu olabileceğiniz bir yaşam kurabilirseniz aslında daha çok var edebilir insan birbirini. Eğer biri size bu hayatta en önemli önceliğim sensin derse arkanıza bakmadan kaçın. Hayatındaki çok önemli şeylerden biri olabilirsiniz ama en önemli önceliği olursanız o önceliğe köle olursunuz.

Evet şimdi aşka düşmüş arkadaşlar kesin alınmıştır. Ama ben de diyorum ki yaşıma ve deneyimlerime hürmet edin. 10 yıl sonra daha da nefis bir hale gelebilirim bilmiyorum ama şu an için yaşadıklarımın tamamının bana gösterdiği şey sahiplenme ve aidiyet dürtüsünün dillere destan yaşandığı her ilişkinin gümlediği üzerinedir. Birine aşık olmakta, bakınca iç titremesinde, karşındakini öpmekle kalmayıp yemek istemekte bir mahsur yok. Hatta her gün yanınızda istemenizde de bir mahsur yok, sevişmelerin yetmemesinde bir mahsur yok. Mahsurlu olan tek şey sevdiğinizi köleniz zannetmeye başlayınca açığa çıkıyor. Beraberken de yalnız kalabilirsiniz.

Yalnız bırakmayı bilmek lazım.

Yarın güneşin henüz doğmadığı bir saatte Bolu Dağları'nda Yoga kampına gidiyorum. Oraya Yoga aşkıyla koşarak gidiyorum ki buradan net biçimde ifade edeyim, hayatımın sonuna dek en birincil önceliğimdir.

Karışan kafalara gelsin;

Green Eyes from Cold Play.

Şöyle diyor şarkı:

Honey you are a rock 
Upon which I stand 
And I come here to talk 
I hope you understand 

That green eyes 
Yeah the spotlight shines upon you 
And how could anybody deny you 
I came here with a load 
And it feels so much lighter 
Now I met you 
And honey you should know 
That I could never go on without you 
Green eyes 

Honey you are the sea 
Upon which I float 
And I came here to talk 
I think you should know 

That green eyes 
You're the one that I wanted to find 
And anyone who tried to deny you 
Must be out of their mind 

Because I came here with a load 
And it feels so much lighter 
Since I met you 
And honey you should know 
That I could never go on without you 
  
Dinleyin bir de:
 
 
 
 



Özgürce sevmeler dilerim o zaman. Öptüm, bye.





4 yorum:

Pelin Ulca dedi ki...

:)o kadar katiliyorum ki yazdiklariniza, o kadar.

tebrik ediyorum sahane bir derleme toplama olmus..

Ezgi dedi ki...

Tesadüfen, ve çok ihtiyacım olan bir zamanda gördüm yazınızı. Aydınlandım, pek keyifli idi okumak. Sevgiler..

Kenan Maraşlı dedi ki...

http://hayatogrencileri.blogspot.com/
beni de takip et Ağustos Büyücüsü

BİYOLOJİK ANNE dedi ki...

Sanırım bu yazıyı ben yazabilirdim, o derece katılıyorum yani:)