17 Haziran 2018 Pazar

Kadın ve Erkeğin Destanı...

Mantıku’t Tayr (Kuşların Diliyle veya Kuş Dili) İranlı sufi şair Ferîdüddîn-i Attâr tarafından kaleme alınmış bir manzum eserdir.

"Kadın ile erkeğin destanı" oradan gelsin o zaman :

1. Bir erkek bir kadını seviyordu ve onu görmek için çok aceleci davranıyordu.
2. Kadının duvarları yeşil renkli ve temeli sağlam olan evi Dicle'nin karşı kıyısında idi.
3. Erkeğin altın işlemeli, bahçeli ve çatısı lâle bahçesi gibi olan evi ise Dicle'nin beri kıyısında idi.
4. Erkek, ırmağın beri kıyısında kaldıysa da kadının aşkı, onun aklını başından almış idi.
5. Erkeğin gönlü,aşk hevesine kapıldıkça Dicle'ye girip karşı kıyıya geçerdi.
6. Bir gün erkek kadına dedi ki; "Bu gün gözünde bir leke gördüm. Bu leke dün gözünde yoktu."
7. Kadın dedi ki; "Artık geçmek için Dicle'ye girme ve ömrünün boynunu vurma!."
8. Erkek dedi ki; "Ben on senedir bu ırmağı geçiyorum ve Dicle'yi bir damla su gibi içiyorum.
Ben bir manda gibi her gün suya giriyorken, şimdi neden -artık girme- diyorsun? “
9. Kadın dedi ki; "Ey cânım,bu leke benim gözümde on senedir mevcut.
Dicle'ye hiç çekinmeden giren ve baktığında, gözümdeki lekeyi görmeyen; aşk idi. Mâdem aşkın bitti, Dicle'ye bir daha adım atarsan boğuluverirsin.”
10. Adam bu sırrı kavrayamadı ve ırmağa girip boğuldu.
İnsan aşk evine aklı ile girmez ve sevdiğinin kusurlarını görmez.
——o——
Hikaye böyle bitiyor.

Bana göre, aşk evine girip, her ne kusur görsek de bizi yıllar yılı yüzdüren şey gerçek aşktır.

O gözdeki lekeyi görüp onu “gül” diye sevmek ne güzel bir karardır. 

Gerçek aşk kendini saklamadan sevmek, tüm gördüklerinle sevmektir. Gerçek sevgide ikna yoktur, kendiliğindenlik en esas yoldur. 

Sevmek acıdan, ayrılıktan beslenmez, sevmek yanyanalıktan, sırdaşlıktan, yoldaşlıktan, kendin gibi durabilmekten, huzurdan beslenir.

İnsan sevdiğine her ne söylüyorsa aslında, onunla kendine seslenir.

Kendini duymayı becerebilirsen, herkesi dinleyebilirsin. Kendinle anlaşmayı becerebilirsen, anlaşamayacağın kimse yoktur.

O zaman;
Yaşasın bağzı çok sevdiklerimiz!
Yaşasın bizi sevmekte karar kılan, gözümüzdeki lekeye gül, karanfil diyenlerimiz 💕

Hayat güzel, kuşlar uçuyor.

Bunu da mutlu ve huzurlu bir güne bıraktım o zaman. Okuyan herkesin kalbi huzur dolsun dilerim.

( Buketlerin en güzeli, yazıya eşlik eden foto Grace Flowers İzmir’den. Araya reklam aldım:) Ama söyleyin çok güzel kokmuyor mu?)



12 Ocak 2018 Cuma

Özlü sözler yolunuzu gözler:)

Blogu arada seslendireyim istedim. Böyle de bir şey yaptım. Bakalım hoşunuza gidecek mi?

sevgiler, neşeler...




18 Aralık 2017 Pazartesi

Ayna ayna söyle bana..


Eski bir özdeyişte söylendiği gibi; Eğer hep her zaman yaptığını yapmayı sürdürürsen, daima her zaman aldığını alırsın.
O zaman hayattan aldıklarınıza bakın. 
Hayat size neler verdi? Neleri vermedi? Hayatın vermediğini düşündüğünüz çoğu şey aslında sizin olmasına izin vermedikleriniz de olabilir. Sizin vermedikleriniz de olabilir. 
Gerekiyorsa her zamanki gibi olmamaya cesaret edin. Değişmek için görebilmek gerek, görebilmek için ise cesaret. Önce kendinizi görün. 
Her zamanki gibi olmamaya cesaret edebilmenin yolu bana göre önce farkındalıktan geçer; farkındalığı sağlayan ise bazen bir aynadır. Aynalar başka başkadır. 
Siz uzaklardaki manzarayı izlemek için ısrar ederken size ayna çeviren biri varsa; bu çok sevimsiz bir durumdur elbet, ama aynaya bakma cesaretiniz yoksa, karşıdaki dağa tırmanma cesaretiniz de yoktur. Dağları hep uzaktan izlersiniz. 

Ben süslü yılbaşı ağaçlarını, ışıkları, yılbaşı süslerini hep çok severim. Bir de havai fişek. Yazın, boğazda bir düğün dernek olsa, bir özel gün kutlama olsa, bir yerde havai fişek atılsa da izlesem diye çok beklerim. Yaz gecelerinde boğazda atılan bütün havai fişekleri görebileceğim bir noktada durursam eğer,  işte o zaman ışıklı renklerin geceye dağılması üstüne nice öyküler yazabilirim.
Yeni yılda hep sevinirim,ama yeni yılın gelişi bir gözden geçiriş de gerektirir benim için. Her yeni yılda mutlaka geçen yılı düşünürüm. Kendimi, yaşadıklarımı, sevindiklerimi, mutlu ve mutsuz anlarımı gözden geçiririm. Bunlarda payı olanları düşünürüm. Bunlarda kendi payımı düşünürüm. 
Her yıl yeni bir şey getirsin çok isterim, hayattan aldıklarıma bakayım, memnun olmadığım şeyler varsa, o zaman her zaman yaptıklarımı yapmayayım. Hep olduğum gibi olmayayım. Verdiklerim değişsin ki aldıklarım da değişsin.
Mutlu olduğum şeyler varsa onları bırakmayayım, avucumda bir kuşmuşlar gibi koruyayım, mutlu olduğum şeyleri sıradanlaştırmayayım ki, mutlu olmaya gelecek yıl da devam edeyim onlarla birlikte. 
Mesela yoga matım, yılbaşında onu da süslemeyi düşünüyorum:)
Yeni yıl hepimize çok güzel şeyler getirsin dilerim. Yeni yıl size iyi gelmeyen şeyleri geride bıraktırsın, iyi gelen şeyleri havai fişek gibi göklerde yanıp sönen yıldızlara çevirsin, geceleriniz yıldızlı gökyüzünün altında sükunet ve huzurla geçsin.
 Geçen bir akşam Zorlu’ya uğradım da basmışlar ışığı, vermişler coşkuyu, bu ağaç da oradan. Çok güzel bir ağaç, elektrik israfını filan düşünen tarafım olmasa, ağaç harika. Ben ışıklı ağaç, top şeklinde renki süsleri çok severim. Bazen farkedilmeyecek bir noktaya gizli gizli yılbaşı süsü asmışlığım vardır; sırf ben görsem yeter. Bana kalsa her yılbaşı evin kapısına ışıklı süsler takmaya başlar, içeriye ışıklı yıldızlar asar, balkona hırsız gibi tırmanan noel baba balonunu mutlaka dışarıya sallandırırdım.
Fakat hayallerin miami gerçeklerin sirkeci olduğu şu dünyada, noel baba bıçaklayan bir ülkede yaşıyoruz nihayetinde. Yılbaşı ruhu deyince hiçbir şey anlamayanlar, çocukken pamuk ve israil tutkalıyla cama hoşgeldin 1981 yazmamış olanlardır mesela. Bizde yılbaşı ruhu hep tam. 

Şimdiden iyi yıllar canlarım! Şunun şurasında ne kaldı?

Yeni yılda aynalayanlarınız çok olsun, onları sevin.

Havai fişekleriniz bol olsun, en azından içinizde!

I wish you a merry xmasss I wish you a merry xmasss and happy new yeaarr !

Pinar

21 Kasım 2017 Salı

Farkındayım, öyleyse mutluyum!

Hayatta farkında olmadan şöyle bir durumda olabilirsiniz. Temizliyorum, düzeltiyorum zannedersiniz, nerede olduğunuzu bilmiyorsanız ömür biter yollar bitmez.

 Farkındalık insanın gerçekten kim olduğunu, seçimlerini, bu seçimler sonucu şekillenen hayatının farkına varmasıyla başlayan bir şey yol. Her ne yaşıyorsak, her ne ile karşılaşıyorsak, her ne olduysa ya da olmadıysa bu bizim seçimlerimizin eseri. Seçimlerimizin kök nedenini bulmazsak ya da bazen tam da şikayet ettiğimiz şeylerin ortasında olmayı nasıl da bizim seçimimiz olduğunu ve bu seçimlerin ne gibi nedenleri olduğunu anlamazsak herhangi bir şeyin değişmesi mümkün değil. Ne yaparsak yapalım, benzer durumların içinde yuvarlanmaya devam edeceğiz demektir. Ya da değişiyor zannedeceğiz, ama aynı kalacak. Değiştim zannedeceğiz, ama aynı kalacağız. Böylece hep aynı şeyler gelip bizi buluyor olacak.

Ne yaşıyorsak, neden yaşayamıyorsak, neye maruz kaldıysak, neyle ödüllendirildiysek, neyle tamamlandıysak, neyle eksik kaldıysak; bunlar bizim seçimlerimiz ile de oluştu. Olmayan şeylerin sorumlusu olarak başkalarını saymak, hedeflediğiniz hali, durumu yaşamadığınız için suçu hayata ve diğerlerine yüklemek, kendimizi bütün harikalığımıza rağmen “tutturamamış” görmenin kadersel yanlarına yaslanmak yine bir seçim. Oldukça da körlük içinde bir seçim.

Neyim zannediyorsanız o değilsiniz.

İnsanın kendi karanlığı ile uğraşması, kendi geçmiş çukurunda debelenmesi eşsiz bir çaba ve doğru yollarla uğraşmayı bilebilmek ise eşsiz bir imkan. “Evren bana versin” dediğiniz noktada kendinizi, neyi neden seçtiğinizi, neyin içinde neden durduğunuzu, neyin içinden neden çıktığınızı, çevrenizdeki tüm herşeyi apaçık bir gözle göremediğiniz durumda iseniz hiç kimse size hiçbir şey vermez. Hatta gidip vermeyeni bulursunuz. Size iyi gelmeyecek şeylere bağlanır, kendi boşluğunuzda ne olduğunun farkına varmadıysanız o iyi gelmeyen şeyden sürekli bir iyilik hali çıkarma peşinde, bazen de çok açken kırıntılara şükrederek hayatınızı tüketirsiniz. Sonuçta bir türlü istediğiniz gibi gitmediğinde, sonunda iyi bir şey çıkmadığında ise herkesin eğilimi kendinin harikalığına ama karşısındakinin fenalığına, eksikliğine olanı biteni yıkmak, ya da hayatı bundan sorumlu tutmak, kadersel bir ağıt yakmaktır.

Karşındakine ayna tutmak ise ancak kendini bilen birey için geçerli olabilir, kendini bilemeyen biri, bildiğini düşünüp göremeyen biri kimseye ayna olamaz, çünkü anca yine kendini yansıtır. Hayatınızda ahenk bozucu herhangi bir şeye bakıp, size üzen herhangi bir şeye bakıp, size sıkıştıran herhangi bir şeye bakıp “benim yüzümden” diyebilmek epey cesaret isteyen bir durum.
Sarsılmaz bir cesarete, umutlu ve rahat bir mutluluğa sahip olabilmek için insanın önce kendi acı yemeğinin karışımına hakim olması gerek. O yemeğe o kadar acıyı siz attınız, şimdi yiyemiyorsanız farketmez, yemeği pişiren yine sizsiniz.

18 yaşımdan beri Hindistanlar aşramlar mantralar yantralar arasında epey bir mesaim oldu. Farkındalıkla ilgili bir şey yazma isteğim ise upuzun yıllardır hiç yoktu, çünkü farkındalık denilen şeyin içten dışa oluşan bir şey olduğunun unutulduğu, dışarıdan yapılan çalışmalarla, empoze edilen şeylerle elde edilen bir şey olmadığını, dahası dışsal yollarla elde edilen şeylerin süpersonik biçimde geçici olduğunu anlayalı upuzuuun zamanlar olmuştu. Ama şimdi bu notlar bu hafta sonu Yoga Eğitmenliği dersinde canımız Çağ’ın anlattığı şeyler sırasında birden oluştu ve ters bir duruşta burnumdan ter damlarken kalbimden süzülüp deftere düştü.

Bunlar yeni oluşmadı, yıllardır birikti, süzmek ve yazmak ancak oldu. Anlayanlar olacaktır, ben de paylaşmak istedim.

Her nasılsam, neler oluyorsa şimdi; evren filan aniden vermedi.

Ben seçtim. Geçmişimi ben seçtim, bu günümü seçiyorum, geleceğimi şimdi seçtiklerimle açık bir gökyüzüne çiziyorum.

Mutluyum.

Ps. Kendinize guzellik yaparak Çağ Rical Gürle’nin muhtemelen Mart ayında yeniden açacağı Yoga Eğitmenliği eğitimine katılmanızı içtenlikle dilerim. Yogayı muhteşem şekilde bilmenize hiç mi hiç gerek yok. Biraz biliyorsanız ileri seviye eğitimine de katılabilirsiniz. Çağ’ın eğitimi size sadece bedeninizin değil, duygularınızın da kıyılarını görmek için harika bir yolculuğa çıkarıyor. Bir de eşsiz şeyler öğrenebileceğiniz şuralar buralar için; İstanbul Psikodrama Enstitüsü, İstanbul Spontanite tiyatrosu. Çok neşeliyim. Teşekkür ederim.