Bu ömür süresinde göreceğimiz şeylerden biri de salgın hastalıkmış. Halen ciddiyetine varmamış bir sürü insan var. Bu günlerde ben de bir çoğumuz gibi konuya kafa yoruyorum, bilim temelli kaynaklardan konuya dair güvenilir bilgileri okumaya çalışıyorum. Ev dezenfektan cennetine döndü. Ellerim yıkamaktan hışır hışır.
Virüsün değiştirdiği, değiştireceği, değiştirmeye başladığı bir dolu şey var. Olabilir mi, mümkün mü bilmiyorum ama bu hastalık yayılması, insanlıkta, kalplerde bir iyileşmeye neden olabilir mi dersiniz?
Sağlıkla nefes alabilmenin değeri anlaşıldığında bir çok başka şeyin değeri ne kadar azalıyor değil mi? Maddi şeylere sahip olmanın değeri ne kadar yok oluyor hemen. Ceplerinden para fışkırsa, şan şöhrette birinci olsan, en güzel en havalı en yakışıklı olsan farketmez, hapşırık mesafesinde bekleyen korku insanda tek bir düşünce bırakıyor geriye; sağlıkla yaşamaya devam edebilmek. Hastalanmamak. Sevdiklerinin sağlıklı olması.
Şimdilik bunun için yapabileceğimiz şeyler var; kendimizi izole edebildiğimiz kadar öyle yapmak, hiç durmadan ellerimizi yıkamak, yüzümüze sürmemek için hep tetikte olmak. Sarılmamak, öpüşmemek. Biraz alışkanlıklarımızı değiştirmek. Benim için de çok zor inanın! ben sarılıp öpüşmeyi çok seven biriyim. sevdiklerimi kucaklamadan duramayan dokunmatik biriyim!
Mesafeli olmayı öğrenmek kendi iç savaşlarımdan biri. Bir yandan hiç olmadığım kadar cool duruyorum.
Sorumlu davranmak aslında. Kendin için rahatsan başkaları için öyle olma. Bu virüste her kişi x 3 kişiyi enfekte edebiliyor. Bağışıklığın güçlüdür, belki hastalanmaz belki atlatırsın ama ya sevdiklerin arasında öyle olmayanlar?
Kendi sorumluluğunu almaya hazır mısın? Başkalarına etkinin sorumluluğunu almaya? Sevdiklerinin sorumluluğunu almaya? Hatta tanımadığın insanların!
Peki konu gelip evde kapalı kalmaya dayanınca ne oluyor? Yapabileceğimiz bir şey mi? Bir süre kendimizle kalıp yazmaya, çizmeye, okumaya vakit ayırabilir miyiz? Ne kadar süreyle başarabiliriz bunu? Ne kadar süre evde yemekli davetlere ara verebilir miyiz? Bir kahve içmeye buluşmamayı? Toplanmamayı başarabilir miyiz? Ne kadar süreyle bir araya gelmeyi erteleyebiliriz?
Ne zor geliyor değil mi? Ama olması gereken tam da bu.
Olması gereken tam da karantina günlerinde biraz içe dönmek belki de. Şimdi böyle zamanlarda ailenin değerini yeniden keşfediyor olabilir miyiz? Aile olmanın önemini? Birbirine yeten, birbirini kucaklayan, kollayan, konuşan, koklaşan, kapışan ama bir arada durabildiğimiz kişilerin değeri başka hiçbir şeye benzemez. Ailemiz bizim kalemizdir. Hep böyle hisseden biriydim. Şimdi daha çok böyle hissediyorum. Belki de virüsün gelişi ile keşfettiğimiz, unuttuysak yeniden anımsadığımız değerlerden biri de bu. Topluluklarda olamadığında, sosyalleşip coşamadığında, kendinle kalabiliyor musun? Kimlerle bir arada kalmayı seçtiysen, onlarla ilişkini gözden geçirmeye hazır mısın?
Kendinle ilişkini gözden geçirmeye hazır mısın?
Çin’de karantina günleri sonrasında rekor sayıda boşanma başvurusu gelmiş. E kolay değil elbette, 7 gün 24 saat belli bir metrekarede burun burunasın. İlişkilerin en harika sınavı da bu olsa gerek. Ya da aslında kendinle sınavın da bu. Hiç düşünmediğin şeyleri, ertelediğin şeyleri düşünmeye, değer mekanizmalarını baştan inşa etmeye ne dersin?
Bu iş umarım en az zararla atlatılıp gittiğinde insanlık dönüşür mü dersiniz? İçe dönme fırsatı yakalamışken bunu yapsak, acaba bu işin sonundan daha güzele doğru evrilmiş biçimde çıkar mıyız?
Uzun zamandır içini, kendini, seçimlerini, seçtiklerini düşünmeyen herkes için, kalabalıklarda kendimizi kaybetmeden bir nefeslenme süresidir bu. Eğer iyi değerlendirebilirsek daha güçlü, daha odaklı, daha “kendini bilen” şekilde altından kalkacağız bu zamanların. Geçici olanla, kalıcı olanın ayırdına daha çok varacağız, seçimlerimiz evrilecek, değerlerimiz değişecek belki de.
Bu bir fırsat. Tüm insanlık için çok değerli bir anlama fırsatı. Çok değerli bir anlaşma fırsatı. Kendine yakınlaşma fırsatı.
Her gün kalkıp evden çıkmak için bir amacınız olduğunda, dostlarla gezmelerdeyken, yiyip içip coştuğumuzda günler daha kolay geçiyor. Şimdi daha bu işin başlangıcındayız. Yarın belki de karantina geldiğinde “ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç şey nedir” gibi bir karar vermeniz gerekse; kiminle karantinada olmayı tercih ederdiniz? Yalnız başınıza olmayı becerebilir miydiniz?
Sormaktan kaçtığımız sorular, yanıtını zaten bildiklerimiz, bilip üstünü örttüklerimiz, kendimizden kaçırdıklarımız, yüzleşmekten kaçtığımız her şey, yalnız olduğumuzda gelip kalbimize çökecek. Ne güzel değil mi? değişmekten, dönüşmekten kaçan insanlık, neye değer verdiğini bir daha gözden geçirir mi dersiniz?
Şan, şöhret, daha iyi model bir araba, en pahalı çanta, en büyük pırlanta, yeni bir kıyafet daha.. Sahip olma isteğinin yerini alan tek şey sağlık değil mi? Sarılmak istediğimiz tek şey sevdiklerimiz, ailemiz. İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta yanımızda olan sevdiklerimizi nasıl koruruz? Tek derdimiz bu şimdilerde değil mi? Geleceğe dair umutların önceliği, hastalanmamak...
İşte insanlık ipini koparmış sahip olma telaşından, yücelttiği sahte değerlerden, kendinden başkasının sorumluluğunu da eninde sonunda alması gerektiren durumlara doğru evrilirken, bu işin sonundan hepimize hayırlar çıkar mı? Neden olmasın? Kendimize, sevdiklerimize, çevremize, dünyaya daha sorumlu bireyler olmayı öğrenir miyiz?
Hayatı bir nehirde sürüklenip giden kuru bir yaprak gibi yaşamak yerine hem sorumlu hem aksiyon alarak davranmayı seçer miyiz?
Sahip çıktıklarımızı gözden geçirir miyiz?
Önem sıralamamızı günceller miyiz?
Çin’de ve İtalya’da fabrikaların sadece bir süre kapanması sonucu karbon salınımındaki iyileşmeyi gösteren haritaları görmüşsünüzdür. Eğer izin verirsek, tüm kaynaklarını sonuna kadar tükettiğimiz, tüketmek için bir an bile düşünmediğimiz dünya kendini yenilemekte çok hızlı.
Herkesin ulusal bazda böyle bir krizle karşı karşıya olduğu durumda halen çıkar peşinde koşan hükümetler, kişiler, politikacılar, şirketler bu işten almak istediklerini almış biçimde çıkabilirler mi?
Kötülüğün de eleneceğini umalım.
Dünyanın sonu senaryolarını bilirsiniz; göktaşı çarpmaları, büyük felaketler. Bir anda yok olmak mümkün mü? Hiç bilemediğimiz şeyler. Ama başımıza gelen şu anda tam da bu değil mi? Yavaş yavaş eksilmek. Öyle ya da böyle, yaşamın yenilenmesi için bir yeniden başlangıç.
Belki kişisel olarak yaratıcılığın arttığı, sevginin yeşerdiği, değerlerin yerli yerine oturduğu günlere çıkacağız, bu kapanmayı olumluya döndürmek aslında hepimizin elinde.
Çok mu iyimserim?
Makarna stoklamadık. Ama hamur açıp börek yapmayı düşünüyorum. Bu sosyal izolasyon meselesinden artı on kilo ile çıkmamayı dilerim. Hepimiz için. Kahve stokladım ama, kahve iyi ki var.
Şimdi güzel müziklerin, güzel filmlerin, dizilerin, patlamış mısırların zamanı. Sıkılmaya izin vermeyin, içinize bakın, orada türlü türlü oyunlar var.
Kendinize oyunların da farkına varma zamanı.
Sağlıklı günlerde kucaklaşmak üzere..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder