29 Aralık 2018 Cumartesi

KUTLU OLSUN!

Yeni bir yıla girmenin anlamı nedir ki? Sayılar değişiyor eninde sonunda. Aslına bakarsanız, gözünüzü açtığınız her gün yeni bir gündür, yeni umutlara, yeni yaşanacaklara, yeni bilinmezlere açıktır. Her gün yeni bir gündür.

Sağlıkla nefes aldığımız her gün, kutlamaya vesiledir. Yeni yıl günlerinin benim için tek anlamı; eğer denk getirebilirsek, buluşmadır. Uzundur görmediklerimizi, özlediklerimizi kucaklama fırsatı bulmaktır, kucaklaşmaktır. 

Yeni yıl ne yemek, ne içmektir.  Ama evet belki biraz mercimek köftesidir! Zaman herkes için aynı geçmez, yılları saymak herkes için aynı anlama gelmez. Ama madem yeni bir tarih atacağız sayfalarımıza, o zaman bu yılın her takvim yaprağı için kalplerimizdeki sevginin çoğalmasını dilerim. Hayata teşekkür edeceğimiz şeylerin farkında olmamızı dilerim. Hepimiz için sağlık ve neşe dilerim.    

2019’un kucaklaşma yılı olmasını dilerim. Kollarımız bu yüzden var öyle değil  mi? Çok kucaklandığınız bir yıl olmasını dilerim, sevdiklerimiz bu yüzden var öyle değil mi?  Bu hayatta karşılığını en güzel aldığımız şey sevgidir. Sevginin karşılığı kendinizi bırakacağınız kollar olmasıdır, bu bence en değerli şey. 

Kendimi her yıl bir öncekinden daha çok imkanı artmış hissederim. Sevdiklerime bunu daha çok gösterme imkanım artmıştır, kendime özen gösterme, sağlıklı yaşama imkanım artmıştır, daha iyi bir insan olma imkanım artmıştır. Yeni yılda kendimi temize çekerim, hepimizin her şeyi temize çektiği, kazanımlarını gördüğü bir yıl dilerim. Gerçekte evrende boşluk yoktur. Kalbiniz dolu olunca hayatta boşluk yoktur. Kalbinizi dolduracak şeyler ise çeşitlidir, yeni yılda en istediğiniz şeylerle dolmasını dilerim.

Dilerim 2018 giderken, içinizde varsa kırgınlık, varsa öfke, varsa hayalkırıklığı, acı, özlem tüm negatif yüklerinizi alıp da gitsin. Gelen yeni yıl, dertlerinizi rüzgara savurup hafiflediğiniz bir yıl olsun ve eksilen yere sadece ama sadece sevgiler dolsun. Sevgi çeşit çeşittir ve bu yüzden kalbimiz sınırsız sevebilir öyle değil mi? 

2018 için özetim ne para, ne başarı, ne mal mülk ne başka bir şey üzerinedir. Çok sevdim, çok sevildim. Kalbim doludur, kollarım doludur ve gerçek başarı bence geçici olduğumuz bu dünyada, sadece budur. Kalbinizi doldurmadan cebinizi doldurmanız işe yaramaz, kalbiniz boşsa başarılar yarımdır. 2019 hesapsız akan sevgiyle tamamlandığınız bir yıl olsun. 

Elbette çok şey öğreniyoruz, en güzel bilgi ise kendimize yaklaştığımızda gelendir. 2019 kutlamamın nedeni kendime azıcık daha yakınlaşmış, kendimi birazcık daha bilmiş olmanın kıvancıdır. Bir çoğunuzun çok katkısı var; mutluluğumda, sevincimde, sağlığımda ve neşemde. Kollarım sizlerle dolu. 

Tabi ki ağaç deyince, kuşkusuz ki biz onu da yeriz. 

Herkese mutlu yıllar!





17 Aralık 2018 Pazartesi

Bütün iyi insanlar birleşin! Güç her zaman bizimle aslında!

Gerçek güç, mutlu olabilmenin, huzurda kalabilmenin gücüdür aslında.

Güneşin tatlı sıcaklığından uzanmak varken; öfkenin ateşinde yanmak isteyen de kim?

Bana sürekli sorup duruyorlar; bu kadar çok enerjiyi nereden buluyorsun
Ya da en çok karşılaştığım sorudur; nasıl bu kadar olumlu bir enerjiyle kalıyorsun
Genelde geçiştirici yanıtlar veririm.  Ama şimdi karar verdim; nedenini ve nasılı yazmanın tam zamanı!

Hayat hiç kimse için kolay değildir arkadaşlar. Hayat genel olarak zor ve karmaşıktır.  En önemli konu ise buradan başlıyor; kabullenmek.

Kabullenmek denilen şey her zaman savunmasız kalmayı içermiyor, yanlış anlamayın. Kabullenmek öncelikle içinde öfke, aşırı hayal kırıklığı ve kötü eylem barındırmayan bir şey. Her ne yaşadıysanız, yaşıyorsanız o şeyin öyle olduğunu kabul etmek ve “evet bu böyle” deyip önce bir sindirmek gerekli.

 Bana göre insanı en çok hırpalayan ve zarar veren şey olanı olduğu gibi kabul etmeyip, zorla oldurmaya çalışmaktan geçiyor.

Bazen de olan biten öyle şeyler vardır ki; elinizden gerçekten bir şey gelmez. Kader diyelim hadi buna; karşısında öylece kala kalırsınız. Kaç yaşına gelirseniz gelin; size  zor gelen bir çok durumla mutlaka karşılaşırsınız.  Bu hayatın kendisidir. Eğer içinde bulunduğunuz durumu kabullenmezseniz, yeni ve daha aydınlık, bambaşka bir durum yaratmanız da çok zordur. Kabullenemediğiniz şeylerin bataklığında, tüm hayat boyu bir arpa boyu yol gidemeden, öylece kalırsınız. Kabullenmediğiniz sürece daha da batarsınız, o çamurlu sulardan çıkmanız pek mümkün olmaz. Oysa hayat bir çağlayandır, taşların üzerinden sekerek, paçaları sıvayarak, el ele vererek altından geçtiğiniz, suyundan içtiğiniz, yıkandığınız bir çağlayan.

Karşılaştığımız durumlar karşısında nasıl bir tavır takındığımız ise bence mutluluğumuzu belirler. Biri için bana “ Nasıl bir insandır?” diye sorsalar, o kişinin önce hoşuna gitmeyen durumlarda, bir şeyden zarar gördüğünde takındığı tavıra bakarım.

İnsanın düştüğü en büyük ve yıkıcı tuzak öfkedir. Öfke insanı diri ve ayakta tutan  bir şey değildir; öfke insanı bir ağaç kurdunun ağacın yaşam özünü gittikçe ve yavaş yavaş kemirip içini sinsice boşaltması gibi kemirir, hasta eder, yok eder. Öfke insanın ruhunun özündeki yaşam enerjisiyle beslenir. Kendime baktığımda gördüğüm, kendimde en sevdiğim şey öfkeli biri olmayışım. Bazı kızgınlıklar duyar ama hızlıca unuturum, gerçek bir öfkeyi ise geçtiğimiz 40 küsür yılda bir elin parmağı kadar bile yaşadığımı sanmıyorum. Kızgınlık ve öfke duymak bazen elbette olağandır; ama sizi bitiren şey, ya da yaşamın gidiş yönünü tayin edecek davraışlar; o an başlar; Öfkeyle ne yaptığımız, ne yapmaya karar verdiğimiz, hayat boyu mutluluk ya da sürekli yinelenen mutsuzluğa giden yolları yavaş yavaş döşer. Başımıza bir sürü çorabı ören şeydir öfke. Birine karşı, bir duruma karşı, hayata karşı, dünyaya karşı öfke. Hepsi ama hepsi yıkıcıdır. 

Bir türlü mutlu ve pozitif hissedemediğiniz durumda yapmanız gereken şeylerden biri de şudur; aynaya bakmak. Çünkü insanın tüm yaşamı kendisinden çıkıp, hayattan ona geri sekenlerden oluşur. İnsanlar pozitif biri olduğumu düşünüyorlar çünkü genellikle insanlar hakkında pozitif şeyler düşünürüm. Bu aptal olduğum anlamına gelmez; sezgilerime güvenirim, uzak durmam gerekenleri yaşam çemberime dahil etmem, teğet geçirmem. İnsanız ve seçim özgürlüğümüz var. Kaderimizi seçemeyiz, ama dostlarımızı, yakınlarımızı seçebiliriz. Ailemizi seçemeyiz ama onlarla nasıl bir ilişki kuracağımızı seçebiliriz. Etrafımıza ne kadar çok sevgiyle davranırsak, o kadar çok sevgi görüyoruz. Bunun değiştiğini hiç görmedim. sevgi dolu davranmak derken, yapmacık bir şeylerden söz etmiyorum. İnsanın halinden anlamak mesela, en büyük sevgidir. Kimseyi hor görmemek, dinlemek, küçümsememek, anlattığını, düşündüğünü, davrandığını bir de o yakadan görebilmek en büyük sevgidir. kendimi bu konuda sürekli eğitebilmeyi dilerim. İçtenlikle. Anlayış anlayışı doğurur. 


Etrafa ne yansıttığınız, ne aldığınız ve ne alacağınız ile ilgili olarak da çok önemlidir. Öfkeden beslenen, başkalarının mutsuzluğu ile neşelenen, sevgisiz biri iseniz hayatınız asla yolunda gidemez. Kendisiyle, başkalarıyla sürekli kavgaya tutuşmuş birinin yanına hiçbir iyicil enerji yaklaşmaz.

Daha mutlu bir hayattan  ne kastettiğinizi de iyi belirlemelisiniz. Mutluluğu dışarıdan bir şeyler ile; para, mal, güzellik, başarı, bir insan, iş güç vs.. her ne ile ilişkilendirirseniz o kadar zor mutlu olursunuz. İşin en temeli, gerçekten ama gerçekten dünya üç günlüktür ve insanın en müthiş yanılgısı kendini ve yaşadığı her şeyi aşırı önemsemektir. 

Hayatın bana da zor ve ağır geldiği zamanlar olur elbette. Canımın sıkıldığı elbette olur. Hatta kişisel hikayelerimizde mutlaka envai çeşit farklı zorluk da vardır. Savaşçı bir yapım olduğunu da söyleyebilirim; ama ben ne durumlarla ne insanlarla savaşmayı genellikle seçmem. Eğer o durum ya da kişiler karşısındaki hislerinize yakından bakarsanız, orada bambaşka bir temel his de göreceksiniz. Kendiniz için eksiklik hissettiren, öfke tezahür ettiren, saldırganlaştıran o temel hissi bulursanız ne mutlu. Oturup ağlayın ve onu kabul edin.

Kabul edin ve dönüştürün. Kendi iyiliğiniz için. 

Zayıflıklar ve korkular herkes içindir ve normaldir. O zayıflık  ve korkular ile etrafa ne yaydığınız en önemlisidir. “Bir köpek çok havlıyorsa korkuyordur” derdi babam. Amacım hiç sevmediğim şekilde, insana  hayvan benzetmeleri yapmak değil. Ama her kim etrafa çokça saldırıyorsa, o gerçekten en korkak olandır. Hayattan korkuyordur, sevilmemekten korkuyordur, yalnızlıktan, terkedilmekten korkuyordur.  Tüm bunlardan korkmak hiç de ayıp değil. Ama tek bir gerçek var; kendini bilmek mutluluktur. Kimse bu mutluluğu sarsamaz. Kendini bilmezlik, görmezlik cehaletinin yarattığı öfke, hırs, bencillik ve mutsuzlukla ise kimse uğraşamaz, uğraşmak istemez. Kızgınlıklarınızın hayatınızı yönetmesine izin vermeyin. 

Kendimi görme çabam çoktur. En başta bu yüzden mutluyum. 

Kendinizi hafife alacak mekanizmayı geliştirmez, evrenin sonsuzluğu, hayatın geçiciliği içinde öfkeye, korkularınıza, kızgınlıklara, bencilce duygulara takılı kalıp, bunlarla yaşarsanız mutsuz biri olacağınız garantidir. 

Sadece ama sadece varolduğum için bile mutluyum ben. Bunu anlatabilmek zor. Varoluş sancısını çekebildiğim için mutluyum, çaba göstermem gereken durumlar olduğu için mutluyum. İnsan olmak çok güzel bir şey. İnsanın kalbi sınırsız, aklı zannettiğinden çok, gönlü farketmese de çok derindir. Bunları keşfedebilmeye dair yolculuklarım olduğu için bile çok mutluyum. 

Öfke, şiddet, sevgisizlik ancak benzerlerini doğurur. Benzer benzeri çeker. Yaşamınız üst üste aynı hayal kırıklıkları ile dolar. Neden ben neden ben diye sormanız gereken yer aynadır. Neden ben değil neden ben değil diye sormanız gereken yer, yine aynadır.

Bırakmak çok değerlidir. Olmadık şeylerle uğraşmayı bırakmak, insanlarla uğraşmayı bırakmak, bir noktada kendini didiklemeyi bırakmak çok değerlidir. Bırakamadığınız öfke, bırakamadığınız nefret, bırakamadığınız hayal kırıklıkları yüzünden mutlaka hastalanırsınız. İçiniz hastalanır, bedeniniz hastalanır. Yaşam kısadır ve elinizden bırakamadığınız dikenli duygular önce sizi kanatır. Eğer başkalarını kanatmak isteyecek kadar düşük bir frekansta titreşiyorsanız, hayatınız hiç iyi ve yolunda gitmez, gidemez.

Herkesin, istisnasız herkesin tek derdi sevgidir aslında. Birileri birilerini bizden çok sevdi diye kızarız, birileri onu sevdi ama bizi sevmedi diye kızarız, birileri bizi neden sevmedi diye kızarız, annemiz babamız bizi az sevdi diye düşünür kızarız, arkadaşımız başkalarını daha mı çok tercih etti, bizi daha az sevdi zanneder yine kızarız. Çocuğumuz en çok bizi sevsin, kocamız, karımız en çok bizi sevsin, arkadaşlarımız en çok bizi sevsin.. Bu böylece devam eder. Çok hastalıklı durumlarda kocalarının annelerini sevmesine izin vermeyen, çocuklarının aile büyüklerine yakın olmasını çekemeyen, sevgililerinin arkadaşlarını kıskanan, arkadaşlarına türlü kapris yapan, kapı kapatan davranış biçimleri de var. Kısaca herkesin en hassas terazisi sevgiyi tartar. 

Fakat sevilmek ve sevmek dediğiniz şey sizin kafanızda kurduğunuz; anneniz, çocuğunuz, sevgiliniz, arkadaşınız için “uygun gördüğünüz” şey olmayabilir. Sevginin tanımını kendi üzerimizden yapıp kendimizi de yanıltıyoruz aslında. Bu en büyük tuzak. Terazinin ölçü birimi ego olunca, asla doğru tartamayacak demektir.

Sevme ve sevilmeye dair başlangıcı yapan, ailedir. Öfkeyi, nefreti, kavgacılığı ya da barışçıl yaşamı öğreten annedir. Bu psikolojiye hiç girmeye niyetim yok. Konu da bu değil zaten. Ben annemden yana çok şanslıyım. Bana kızmakla sevmenin ayrımını öğreten odur. Şefkatli kollarıyla beni koşullara bağlı olmadan sarmalayan ilk odur, hep odur.. Onu yaparsan daha çok severim, bu böyle olursa seni sevmem dememiş, koşulsuzca beni sarmalamış kişidir. Annem benim güzel kaderimdir.

Bazen bir insanın, bazen etrafınızın, arkadaşlarınızın, bazen de yaşamınızın, yaşadıklarınızın size aynalık etmesine izin verin. Etrafınızı kaç kol sizi içtenlikle sıkı sıkı sarıyor bir bakın; çünkü o kolları önce siz sarmış olmalısınız. Karşılık beklemeden verdiklerinize bir bakın; aldıklarınızı siz yeşertmiş olmalısınız. Düşerseniz bir gün, nereye düşeceğinize bakın, o zemini siz döşediniz. 

Çok kısaca insanın kendi istek ve arzularını kontrol edebilmesi, bunların ardındaki zafiyetleri görmesi, kendini böylece sevebilmesi çok değerlidir. Fakat en değerli şey; öfkenin kör etmediği, bencilliğin yıkıp geçmediği, başkalarının sevincine sevinebildiğiniz, gerçekten kimsenin mutsuzluğundan beslenmediğiniz bir yaşam sürdürmektir. 

Çok sıkılacağım şeylerle karşılaşırsam; hayatın geçiciliğini ve sağlıkla aldığım nefesin değerini düşünürüm.

Çok üzüleceğim şeylerle karşılaşırsam, sevmenin ve sevilmenin sağlam duvarlarının arkasına sığınırım, sevdiklerimin kollarında iyileşirim.

O kolları ben yarattım. O sağlam duvarları ben ördüm. Beni bazen kendinden önceye koyacak insanlara sahipsem eğer, onlar benim attığım tohumlarla yeşermiş çiçekli yollardır. Hayatım sevdiklerim ve beni sevenlerle donanmış, çiçekli bir bahçedir. 

O bahçede dikenlere yetecek kadar da sevgim var! 

Dünya malının dünyada kalacağını iyi bilirim. İnsana bir acı hastalık gelse, gözünüzde olmayacak herşeyin, gülerek yaşadığınız günlerde de gözünüzde olmaması çok önemlidir.

Hayat bazen insana yaşamın ve sağlıklı nefes almanın, böyle harikulade bir bedene, iyi işleyen bir akla sahip olmanın değerini, kayıplarla, acılarla, türlü sıkıcı şeylerle anımsatır. Fakat biz, hemen unuturuz.

Olumlu kalabiliyorum; çünkü iyi şeyler düşünüyorum, hayatımda kimseye savaş açmadım, öfke kapımı pek çalmaz, kırgınlıkları çok hızla unuturum. Kucaklamanın değerine inanırım, herkesin değerli olduğuna da. Herkes değerlidir. Sizin kadar değerlidir. Bunu kendime anımsatırım. Herkesin hayatı sizinki kadar değerlidir.  

İlkokuldaki ilk en yakın arkadaşım, görüşmediğimiz onlarca yıl sonra bu gün bir vesile ile merhabalaştığımızda bana şunu yazmış ; “Pınar, seninle gurur duyuyorum”. Gözlerim doldu. Çünkü ben de onunla gurur duyuyorum. Çünkü herşeyin gittikçe kirlendiği şu dünyada en çok gurur duymamız gereken şey, hayatın bizi tüm savurmalarına rağmen, iyi bir insan olarak kalabilmektir. Savaşım, iyi bir insan olarak kalabilmek üzerinedir. Negatifliklerin, arada çarpan kayaların, geçirilen sıkıntıların, korkuların beni değiştirmesine izin vermeden.

Kendimi çok şanslı görüyorum. Eğer düşersem üzerine düşeceğim yumuşak kollarla sarılıyım.Başımı dayayacağım omuzlar var.

 O kollar benim uzantılarımdır. Kollarım herkese açıktır. Hayatımdaki sevgilerin yollarını ben döşedim. Bunu biliyorum, geldiğim yaşta ailemin, arkadaşlarımın, sevdiklerimin değerini daha çok biliyorum. Çünkü hayatta başka her şey gerçekten bomboştur ve gerçek yatırım sevdiklerimize yaptığımız yatırımdır.

Hepinize yeni yılda zenginlik dilerim.

Gönül zenginliği hepsinden yücedir ve gönül gözü en keskin görebilendir.
Size güzel bakanları gördüğünüz bir yıl olsun.

Kendinizi daha çok gördüğünüz bir yıl olsun.

Kusurları değil güzellikleri gördüğünüz bir yıl olsun.

Sevdiklerinizi daha çok gördüğünüz bir yıl olsun.

Paylaşmanın değerini anladığımız, sakınmanın fakirliğinden aklandığımız bir yıl olsun.

Yaşam çok değerli ve her bir an çok kıymetli. Zamanın akışının hızını kavradığımızda, bu değerli şeyleri negatiflikle; negatifi konuşarak, düşünerek, negatifte kalanları önemseyerek harcayamayacağımızı da hemen kavrıyoruz.

İyi günler gördüğümüz bir yıl olsun.

Okuyan herkese sevgilerimle! 









24 Ağustos 2018 Cuma

Ayna ayna söyle bana...


Varoluş mükemmeldir ve uçsuz bucaksızdır. Her ince detayın düşünüldüğü bir evrende yaşamak, yaşadıklarımızı yorumlamak, sınırlı bir zihinle çok zor. İşte tam da bu yüzden merak denilen harika duygu var. Merak, neye doğru düştüğünü belirler aklın. Ve akıl merak ettikçe genişler.

Buradaki merak, başkalarının hayatlarına dair şeylerden beslenen bir merak değil. O merak, gönlü daraltır. Dürbünle karşı daireyi gözetlerken, ufukta doğan bir güneşin ilk ışıklarını kaçırmak gibi bir şey. Bakışını bir başkasının camından sonsuz ufka doğru çevir. O güneş orada her gün senin için doğuyor.

Kendini merak etmeden, kendini bildiği kadarıyla yetinen zihinlerin merakı ise sınırlıdır. Bana göre merak önce kendisinden başlamalı kişinin. Ben şimdi bu göründüğüm gibi ve sadece bu kadar mıyım? Yaşam, şimdi, her gün neredeyse birbirinin aynısı gibi akıp giderken, geçmiş ve şimdi bana kendimle ilgili ne anlatıyor? 

Hayatın bana anlattıklarını dinlemeye hazır mıyım? Her sabah aynaya bakmaya değil, kendimi bir aynada görmeye hazır mıyım? 

Peki gördüklerimle uğraşmaya hazır mıyım? Bu en değerli sorulardan biri.

Kader kısmet inancının rahatlatıcı yanı, insanı kendiyle yüzleşmesini de erteleyen bir şey çoğu zaman. Hayat istediğimiz gibi gitmediğinde, çoğunlukla iki şey yapıyoruz; başkalarını suçlamak ve sonra sonucu kader kısmete bağlamak. Çoğu kişi karşılaştığı olaylar dizgesinde kendi rolünü hiçe saymaya çok hazır. Kuşkusuz en rahatlatıcı olan da bu. 

İnsan her karşılaşması ve her kaybında, her kazancı ve her mutluluğunda aynaya bakıp, bunun böyle olmasında kendi payını üstlenmediği sürece, aynı girdapta boğulmaya da mahkumdur. Bazen tekrarların nedeni de budur; kendine körleşmek. Kendinizi görmeyi ertelediğiniz sürece hayalini kurduğunuz şeylere kavuşmayı da erteliyorsunuz demektir. Kendini görmek ise hem zor hem hem eziyetlidir, üstelik değişme çabasını gerektirir. Değişmek ise çok korkulan bir şey. Herhangi bir şeyin değişmesinden korkup yıllarca aynı döngünün içinde yaşlananlar var.

Alışkanlık büyük bir zehirdir. Kendine alışmak ise en büyüğü. Hepimiz zannettiğimiz gibi biri olmaya alışırız. Sınırlarımızı biz kendimiz tanımlarız.

Bazen bir kişinin, bir başkası ile sizinle kurduğu ilişki ve iletişimden çok daha farklısını kurduğuna şahit olursunuz. Sizinleyken Migros poşeti taşımayan biri, bir başkasının 30 kg’lik bavullarını taşır hale gelebilir. Bir bakmışsınız yıllarca sizin ilişkinizin içinde çaresiz bir sorun gibi duran şeyler o ilişkide ortada kalmamış. Bakıp bakıp o kişinin amma da çok değiştiğini düşünürsünüz. Tanıdık geliyor mu?



İşte bu noktada ilk iş kendinize bakmak olduğunda, işler başka görünebilir. Sizinle “asla” denilen şeyler bir başkasıyla iken yoldaki çiçeklere dönüştüyse mesela, o dinamiği tetikleyen şeyin kaynağını önce kendinizde arayın. Sizin çektiğiniz sınırlar, bilmeden koyduğunuz işaretlere göre akan bir trafik gibidir ilişki. Her ilişkinin trafik ışıkları farklıdır. Dönüp şimdi elinizden gittiğini düşündüğünüz her şans ya da kısmet için, önce nedeni kendi trafik ışıklarınızda arayın ki; farkındalığınız önünüzde yeni bir yeşil ışık yaksın. O ışıkla size yaklaşan iyi ve güzel şeyleri de seçebileceksiniz.

Görmeyi ertelediğiniz her gerçeklik, yolunuzu aydınlatacak meşaleleri tek tek söndüren, gözünüze kum kaçıran rüzgarlara dönüşecek. Gözlerinizin yandığından şikayet edeceksiniz, ama o rüzgarı siz yarattınız. 

Hayatta hep aynı şekilde davranarak farklı sonuçlar elde edemezsiniz.

Başkalarını merak ederek kendinize varamazsınız.

İnsana dair her şey değişir. Tüm duygular geçicidir. Tıpkı hücrelerin kendini sürekli yenilemesi gibi, insan da her yaşadığı ile yenilenir. Acılar ve kayıplar, üzüntüler ve yitirilen şeyler insanın dış kabuğunu kırar, üzerindeki eski deriyi söker, değişmek gereğini kabul edebilirseniz, her yok olan şeyin arkasından yepyeni biri olarak çıkarsınız. Kendinizin daha iyi versiyonlarına evrilmenizin önündeki engel, kabuklaşmış egodur, ben böyleyim diyen herkes, her şekilde öyle kalmaya da mahkumdur. Tüm şikayet ettikleriniz sizin toplamınızdır. 

“Ben böyleyim” dersiniz ve hayat aynen öylece durur.

Geçmişi bir türlü bırakamadığınızda her şey geçmişteki gibi tekrar eder. Bırakmak çok değerli bir erdemdir. Sizi çoktan bırakmış şeylere yapışmayı sürdürdüğünüzde zaten dolu olan ellerinizle yeni ve güzel şeyleri kucaklamanız da imkansız hale geliyor.

Geçmişi bırakın. O sizi çoktan bıraktı.

Bir bahçeden çıkmanız gerektiğini görmek çok değerlidir. Geçmişin bahçesinden çıkın. İstenmediği yerde zorla kalmaya çalışan, istenmediği yerin kapısına dayanan insanlara üzüntüyle bakarız değil mi? Yaşamda her saniye çok değerli. Çok değerli zamanınızı  sizi çoktan bırakmış ve artık ait olmadığınız bahçelerin kapısında bekleyerek değil, kendi bahçenizdeki yabani otları temizleyerek geçirin, ki güllere yer açılsın. 

Hayat istediklerinizi vermediğinde bu değişmek için bir şanstır. Neyi değiştireceğinizi bilmek ise ancak kendinizi bilerek mümkün; kendini bul, kendini bil, kendini sil. Benim kutsal üçlemem. Her gün, ben zannettiğim şeyleri silmek için içsel bir çaba gösteriyorum. Çabanın meyvesi değişimler  karşılığında gelen ödüller bazen paha biçilmez oluyor. Yargılanmadan sevilmek, bir insanın eline tüm arızalarınızla, tüm hatalarınızla, olduğunuz gibi kalarak kalbinizi bıraktığınızda incelikle, büyük bir saygı ile tükenmez bir anlayış ve şefkatle sevilebilmek büyük bir ödüldür. 

Kendimi büyük ödülü çoktan kapmış hissediyorum. Düşe kalka bulduğum şeyler için şükürler olsun. Tüm yardım edenlere, vesile olanlara minnettarım. Hayatıma ışık olanlara, ışık saçanlara minnettarım. 

Yaş almak çok güzel şey. Bakalım 46’da neler var? 

Okuyan herkese güzellikler dilerim. Şimdi durup bakıyorum; insan olmak çok güzel ve maceralı bir şey, dünya çok güzel bir yer.


Sağlıcakla, 

24 Temmuz 2018 Salı

"Ahenk" dedi kartal, sizin genellikle bilmediğiniz bir şey...

Kahve verenlerimiz bu yıl da çok olmuştu.

Hayatta mutluluğun sırrı bir bardak kahve kadar basitti ve “ahenk” kelimesinin anlamı önce kişinin kendi içinde saklıydı; her şeyden şikayet edersen, her şeyin eksik tarafını görürsen, önce evren seninle ahenk içinde olmayı bırakıyordu ve sonra da insanlar ve hatta kuşlar ve hatta rüzgar. Hayatta genellikle ters rüzgarlar alıyorsan, yönün yanlış demektir.

Hayatla ve kendiyle barışık olmayan, insanlarla da barışık olamıyordu, kendiyle kavga eden kişi başkalarıyla da kavga içinde yaşıyordu; işin kötüsü farketmeden. Çünkü en zoru kendini farketmekti ve bunun için insana sunulmuş şeyler vardı; eğer kendini görmeyi istersen. Eğer kendini bilmenin dikenli yollarından bir kez geçmeyi kabul edersen, ancak o zaman hayat rahat ve yumuşak bir yastık gibi hissediyordu insan, ona kucak açan kolların arasında.

Bunu bana Skyros dağlarında uçan bir kartal anlattı. Skyros’un kartalların en sevdiği ada olduğunu duymuş muydunuz? Uzun zamandır bizi tepeden izliyormuş, bir zamanlar bu anlattıklarını sadece keçiler dinliyormuş, şimdi biz de konuşuyoruz. Akşamüstleri meltem eserken oturuyoruz karşılıklı, bir kahve yapıyoruz, o bana dağları anlatıyor ben ona denizi.

Bu yıl da bana kucak açan tüm kollara teşekkür ederim, o kollarla beraber uçuyoruz. Etrafımı saran tüm kollar bir kuş tüyü gibi geliyor bana. Çünkü herşeyi yumuşacık hale getiren tek şey, hiç bir şeyi umursamayan tek şey; sevgidir.

Ve hayattan verdiğin kadarını alırsın. Kural her zaman budur.

Ve sevildiğini hissetmek gibisi yoktur insan için. Sen sevince, her şey ve herkes de seni sevmek için birleşir.

Kahve yapanlarınız çok olsun.
Καλησπέρα σας💕